BAE'nin normalleşme misyonu

Mehmet Rakipoğlu / ORSAM Ortadoğu Araştırmaları
26.11.2021

BAE'nin Türkiye ile normalleşme kararının arkasında Abu Dabi'nin pragmatist siyasi adımları yatıyor. BAE birçok jeopolitik gerçeklikle yüzleşti ve Türkiye ile ilişkilerdeki gerilimin dozunu düşürmek zorunda kaldı.



2010 sonrası Ortadoğu'daki bölgesel düzende hırslı ve aktif bir dış politik tavır sergileyen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) oldukça pragmatist adımlar atıyor. Abu Dabi veliahtı Muhammed bin Zayid'in büyük oranda fiili kontrolünde olan BAE dış politikasında son dönemde bu minvalde değerlendirilebilecek birkaç adımdan bahsedilebilir. Bunlardan en göze çarpanı BAE'nin Suriye politikası bağlamında atılan adımlardır. İkincisi ise Türkiye ile yakınlaşmadır.

Esed rejimini benimsemek

9 Kasım'da BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Şam'da Esed ile görüştü. 10 yıl sonra BAE'den Suriye rejimine yönelik en üst düzey ziyaret olan bu adım Abu Dabi'nin pragmatist dış politika adımlarından biri olarak değerlendirilebilir. Bin Zayid'in bu ziyareti aniden gelişmeden ziyade bir sürecin devamı olarak okunabilir. Nitekim BAE 2018'de Şam'daki Büyükelçiliğini yeniden açmış ve Esed rejimi ile diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmiştir. Öte yandan bölgedeki Ürdün, Cezayir ve bazı Arap ülkelerinin de Esed rejimi ile normalleşme yönünde adım attıkları görülmektedir. Dolayısıyla BAE, Esed rejimi ile normalleşme sürecini başlatmış ve bölge ülkeleri arasında bu siyasette Abu Dabi'nin peşine takılanlar olmuştur. Bu anlamda Esed karşıtlığını Arap Birliği gibi örgütlerde şiddetle dile getiren ve Suriye'nin Dostları gibi oluşumlarda aktif rol alan BAE, ABD'nin Sezar yaptırımlarına rağmen Esed ile diplomatik ilişki kurmuştur. Suriye sahasında DEAŞ ile mücadelede askeri unsurları öne çıkaran BAE zaman içerisinde Esed rejimi ile iş birliği yapmaya başlamıştır.

Birçok Batılı kaynak BAE'nin DEAŞ ile mücadele sırasında Esed rejimine ait karadan havaya füze bataryalarının değişimine destek sağladığını iddia etmiştir. Birçok Körfez ülkesinin aksine Rusya'nın Eylül 2015'teki Suriye'ye girişini ve sivillere yönelik katliamlarını kınamayan BAE, Körfez'de Esed rejimine yönelik politikada farklı bir çizginin başını çekmiştir. Dahası dönemin BAE Dışişleri Bakanı Enver Gargaş Rusya'nın müdahalesini ortak düşmana karşı açılan savaş bağlamında değerlendirip desteklemiştir. 2018'de Şam'da Büyükelçiliği geri açan ilk Arap ülkesi olan BAE, zamanla Esed rejimi ile diplomatik temasları artırmıştır. 2020'nin ilk aylarında veliaht bin Zayid ile Esed arasında 2012'den bu yana ilk telefon görüşmesi gerçekleşmiştir. Esed rejimine covid-19 salgını ile mücadele noktasında sağlık yardımı gönderen BAE, aynı zamanda Şam'daki kamu binalarının, su ve termal tesislerin de altyapısının yenilenmesi konusunda yardım sağlamıştır.

Motivasyonlar

Birçok Batılı analist, BAE'nin Esed rejimi ile yakınlaşmasının bir boyutunun Türkiye'nin sınırlandırılması ile alakalı olduğu iddia etmektedir. Bu anlamda Abu Dabi, Şam sınırlı Butik Suriye rejiminin başındaki Esed'i destekleyerek Türkiye'nin İdlip ile meşgul olmasını istemektedir. Söz konusu durumla Türkiye'nin Libya'dan uzak tutulması ve darbeci Hafter'in iktidarını kolaylaştırması hedeflenmiştir. Ayrıca BAE, bu adımı ile Esed rejimi ile Hafter arasında sinerji ve iş birliği zemini hazırlamış, akabinde bu kapsamda ziyaretler gerçekleşmiştir.

Her ne kadar birtakım analizcilere göre BAE'nin Esed rejimi ile normalleşmesi ve iş birliğini artırması İran'ın Suriye'deki nüfuzunu dengeleme adına bir adım olarak görülse de bu iddianın hayata geçmesi düşük ihtimal. Nitekim Esed rejiminin İran ile müttefikliği köklü bir geçmişe ve kurumsal bir zihne dayanıyor. Ayrıca 1970-2005 yılları arası Körfez ülkeleri Esed rejimini desteklemesine rağmen Suriye İran ittifakından kopmamıştır. Dolayısıyla BAE'nin Esed ile yakınlaşmasını İran'ı dengeleme üzerinden okumak eksik kalıyor. Nitekim birçok uzmana göre BAE'nin Esed ile normalleşmesi İran'ın Suriye'de elini güçlendirmektedir. BAE'nin Esed rejimi ile normalleşme sonrası artan iş birliği Abu Dabi'nin kurmak istediği bölgesel düzen inşası ile doğrudan ilintilidir. Bu anlamda BAE uzun zamandır- bir anlamda da İsrail'in isteği, desteği ve onayı ile- bölgede seküler, askeri diktatörlükler kurmak istiyor. Esed rejimi de BAE'nin bu bölgesel düzen hedefinde kullanışlı bir araç. Abu Dabi'nin Arap ayaklanmaları öncesi statükoya dönme yönünde istekli olduğu söylenebilir. Söz konusu durum BAE'yi Esed, Hafter, Rusya ve Çin gibi askeri unsurları öne çıkaran baskıcı rejimlere yakın kılıyor.

Türkiye ile yakınlaşma

Normalleşmeyi daha rasyonel zemine taşıyan açıklama pragmatist politikalarda yatıyor. Bu anlamda BAE, ABD'ye rağmen Esed ile normalleşerek savaş sonrası kurulacak Suriye'nin ekonomik mücadelesinde yer almak istiyor. Özellikle yeniden inşa ve enerji akışında söz sahibi olmak BAE'nin ekonomik vizyonu ile uyuşuyor. Bu anlamda iki ülke iş adamları arasında kurulan konsey ve gerçekleştirilen görüşmelerle ekonomik ilişkiler önemseniyor. Dolayısıyla BAE'nin Esed ile yakınlaşmasının bir boyutu ticari kaygılar. Ayrıca BAE, ABD'nin Suriye'deki zayıf duruşundan faydalanarak ve Rusya-Çin ekseni ile iş birliği yürüterek Esed rejiminden faydalanmak istiyor.

2021'in başından beri bölge ülkeleri arası gerilim rüzgarının yönü değişmiştir. Körfez içi rekabet Katar odaklı olmaktan çıkıp Suudi Arabistan-BAE eksenine kaymıştır. İran ile Körfez ülkeleri arası gerginlik yerini müzakerelere bırakmıştır. Benzer bir süreç BAE-Türkiye ilişkilerinde de görülmektedir. Bu anlamda başta Enver Gargaş olmak üzere birçok BAE'li üst düzey yetkili Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde olumlu açıklamalar yapmıştır. Söz konusu adımlar Türkiye tarafından olumlu karşılanmıştır. Başta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu olmak üzere üst düzey Türk yetkililer BAE ile normalleşmeye sıcak bakmışlardır. İki ülke arasında Arap devrimleri sonrası gerginleşen ilişkilerin normalleşme yönünde evirileceğini gösteren en önemli gelişme Ağustos ayında yaşanmıştır. BAE ulusal güvenlik danışmanı Tahnun bin Zayid Ankara'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştür. 2020'de kurulan Mali ve Ekonomik İşler Yüksek Kurulu Başkanı olan Tahnun'un sürpriz ziyareti Abu Dabi-Ankara hattında yakınlaşma olarak okunabilir. Dahası 24 Kasım'da Abu Dabi veliahtı Muhammed bin Zayid'in Ankara'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. BAE-Türkiye ilişkilerinin son on yılına bakıldığında ziyaretin kritik öneme haiz olduğu söylenebilir. Nitekim 10 yıldır böylesi üst düzey görüşme gerçekleşmemiştir. BAE'nin Türkiye ile normalleşme kararının arkasında Abu Dabi'nin pragmatist siyasi adımları yatmaktadır. Bu anlamda BAE birçok jeopolitik gerçeklikle karşı karşıya kalmış ve Türkiye ile ilişkilerdeki gerilimin dozunu düşürmek zorunda kalmıştır. ABD'de Körfez'e açık çek veren Trump yerine Körfez'i zora sokan Binden iktidarı; Mısır-İsrail gibi bölge ülkelerinin Türkiye ile normalleşme süreci başlatması; Suudi Arabistan gibi bir müttefikle siyasi-ekonomik rekabet yaşaması; Ankara'nın Libya, Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Karabağ gibi yerlerde askeri kazanımlar elde etmesi ve ekonomik kalkınmaya odaklanılması BAE'nin Türkiye ile normalleşme isteğini açıklayan dinamikler olarak sıralanabilir. Dolayısıyla BAE, Türkiye'nin dış politikasına yön veremeyeceğini anlamış ve Ankara'nın bağımsız dış politikasını bir nevi kabullenmiş görünüyor. Bununla birlikte BAE'yi asıl harekete geçiren dinamik ekonomidir. Suudi Arabistan ile bölgesel ticarette lider olma yolunda rekabet halinde olan BAE, Türkiye'nin jeopolitik açıdan önemli olan konumunu kullanarak İran üzerinden yeni bir ticaret koridoru açmak istiyor. Bu kapsamda İran ile de yakınlaşan BAE, Türkiye ile ticari-ekonomik ilişkileri önceliyor. İki ülke arasındaki ekonomik ve ticari bağları güçlendirecek kurumsal adımlar atılmıştır. Bu anlamda Türkiye-BAE Ortak Ekonomi Komitesi bir araya gelmiş ve İş Konseyi anlaşması yenilenmiştir. Ayrıca 9 milyar dolar civarında olan ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması hedeflenmiştir. İki ülke ekonomi bakanlarını bir araya getiren Karma Ekonomi Komisyonu'nun toplanması ve üst düzey yetkililerin ticari ilişkilerin geliştirildiğine dair beyanları da Türkiye-BAE ilişkilerinin yeni bir döneme girdiğini gösteriyor. Ayrıca BAE, Türkiye'ye ciddi miktarda yatırım yapma planları içindedir. Söz konusu yatırımların 20 milyar dolar civarındaki kısmı noktasında mutabık kalındığı birçok Batılı medya kaynağına yansımıştır. Dahası Türkiye'deki BAE yatırımının önümüzdeki yıllarda 100 milyar dolar daha artırılması beklenmektedir. BAE'li birçok firmanın yatırım yapacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla BAE, Türkiye ile ideolojik farklılıklara rağmen ekonomiyi önceleyerek normalleşme sürecini hızlandırmak istiyor.

Sonuç olarak BAE dış politikasındaki Esed ve Türkiye ile normalleşme adımları temelde pragmatist bir adım olarak okunabilir. Arap dünyasında Esed rejimi ile normalleşme yönünde genel bir örüntü olmasına rağmen BAE bu trendin başını çekiyor ve başta Suudi Arabistan olmak üzere "müttefiklerinin" bu yönde adım atmalarını teşvik ediyor. Ürdün, Cezayir gibi ülkelerin rejimle normalleşme hikayelerine benzer şekilde BAE de ekonomi ve güvenlik bağlamındaki motivasyonlarla normalleşmeyi iş birliğine dönüştürüyor. BAE'nin Esed ile normalleşmesini asıl açıklayan değişken Abu Dabi'nin bölgesel demokratikleşme dalgasına karşı takındığı ideolojik pozisyon ve ekonomiyi önceleyen pragmatist siyasetidir. Bu anlamda BAE, İsrail'in bölge politikalarına hizmet ederek Arap dünyasındaki otoriter rejimlerin istikrarını savunuyor. Dolayısıyla Abu Dabi, Esed ile normalleşerek demokratik devrim dalgasına karşı duruşunu koruyor ve ekonomik çıkarları önceliyor. BAE'nin Türkiye ile normalleşme adımları ise Abu Dabi-Ankara arasındaki rekabetin sona ermesi anlamına gelmiyor. Nitekim BAE, Türkiye ile yakınlaşırken Türkiye karşıtı kampı terk etmedi ve kısa vadede terk etmesi uzak bir ihtimal. Öte yandan BAE, Türkiye'deki yatırımlarını 2023 seçimleri ve sonrasında iç siyasete yön verme noktasında araç olarak kullanma potansiyeline sahip. İlişkilerin normalleşmesini tehdit eden bir diğer gelişme de ABD'de yaklaşan seçimler ve Trump'ın tekrar seçilmesi. Söz konusu durum covid-19'un küresel ekonomideki yıkıcı etkisinin azalmasıyla birlikte gerçekleşirse iki ülke arasındaki normalleşme ve iş birliği zemini yerini çatışma, gerginlik ve rekabete bırakabilir.

[email protected]