Batı medyasının Erdoğan saplantısı

Dr. Yusuf Özkır / Medipol Üniversitesi
05.05.2018

Aslında Erdoğan karşıtlığının büyük ölçüde Türkiye karşıtlığını örtmenin yöntemlerinden biri olarak kullanıldığını belirtmek gerekir. 24 Haziran seçimlerine verilen ilk tepkilerde böylesi yoğun bir eleştirel dilin kullanılması, Batı medyasının seçim yaklaştıkça giderek daha hırçın ve saldırgan bir aşamaya geçeceğinin işaretidir.



24 Haziran erken seçimleri Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yaşamı içinde önemli bir eşik. Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923’ten bu yana sistemsel değişimlerin ilki 14 Mayıs 1950 seçimleri ile yaşanmış ve Türkiye tek parti döneminden çıkarak çoğulcu bir siyasal atmosfere adım atmıştı. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumda ise toplum Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçilmesi konusundaki tasarıya evet diyerek Türkiye’yi daha fazla büyütecek ve güçlü hale getirecek bir yol haritasına evet demiş oldu.  24 Haziran’da yapılacak erken seçim ile birlikte Türkiye tümüyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiş olacak ve yürütme ile yasama arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesinin daha etkin bir şekilde uygulanma fırsatı doğacak. Türkiye’nin yaşadığı bu tarihi değişim ve dönüşüm süreci hem 16 Nisan referandumu esnasında hem de şimdilerde Batı medyası tarafından irrasyonel bir yaklaşımla şeytanlaştırılarak habere dönüştürülüyor. 

Aslında linç edilmek istenen Yeni Türkiye

Batı medyası tarafından yapılan eleştirilerin odağında ise AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var. Toplum desteği ile Türkiye’nin yarınlarda daha güçlü olabilmesi için inşa edilen yeni sisteme yönelik yayınlarda Erdoğan adeta hedefe konuluyor ve aslında onun nezdinde Türkiye’nin yakın ve uzun vadede gerçekleştirmeyi istediği projeler linç edilmek isteniyor.

Avrupa medyasında yer alanseçim haberlerine bakıldığında sistemsel dönüşüm ve Türkiye’nin kat ettiği mesafe sağlıklı bir şekilde irdelenmek yerine kısır dar konular etrafında dolaşıldığı görülüyor. Türkiye’nin terörle mücadelesi sanki Kürtlerle mücadele imiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Türkiye’nin FETÖ ile mücadele konusunda yaptığı hukuki uygulamalara destek verilmediği gibi FETÖ’nün koruyuculuğu yapılıyor. Ayrıca Türkiye ekonomisinin sekteye uğrayabilmesi için de her türlü medya manipülasyonu yapılmaktan geri durulmuyor. 24 Haziran seçimleri öncesinde yapılan yayınlarda da benzer saplantılar var.

24 Haziran “endişesi”

Batı medyasının 24 Haziran sürecini nasıl gördüğünü birkaç örnek üzerinden irdelendiğinde önyargılı bir yaklaşımın tekrar ettiği görülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 Nisan’da MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüştükten sonra erken seçim tarihini açıklaması Fransızların ünlü Le Monde gazetesi tarafından “Erdoğan kendi iktidarını korumak için seçim ilan etti” şeklinde aktarılmış. İngiltere’de yayın yapan Guardian gazetesi yazarı Simon Tisdall son yıllarda Avrupalıların diline pelesenk olan bilindik o diktatör vurgusunu tekrarlamış. Tisdall seçimle birlikte güya “Erdoğan’ın diktatörler kulübündeki yerini garantileyeceğini” iddia ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mısır’ın darbeci lideri Abdülfettah Sisi’yi aynı kefeye koymuş.

Medyanın yeni taktiği

ABD medyası da farklı değil. Mesela New York Times’da yer alan ifadelerde Erdoğan’ın hem muhalefeti zayıflatmak hem de daha çabuk baş-kan olmak için seçimi erkene aldığı vurgulanmakta ve buradan da artık klasik hale gelen otokratikleşme hikayesine geçiş yapılmaktadır. Aynı söylemin İngiliz The Daily Telegraph gazetesinde de olduğu görülüyor. Wall Street Journal da erken seçim kararını Erdoğan’ın ekonomik büyüme trendin-den faydalanmak için yaptığını vurgulayarak habere dönüştürmüş. Bu yayınlarda da görüldüğü üzere eleştiri sınırlarını aşarak giderek bir saplantı haline dönüşen Erdoğan karşıtlığı Batı medyasında yeni değil. Bilindik bir geçmişi var ve aslında genellikle bir maske işlevi görmektedir. 

Fahrettin Altun 21 Şubat’ta Sabah gazetesinde yayınlanan yazısında küresel medyadaki Türkiye karşıtı haberlerden bazılarını aktardıktan sonra “Bütün bunların altında Türkiye düşmanlığı var” ifadesiyle teşhisini koyuyor.

Devamında ise “Bu Türkiye düşmanlığını da Erdoğan düşmanlığı ile meşrulaştırmaya çalışıyorlar” diyerek Batı medyasının yeni taktiğinin ne olduğunu özetliyor. Son yıllarda bu karşıtlığın yeni bir forma bürünerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan adı bağlamında öne çıkartıldığı görülüyor. 24 Haziran seçimleri ilan edildiğinden bu yana yapılan yayınlar da bunu bir kez daha göstermektedir. Böylece medyada üretilen Türkiye karşıtı içerik Erdoğan adı ile örtülerek gerçek hedef perdelenmiş oluyor. Batı’ya özgü olan bu kurnazlık türünün izleri geçmişe doğru sürüldüğünde Sultan İkinci Abdülhamit adının da batı medyasında benzer bir işlevle kullanıldığı görülmektedir.

Bununla birlikte Batı medyasında yer alan Erdoğan karşıtı içeriğin arka planı da yeni sayılmaz. Erdoğan’ın Refah Partisi’nde siyaset yaptığı 90’lı yıllarda sadece Erdoğan değil Refah Partisi bir bütün olarak Batı’nın hedefindeydi. Refah Partisi’nin 28 Şubat darbesi ile iktidardan düşürülme-sinin ve yine Erdoğan’ın aynı sürecin yansıması olarak hapse gönderilmesinin arkasında Batı desteği medya düzeyinde de siyasi düzeyde de hep var olmuştu. Bu konudaki beyanatlar arşivlerde kayıtlıdır.  Erdoğan’ın liderliğinde kurulan AK Parti’nin 3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte Türkiye’yi yönetmeye başlamasından sonra geçen 16 yıllık süreç içerisinde Batı medyası kendi çıkarları ile uyumlu gördüğü ara dönemler dışında Erdoğan karşıtı bir söylemi revaçta tutmaktan vazgeçmedi. Batı medyası Erdoğan’a pozitif bakıyor gibi göründüğü ara dönemlerde bile onu tehdit etmek için mesaj vermekten geri durmamıştı. Bu bağlamda TIME dergisinin Erdoğan’ı kapağına taşırken tercih ettiği Erdoğan fotoğrafı ve kullandığı ‘Erdoğan’ın Yolu’ başlığı oldukça ima içermektedir. Kasım 2011’de Erdoğan’ı kapağına taşıyan TIME bir taraftan Erdoğan’ı Arap Baharı’nın başladığı ülkelere model olarak sunarken diğer taraftan “Pro-İslamic Leader” ifadesine yer vererek klasik oryantalizmin kavramlarından birini de kullanmıştı. Bu kavram ve manşette yer verilen “Erdoğan’ın Yolu” ifadeleri belirli bir bağlama hapsederek anlam üretilmesi açısından iyi bir örnektir.

Tayyip Erdoğan karşıtlığının arkeolojisi

Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti’nin 3 Kasım 2002 seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkması Batı medyasında neredeyse bu-günleri aratmayacak önyargılı başlıklarla duyurulmuştu. Mesela seçimin hemen ertesinde 4 Kasım 2002 tarihli Akşam gazetesinde yer alan haber “Batı medyasında AKP şoku” başlığı ile aktarılmış. Haber şöyle devam ediyor:

“CNN International sonuçları “Siyasi deprem” olarak nitelendirdi. AFP “Siyasi istikrar tehlikede” yorumunu yaptı. AP ise AKP’nin seçim zaferinin altında tepki oylarının yer aldığını belirterek daha dengeli bir başlık kullanmış. Seçim sonuçları için

AFP tarafından tercih edilen “siyasi istikrar tehlikede” başlığı aslında Batı medyasının Türkiye’de siyasi istikrar algısının onların hafızasında ne ile sınırlı olduğuna işaret etmektedir. 3 Kasım seçimlerinden önce üçlü koalisyon hükümeti döneminde Türkiye’nin yaşadığı büyük ekonomik çöküntü ve 28 Şubat darbesinin devam eden baskıcı uygulamalarının geçerli olduğu bir sürecin istikrar gibi sunularak sandıktan çıkan “tek başına iktidar tercihi-ni” tehlike olarak görebilmek tam olarak tersinden bakışın bir tezahürü olarak yorumlanabilir. Seçim sonuçlarının CNN tarafından “Siyasi deprem” olarak yorumlanması da şimdilerdeki CNN yayınlarının nasıl bir arka plana sahip olduğunu göstermektedir. 3 Kasım 2002’de Erdoğan liderliğindeki AK Parti’nin tek başına hükümet kurabilecek bir oy oranına ulaşmasına verilen sıcak tepkinin böylesine önyargılı ve negatif olması hem gazeteciliğin temel ahlaki kuralları açısından hem toplumun iradesine saygı bakımından oldukça problemlidir.

Daha da hırçınlaşacak

2002’den bu yana Batı medyasında giderek yoğunlaşan ve dozajı artan bir Erdoğan karşıtlığının son beş yılda iyice kabuk değiştirdiği ve iflah olmaz bir seviyeye ulaştığı görülüyor. Bu yüzden 24 Haziran erken seçimleri öncesinde Batı medyasında bir kez daha depreşen Erdoğan karşıtı medya söylemi Türkiye’nin kritik eşikleri aşma süreçlerinde güncellenmektedir. 2013 Haziran’ında yaşanan Taksim Gezi Parkı şiddet eylemleri esnasında iyice alevlenen Erdoğan karşıtı yaklaşım, ardışık olarak FETÖ’nün 17-25 Aralık darbe girişiminden 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesinden 15 Temmuz FETÖ darbe girişimine dek birçok kritik olayda benzer bir genel yayın politikasına sahip olmuş-tur.

Bu süreçte Türkiye’nin ekonomide, siyasette, güvenlikte, kalkınmada ve toplumsal uzlaşıda gerçekleştirdiği atılımlar ve hedeflediği denge, Batı medyasında sistematik bir şekilde taciz edilmiş ve engellenmeye çalışılmıştı. Aslında Erdoğan karşıtlığının da büyük ölçüde Türkiye karşıtlığını örtmenin yöntemlerinden biri olarak kullanıldığını belirtmek gerekir.

Dolayısıyla 24 Haziran seçimlerine verilen ilk tepkilerde böylesi yoğun bir eleştirel dilin kullanılması Batı medyasının seçim yaklaştıkça giderek daha hırçın ve saldırgan bir aşamaya geçeceğinin işaretidir.

yozkir@medipol.edu.tr