Avusturya'da Müslümanlara yönelik yaklaşım üç düzeyde şekillenmektedir: Kamuoyu araştırmalarıyla oluşan algı, bu algıyı pekiştiren siyasi söylem ve giderek genişleyen kurumsal güvenlik mekanizmaları. “Siyasal İslâm” kavramı başörtüsünden sosyal yardımlara, okul politikalarından aile birleşimine kadar uzanan geniş bir alanın gerekçesi haline gelmiştir. Ortaya çıkan tablo, entegrasyon tartışmasının giderek dini kimlik ekseninde yürütüldüğünü ve Müslümanların kolektif biçimde toplumsal sorun alanı olarak konumlandırıldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Dr. Mustafa Berat Keskin/ Türk Alman Üniversitesi
Son dönemde Avusturya'da yayımlanan kamuoyu araştırmaları, hükümet temsilcilerinin açıklamaları ve eyalet düzeyinde hayata geçirilen yeni uygulamalar, ülkede entegrasyon meselesinin giderek daha belirgin biçimde İslâm ve Müslümanlar ekseninde ele alındığını ortaya koymaktadır. Göç, uyum ve birlikte yaşam gibi başlıklar artık yalnızca sosyal politika alanına ait teknik meseleler olarak değerlendirilmemektedir. Toplumsal kaygılar, güvenlik dili ve siyasi kampanyalarla iç içe geçen geniş bir tartışma alanına dönüşmüş durumdadır. Bu sürecin merkezinde ise Integrationsbarometer, yani Avusturya Entegrasyon Barometresi yer almaktadır. Entegrasyon Barometresi, Avusturya Entegrasyon Fonu (Österreichischer Integrationsfonds – ÖIF) tarafından yaptırılan ve toplumun göç ile entegrasyona bakışını ölçmeyi amaçlayan düzenli bir kamuoyu araştırmasıdır. Aralık 2025'te yayımlanan son çalışma, ÖIF'nin siparişiyle kamuoyu araştırmacısı Peter Hajek tarafından hazırlanmış, sonuçlar ise Entegrasyon Bakanlığı ile birlikte kamuoyuna sunulmuştur. Bu kurumsal yapı, araştırmanın yalnızca toplumsal eğilimleri ölçen teknik bir anket olmanın ötesinde, doğrudan hükümet politikalarıyla bağlantılı biçimde dolaşıma sokulan bir araç niteliği taşıdığını göstermektedir.
Söz konusu çalışmanın verileri, Avusturya toplumunda entegrasyon konusundaki memnuniyetsizliğin yüksek düzeyde seyrettiğini ortaya koymaktadır. Ankete katılanların yüzde 72'si entegrasyonun kötü ya da çok kötü işlediği görüşündedir. Katılımcıların yüzde 68'i ise Avusturya'nın göçü yönetebileceğine güvenmemektedir. Araştırmayı hazırlayan Peter Hajek, bu değerlendirmelerin yıllardır neredeyse değişmediğini ifade etmekte, yaklaşık yüzde 15'lik bir kesimin göçe kategorik biçimde karşı olduğunu belirtmektedir. Geri kalan çoğunluk ise ancak belirli çerçeve koşulları sağlandığında göçe olumlu yaklaşmaktadır.
Bu tablo, göç ve entegrasyon hususunda Avusturya toplumunda uzun süredir devam eden bir huzursuzluğa işaret etmektedir. Ancak araştırmanın en dikkat çekici boyutu, farklı toplumsal gruplarla birlikte yaşama algısında ortaya çıkan keskin farktır. Ukraynalılarla birlikte yaşamda "iyi işliyor" diyenlerle "kötü işliyor" diyenler arasındaki fark artı 24 puan iken, Müslümanlarla birlikte yaşamda bu denge eksi 41 puana düşmektedir. Bu fark, entegrasyon tartışmasının genel göç olgusundan ziyade özellikle Müslüman kimliği etrafında yoğunlaştığını göstermektedir. Birlikte yaşamanın iş yerinde "iyi işliyor" diyenlerle "kötü işliyor" diyenler arasındaki fark artı 27 puan iken, okullarda bu denge eksi 30'a, kamusal alanlarda ise eksi 43'e düşmektedir. Bu dağılım, gündelik temasın gerçekleştiği alanlara göre algının ciddi biçimde değiştiğini ortaya koymaktadır. Özellikle okullar ve kamusal alanlar, toplumsal gerilimlerin yoğunlaştığı mekânlar olarak öne çıkmaktadır. Bu alanlar, farklı toplumsal grupların en sık karşı karşıya geldiği yerler olması nedeniyle entegrasyon tartışmasının da merkezine yerleşmektedir.
Yüzde 73 başörtüsü yasağını destekliyor
Araştırma sonuçları, toplumun öncelikli kaygı alanlarını da ortaya koymaktadır. İlk sırada hayat pahalılığı yer almakta, onu sağlık ve bakım sistemi izlemektedir. Bu başlıkların ardından gelen sıralamada "siyasal İslâm" dördüncü sırada bulunmakta, hemen arkasından göç ve entegrasyon gelmektedir. Bu tablo, "siyasal İslâm"ın Avusturya kamuoyunda artık yalnızca kültürel bir başlık olarak değil, göç ve entegrasyonla birlikte ele alınan temel kaygı alanlarından biri haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Entegrasyon Barometresi, yalnızca algıları değil, aynı zamanda sert politikalara verilen toplumsal desteği de gözler önüne sermektedir. Ankete katılanların yüzde 86'sı entegrasyon yükümlülüklerine uymayanların sosyal yardımlarının azaltılmasını desteklemektedir. Katılımcıların yaklaşık yüzde 80'i sosyal yardımların ancak entegrasyon süreci tamamlandıktan sonra verilmesi gerektiği kanaatindedir. Yüzde 73'lük bir kesim başörtüsü yasağını desteklemekte, yüzde 68'i ise aile birleşimine getirilen kısıtlamaları olumlu bulmaktadır. Bu oranlar, temel hak ve özgürlükleri doğrudan etkileyen düzenlemelerin toplumun geniş kesimleri tarafından kabul gördüğünü ortaya koymaktadır.
Bu tabloyu siyasi düzlemde en aktif biçimde kullanan aktör ise iktidardaki Avusturya Halk Partisi'dir (ÖVP). Parti, Integrationsbarometer verilerini sosyal medya kampanyalarına taşıyarak Instagram'da şu mesajı paylaşmıştır: "Biliyor muydun? İnsanların üçte ikisi Müslümanlarla birlikte yaşamayı zor buluyor." Paylaşım, "Entegrasyon bir teklif değil, zorunluluktur" ifadesiyle tamamlanmıştır. Böylece istatistiksel bir araştırma sonucu doğrudan siyasi bir mesaja dönüştürülmüş, Müslümanlar entegrasyon sorunlarının merkezine yerleştirilmiştir. Bu paylaşım muhalefet cephesinde sert tepkilere yol açmış; Maliye Bakanı Markus Marterbauer ile Viyana Belediye Başkanı Michael Ludwig ÖVP'yi eleştirmiştir. SPÖ'ye bağlı Sosyalist Gençlik örgütü ise bir adım daha ileri giderek ÖVP'yi ve Entegrasyon Bakanı Claudia Plakolm'u "Müslüman karşıtı kışkırtma" gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Böylece tartışma yalnızca siyasi düzeyde kalmamış, hukuki boyuta da taşınmıştır.
ÖVP Genel Sekreteri Nico Marchetti ise eleştirileri reddetmiştir. Paylaşımın bilimsel bir araştırmaya dayandığını savunmuş ve görevlerinin yalnızca olumlu haberlerle ilgilenmek değil, Avusturyalıların kaygılarını ciddiye almak olduğunu belirtmiştir. Marchetti ayrıca Avusturya'nın entegrasyon için zaten çok şey yaptığını, ücretsiz Almanca kursları gibi imkânlar sunduğunu ifade etmiştir. Sorunun, bu imkânların yeterince kullanılmaması olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda dile getirdiği "devleti istismar edenler için sıfır tolerans" sözleri dikkat çekicidir. Marchetti, iltica hakkı almış yaklaşık 48 bin kişinin çalışmadığına da işaret ederek tam da burada işe başlanması gerektiğini ifade etmiştir.
"Güvenlik politikaları"
Toplumsal algıdaki bu sertleşme, yalnızca söylem düzeyinde kalmamaktadır. Aşağı Avusturya eyaletinde kurulan "Radikal İslam Gözlem Merkezi", bu sürecin kurumsal boyutunu ortaya koyan en somut adımlardan biri olmuştur. Eyalet yönetimi bu yapıyı radikalleşme eğilimlerini erken aşamada tespit etmeyi amaçlayan bir erken uyarı sistemi olarak tanımlamaktadır. Merkez, Wiener Neustadt Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'ne bağlı Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından bilimsel olarak desteklenecek ve Eyalet Güvenlik Konseyi'ne düzenli rapor sunacaktır. Aşağı Avusturya Eyalet Başbakanı Johanna Mikl-Leitner, Taylor Swift konserinin iptaline yol açan olası saldırı planını örnek göstererek radikalleşmenin ani değil, yavaş ve çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen bir süreç olduğunu ifade etmektedir. Başbakan Yardımcısı Udo Landbauer ise bu adımı bir "güvenlik politikası dönüm noktası" olarak nitelendirmekte ve artık saldırılar gerçekleştikten sonra değil, öncesinde müdahale edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Landbauer, Müslüman kız çocuklarının yüzme derslerine katılmaması ya da "zorla örtünmesi" gibi örneklerin özgür ve demokratik düzene yönelik hedefli ve sistematik bir tehdit oluşturduğunu savunmaktadır. Mikl-Leitner ise Nisan 2025'te kabul edilen "Radikal İslam'a karşı eylem planını" hatırlatarak anaokullarında ebeveyn yükümlülüklerinden okul yönetmeliklerine ve kamu personeline yönelik disiplin düzenlemelerine kadar uzanan geniş bir önlem paketine işaret etmektedir.
Resmî söylemde din özgürlüğünün hedef alınmadığı özellikle vurgulanmaktadır. Buna rağmen öğretmenlerin ve belediyelerin "şüpheli" durumları bildirmeye teşvik edilmesi ve henüz suç teşkil etmeyen davranışların da izleme kapsamına alınması dikkat çekmektedir. Böylece radikalleşme ile gündelik dini ve kültürel pratikler arasındaki sınır giderek bulanıklaşmaktadır.
Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Avusturya'da Müslümanlara yönelik yaklaşım üç düzeyde şekillenmektedir: Kamuoyu araştırmalarıyla oluşan algı, bu algıyı pekiştiren siyasi söylem ve giderek genişleyen kurumsal güvenlik mekanizmaları. "Siyasal İslâm" kavramı başörtüsünden sosyal yardımlara, okul politikalarından aile birleşimine kadar uzanan geniş bir alanın gerekçesi haline gelmiştir. Ortaya çıkan tablo, entegrasyon tartışmasının giderek dini kimlik ekseninde yürütüldüğünü ve Müslümanların kolektif biçimde toplumsal sorun alanı olarak konumlandırıldığını açık biçimde ortaya koymaktadır.