Türk bayrağı, devletlû bir alâmet olmakla beraber, hakikati konuşan tarihî bir hatıradır. Büyük bir milletin Hazreti Allah ile kurduğu aczi müdrik bir hâlette muhabbetli bir bağın görünür hâlidir.
Burhanettin Kapusuzoğlu/ Yazar
Aynı değerler etrafında gönülleri birleşenlerin sembolü olan bayrağı tarif etmekten öte hakikatini hatırda tutmak esastır. Mânâsından dolayı gölgesinde sadece huzur ve güven olan bayrak, sadece anlam hazinesi olmasından dolayı dikkatle ve rikkatle nazara muhataptır.
Bayrak, ruh kökünden kaynaklanan tefekkür hâlesi ile kuşatılmış millî bir irfan atlasıdır. Musaffa ve mualla kimlik belgesi ay yıldızın, nazlı hilâlin nâm-ı cemîli olan Türk bayrağı, anlamdan ibaret bir dünyadır. Elbette ki şekli bellidir ve ay yıldızın işlendiği kırmızı bir zemini vardır. Her ne kadar modern zamanın pozitivist kasırgasında aşınan idraklerin savruklukları onu yalnızca tarihî, hukukî ve siyasî bir nesne/bez parçası olarak ele alsa da köklerinden haberdar bahtlılara; "Korkma!.." diye başlayarak hikmetle hitap eder.
Bu yazının gayesi, Türk bayrağını hamasetin peşine takılarak yüceltmek ve duygusal bir nesne hâline getirmek değildir. Aksine, medeniyet hafızasında muhafaza edilen pür-irfan sembolün taşıdığı metîn hâlin kültürel tezahürünü ve milletin var oluş kararlığının satırbaşlarını yeniden düşünmekve idraklere arz etmektir.
Türk bayrağı; tevhid/birlik, değere sadakat, emanete riayet, şehadet ve ahlâk ekseninde oluşmuş kültürel ve mânevî tecrübenin görünür hâlidir. Bu sebepledir ki hikmetin dokuduğu bu sembol, hakikat ufkunun hür maviliğinde dalgalanmaktadır
Hikmet, irfan ve kültür ufku
Tarih, sembollerle örülüdür. Medeniyetler, soyut değerler kümesini somut işaretlerle ötelere taşırlar. Bayrak ise bu işaretlerin yoğun ve derin olanıdır. Vakıa her bayrak, aynı değildir. Çünkü her topluluğun, milletin tasavvuru, hayata anlam yükleme biçimi farklıdır. Bayrağın bazısı siyasî bir düzeni ya da askerî bir gücü temsil eder. Türk bayrağı ise bir varoluş telakkisinin göklere yükselen özel bir alâmetidir.
Sembol, hakikate açılan kapıdır. Bu nedenle Türk bayrağını anlamak, aidiyet şuuru ile tarih bilerek ve irfanla bakarak neyi göze aldığının farkında olmaktır.
Türk bayrağındaki renk, şekil ve ölçü bir ahlâk nizamına işaret eder. Kırmızı renk, arınmış bir nefisle adanmışlığı; hilâl, has bir kul olmanın yüksek idrakini; yıldız dahi irfanın aydınlattığı dosdoğru bir istikameti sembolleştirir. Bir/lik ifadesi bu semboller, fert ve toplumu inşa eden tevhidin güzelleştirdiği bir ahlâkı ifade eder.
Türk bayrağı yahut nazlı hilâl, nesilden nesile tevarüs edilen gelenekli kültür mirasımızın, hayat tarafından hakkı verilmiş değerlerin hasılasıdır. Böyle olduğu için şekl-i münîri, hâlâ Balkanlar'da ve akraba coğrafyalarda var etmeye devam etmektedir.
Bayrağımız, kültürel inşâ ve ihyânın alemidir. Gücü, her alanda baskın bir şekilde kendini göstermektedir. Öyle ki resmiyette, şehit mektuplarında, nefeslerde, ilâhîlerde, türkülerde, konak selâmlıklarında, köy odalarında, yapılan niyazlarda, Mehmedlerin duasında ve sabır abidelerinin karakterlerinde sırlanmıştır. Bu sebeple bayrak, kültürün üzerinde değil; kültürün içindedir.
Türk bayrağı, hassasiyetle süren istikbâl yürüyüşünde; güçle adalet, kudretle tevazu, fizikle metafizik, tarihle kültür, mâzi ile hâl arasındaki dengenin temsilidir. Fakat mutlak bir iddia taşımasa da istikamet iddiası müştehirdir. Bu görkemli yönüyle bir hâkimiyet sembolü olmanın ötesinde şuurlu sorumluluğun güzelden güzel şekle sahip naif işaretidir.
Türk bayrağı, göze de gönle de hitap eder. Emniyet, güven, sükûnet ve huzur telkin eder. Çünkü o bir emanet ahlâkıdır. Zira, milletimizin dünyaya söylediği sözde, Allah'a verdiği ahdin sadakat mührüdür.
Mehabetli bir sembol: Al bayrak ve hilal
Türk irfanında bayrak, "töre"nin ve "il"in yani devletin somut halidir. "Âlemlerin Övünç Kaynağı" insanlık semasına bir güneş olarak doğduktan sonra, bayrak, İslâm tarafından tezyin edilmiş ve Şanlı Peygamberimizin Sancak-ı Şerîfi mukaddes mefhumuyla birleşmiş ve yeni bir muhteva kazanmıştır. Bâhusus Sancâk-ı Şerîf, İslâm'ın bir alemidir. Onu taşıyan alemdâr da Eyüp Sultan Efendimizdir. Zât-ı şerifinin mânâsı ile beraber İstanbul'u karargâh tutması şüphesiz büyük hikmeti kuşatmaktadır. Bu itibarla al bayrak, sadece bir kumaş parçası değil, vahdet ile kesret arasındaki kurtuluş köprüsünü temsil eden bir remizdir.
Kırmızı yahut al, Türk milletinin sevdalı olduğu Hazreti Peygamberin remzi "gül"ün rengidir. Kâinatın Efendisinin mübarek terinin gül koktuğu ve nurunun kırmızı-beyaz bir letafette olduğu irfan meclislerinde dile getirilir. Bununla birlikte Türk bayrağındaki al renk, şehid kanını ve o kanda mevcut olan iman nurunu temsil eder. Şehid, Resul-i Ekrem Efendimizin Sancâk-ı şerifi altında haşr olma iştiyakı içindeki bahtlıdır. Bu yüzden muazzez al bayrak, şehidin tertemiz nâşını taşıyan tabutun üzerindeki son örtüdür ve bu örtü de Cenâb-ı Peygamberin şefaat sancağının öncüsüdür.
Gelenekte renklerin metafizik karşılığı ehlinin malumudur. Kırmızı yani al; canlılığın, hareketin, heybetin ve aşkın timsalidir. Allah yolunun mücahidi dervişin fenâfillah yani kulun benliğinin Allah'ın varlığında yok olması arzusunu işmar eder.
Bayrak, şehadet makamıdır. Bayrağın al rengi, semanın aziz şühedanın mübarek kanları üzerine yansıyan suretidir. Bu da demek oluyor ki, geçici olanın/kan-maddenin, baki olanla/gökyüzü-mana ile buluşup hemhal olması demektir.
Hilâl, en yüksek manevî rütbenin ifadesidir. Ebced hesabında "hilâl" ile "Allah" lafz-ı şerifi aynı sayı değerindedir ve 66'dır. Şu var ki işimiz, bayrakta da altmış altıya bağlanmıştır.
Allah, lâle ve hilâl kelimeleri, aynı harflerle yani elif, lam, he ile yazılır. Nitekim bazı kubbelerde alemin, lâle şeklinde olması bu hikmete tâbiyettendir. Dolayısıyla bayrağa gönül gözü ile bakan bir hakikat eri, orada Hakk'ın ism-i âlîsini görür.
Hilâlin iki ucu adeta kavuşma iştiyakı ile birbirine yaklaşır. Bu ise âşıkı ve maşuku, Hakk'a vuslatı ve Rahmânî câzibeyi temsil eder. Hilâl, karanlığa düşen, gözü ve gönlü aydınlatan bir nurdur. Bu da Nûr-u Muhammedî'dir ve bâtılın karşısındaki hakikattir.
Bayrağımızda, hilâle kardeş sekiz köşeli Selçuklu Türkmen yıldızından günümüzdeki beş köşeli yıldıza geçiş, nazif bir kalb-i selîm seyridir. Sekiz köşeli yıldız, cennetin yani ebedî kurtuluşun ve saadetin sekiz kapısına denk düşer. Sekiz köşeli yıldız zaferdir de. Yıldızın her bir burcu, İslâm'ın temel hayat prensiplerinden bir erdemi işaret eder. İşbu erdemler dahi merhamet, sabır, doğruluk, sır tutmak, sadakat, mütevâzılık, cömertlik ve şükürden ibarettir. Selçuklu Oğuz nesli hükmettikleri topraklarda işte bu temel ilkeleri düstur edinmiştir.
Yıldızın beş köşeli olması ise anlam dünyasını hayli genişletmiş ve İslâm'ın temeli olan beş şartı sırlamıştır. Beş köşeli yıldız, aynı zamanda insân-ı kâmili yani başını, kollarını ve bacaklarını remz eder.
Türklerin kadim Hanîf Gök Tanrı inancından İslâm'ın Kelime-i Tevhîd şuuruna kadar, gök kubbenin altında bağlayıcı Nizâm-ı âlem ve İ'lâ-yı Kelîmetullah mefkuresinden eski kozmolojideki göğün kutsallığı, İslâm'la yenilenme ile birlikte semâvî yüceliğe evrilmiştir. Fikir dünyasında başlar üstü tutulup göğe uzatılan bayrak; yer ile göğün, madde ile mânânın cem olduğu yerin mührüdür. Pek tabîi ki tuğ da devlet cihazında mevkiye göre bir istiklâl alâmetidir. Bir, üç, dokuz da olsa tuğun alemi hilâldir. Bayrak, sancaktır. Sancak, bir devletin, bir askerî birliğin şeref ve gurûrunu temsil eden, kenarları saçaklı, üzerinde çeşitli şekiller ve işlenmiş yazılar bulunan, yere dikilecek şekilde yapılmış gönderli bayraktır. İstiklâl ve istikbâl sembolüdür.
Osmanlı Devlet-i Aliyyesi devrinde bayrağın kırmızı rengi ve hilâlin belirgin hâli, Türklerin İslâmlı dünyanın serdarı olma misyonunun haşmetli ifadesi olmuştur. Vakıa şimdiki bayrağın da Osmanlı asırlarından yadigâr olduğunu hiç hatırdan çıkarmamak gerekmektedir.
Bayrak, millî mutabakatın alâmet-i fârikasıdır. Çünkü; "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak" nazlı niyazında olduğu gibi, hüküm, geçmişe de geleceğe açık işarettir.
Bayrak, hür maviliklerde dalgalanırken coğrafyayı vatan kılan murassa bir taçtır. Bayrağın hilâli, şanı yüce Allah'ı, yıldız ise sevgili Peygamberimizi ve getirdiklerini; al rengi ise buradan doğan değerler uğruna canını feda edenlerin tertemiz aşkını temsil eder. Hâliyle bu semboller ruhumuzun ebediyetle yaptığı ahlâkî ahittir.
Millî mefkûre, nesiller arasındaki ahlâk sözleşmesidir. Bayrak da, bu sözleşmenin bağlayıcı varoluş beyannamesidir. Tam da bu rikkat gerektiren noktada ay yıldız, mülkün berhayat olanlarına geçmişin hatırını vefa ile gözetmeyi, hâlin ihmal kabul etmez sorumluluğunu, geleceğin de ümit hakkını hatırlatır.
Bayrak, yaşadığımız toprak parçasında kimliğimize dair korunmuş değerleri temsil eder. Dalgalandığı coğrafya; adaletin, nizamın ve insan onurunun teminat altına alındığı medenî bir hayat alanıdır. Ona bakan göz, akl-ı selim ve derin tarih okur, buna göre de kaderin tecellisindeki hikmeti idrak eder.
Sonuç: Bayrakta tecellî eden sır
Tevhid, bir olan yüce Allah'ın, yolunca yürürken hayırda yarışmak üzere şube şube yarattığı kullarının çokluk içinde bir/lik ahlâkını geliştirmesidir. İrade ve idrakin Hakk'ta Hay/diri olmasıdır.
İşte bu hikmetin bir lâzımesi olarak Türk bayrağı da, bu anlamda etnik veya bölgesel farklılıkları aşan üst bir mânevî birlik yani Tevhid çağrısıdır.
Bu bayrağın altında toplanmak, benlikten vazgeçip birlikte cem olmaktır. Her ferdin ya da topluluğun kendi rengi ile beraber hakikatin rengini taşımasıdır. Bu yüzden bizim bayrağımız; "Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır!" buyruğu hükmünce Hak rızasına tâbi bir hâlin sembolü olarak tebellür etmiştir. Çünkü Türk bayrağı tezkiyenin, sevginin barışın ve ebedî emanetin karar kıldığı semavî bir duraktır.
Türk bayrağı, devletlû bir alâmet olmakla beraber, hakikati konuşan tarihî bir hatıradır. Büyük bir milletin Hazreti Allah ile kurduğu aczi müdrik bir hâlette muhabbetli bir bağın görünür hâlidir.
Ay yıldızlı nazlı hilâl, farklılıkların benlik iddiasından arındığı, herkesin hakikatin rengine büründüğü tam birlik hâlinin tefsiridir. Bu birlik, fizikî aynılık değil, aynı manevî hakikate yönelme ahlâkıdır. Tevhid tam olarak budur zaten... El-Mübârek dâima...