Beden burada ruh nerede?

Prof. Dr. Ayfer Gedikli / Düzce Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı
5.08.2022

Dijital platformda birçok yerli dizi ve filmde bireylerin sınırsız özgürlüğü, ailenin önemsizleştirilmesi yanında manevi değerler üzerinde yapılmaya çalışılan tahribat gerçekten endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Bu dizilerde Budizm, Şamanizm gibi inançların ritüellerinin kullanılması da dikkat çekici. Çocuklar ve gençler akranlarından ve çevrelerinden çok çabuk etkilenirler. Gençlerin okul ve sosyal çevresi birçok davranışında önemli belirleyicidir. Hatta aile çok zaman gençler için en az etkilidir.



1980'li yıllarda çocukluğunu yaşayan nesil için televizyonun şimdi olduğundan çok daha özel bir anlamı vardı. Akşam 19.00'da siyah-beyaz yayınınan İstiklal Marşı ile başlayan tek kanallı televizyon o dönemin çocukları için sihirli kutuydu. Sadece haftanın belli günlerinde en fazla yarım saat yayınlanan çizgi filmler ve eğitici-eğlendirici çocuk programları yanında değerli sanatçımız rahmetli Adile Naşit hanımefendinin zarif sunumu ile "Uykudan Önce" programları çocukların en önemli eğlenceleriydi. Mahallenin çocukları toplanır, Adile teyze bu akşam kimin ismini söyleyecek heyecanıyla bekler, onun ballı dilinden masal dinlemeye bayılırlardı. Harika diksiyonlu TRT spikerlerinin sundukları haberler o dönemin çocukları için anlaşılmaz ve hatta sıkıcı gelse de sunucuların nefis Türkçelerinden çocukların kulaklarında doğru telaffuzlar kalırdı. Sayın Bülent Özveren'le özdeşleşen "Ben Bilirim" yarışması, TV başındaki herkesi eğlendirmenin yanında toplumun genel kültürüne önemli katkı sağlardı.

Model: Hale Bacakoğlu

O dönemlerde gençlerin özendiği kişiler, ne yeteneği olduğu anlaşılamayan influencer'lar değil, görme engeline rağmen müthiş genel kültürü ile her soruyu bilen Hale Bacakoğlu idi. Hülasa, o yıllarda TV, sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de eğlendirici ve öğreticiydi. 1990'larda özel kanalların yayın hayatına başlaması ile birlikte TV'nin TRT'nin tek kanal olduğu dönemde öncelenen eğiticilik misyonu hızla önemini kaybetti. Amaç daha fazla izlenmek ve eğlendirmekti. Artık topluma fayda sağlamak için değil, izleyiciyi eğlendirmek ve hediyeler vererek ekran başında tutmak için programlar yapılmaya başlandı. Yakışıklı sesli haber spikerlerinin yerini hızlandırılmış diksiyon derslerini tamamlayamadan stüdyoda kendini bulmuş hafif peltek güzel hanımefendiler almaya başladı. Hele ki "Biri Bizi Gözetliyor", "Gelinim Olur musun?" gibi reality show'ların hayatımıza girmesi ile birlikte, toplum ahlakının ve değer yargılarının da yavaş yavaş şekil değiştirmeye ve önemini kaybetmeye başladığı bir döneme girdik. Yarışma programları, reality show'lar derken TV dizileri de zaman içinde nitelik değiştirmeye başladı. Sayın Aydan Şener hanımefendinin "muallime Feride" olduğuna inandığımız Çalıkuşu, Sayın Çetin Tekindor'un nefis oyunculuğunu izlediğimiz Küçük Ağa gibi TRT dizilerinin yerini özel kanallarda aile içi ilişkileri ve ahlaki değerleri sorgulayan diziler almaya başladı. 2000'lerle birlikte bu diziler öylesine arttı ve izlenir oldu ki Türk dizi sektörü dünya çapında önemli bir tanınırlığa ve izleyici kitlesine ulaştı. Türk dizileri özellikle Latin Amerika ve Orta Doğu'ya ihraç edilmeye ve yapımcılarına ve oyuncularına hayal edemeyecekleri şöhret ve kazanç getirmeye başladı. Diziler tüm dünyada o kadar etkileyiciydi ki Türkiye'ye yönelik "dizi turizmi" başladı. "Aşk-ı Memnu" ve "Diriliş" dizilerinin çekildiği mekanları görmek için Orta Doğu'dan turistik geziler düzenlenmeye başlandı.

'Hürrem yüzüğü'

Gerçekten de dizilerin toplum üzerindeki etkileri düşünülenin çok ötesindeydi. Başrol oyuncularının giydikleri giysilerden kullandıkları aksesuarlara, dizilerin çekildiği mekanlardan bu mekanlarda kullanılan mobilya, hatta duvar renklerine kadar izleyicileri etkilemeye ve moda akımlarını yönlendirmeye başladı. "Sıla tokası", "Acun şortu", "Hürrem yüzüğü" bunlardan hemen ilk akla gelenler... Sayın Haluk Bilginer "hazan sarısı" dedikten sonra birçok evde duvarlar sarı renge boyanmadı mı? Kurtlar Vadisi dizisinin ikonik karakteri "Çakır" dizide öldüğünde tüm ülkede gıyabi cenaze namazı kılındı. Dizinin yayınlandığı dönemde sokaklar Polat Alemdar taklidi gençlerle doldu. Yakın zamanda yayınlanan "Çukur" dizisindeki kült karakterlerin kullandıkları aksesuarlar ve semboller, birçok kenar mahallenin duvarlarını süsledi. Dizilerin karakterlerinin çekiciliği ve toplum üzerindeki sınırsız etkisi, sadece ülkemizde ve kendi toplumumuzla sınırlı değil elbette. Tüm dünyada aktörler, aktristler, şarkıcılar ve futbol yıldızları gibi toplumda önemli hayran kitlelerine sahip ünlü kişiler üzerinden önemli mesajlar verilmeye çalışılmakta ve adeta toplumlar ince ayar bir mühendislikle metamorfoz bir dönüşüme tabi tutulmaktadır. Bu dönüşümler, bilhassa iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişme ile mobil telefonlar ve sosyal medyanın da desteği ile inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Öyle ki facebook ve İngiliz şirketi Cambridge Analytica, ABD'de seçimlerde oy kullanacak seçmenlerin tercihlerini etkileyerek, başlangıçta hiç şans verilmeyen Trump'ın seçimleri kazanmasına önemli katkı sağlamıştır. Dolayısıyla çocuklar ve gençler facebook, instagram ve twitter gibi sosyal medya ortamları yanında ana akım TV kanalları ve dijital platformlarda yayınlanan diziler, filmler, belgeseller, yarışmalar, reality show'lar ve akla gelmeyen türlü çeşit etkinliklerle sınırsız bir bilgi ve etkileşim bombardımanı ile karşı karşıyadır. Böylesine büyük bir güç tıpkı ABD'li seçmenlerin düşünce ve tercihlerini etkilediği gibi, çocukların ve gençlerin de henüz olgunlaşmamış iç dünyalarını etkileyebilmekte ve onları istediği forma sokabilmektedir.

Rastlantı olabilir mi?

Dijital platformlarda yayınlanan dizi ve videoların intiharı, eşcinselliği, transseksüelliği özendirdiği çok sayıda dizi, video ve programa mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Şiddet, işkence ve kan içinde sahnelerle dolu korku/gerilim filmleri yanında kafası çocuk, bedeni seksi kadın şeklinde çizilen anime karakterleri neredeyse tüm çizgi filmlerinde kullanılıyor. Bir yandan pedofili vakalarının hızla arttığı ve tüm dünyada bu sapkınlıklara karşı çözüm üretmek için çaba sarf edildiği bir dönemi yaşarken en az 20 yıldır Japonya ve Güney Kore'den bu tür anime çizgi filmlerin tüm dünyaya ihraç edilmesi bir tesadüf müdür? 1980'li ve 1990'lı yılların çocuklarını TV başına çeken Tom ve Jerry'li, Micky Mouse'lu, Heidi'li çizgi filmlerin yerini 2000'li yılların çocuk yüzlü seksi kadın bedenli çizgi karakterlerinin alması ne ile açıklanabilir? 80'li yıllardaki çocuklar 2000'li yıllardaki çocuklardan daha mı masumdu? Birçok ünlü bilgisayar oyununda kullanılan kadın karakterler de benzer şekilde aşırı feminen, çıplak ve seksi olarak tasarlanmış. Acaba bu da tesadüf müdür? Peki ana akım kanallarda prime-time'da yayınlanan neredeyse her dizide mutlaka feminen bir karakterin yer alması da rastlantı mıdır?

Özetle, hedonizm çağı olan 21. yüzyılda çocuklarımız ve gençlerimiz gerçekten ciddi bir tehdit altında. TV dizileri ve dijital platformlarda yayınlanan dizilerde boca edilen sınırsız özgürlük vaat eden hayatlar son dönemde farklı bir alanı da içine almaya başladı. Dijital platformda birçok yerli dizi ve filmde bireylerin sınırsız özgürlüğü, ailenin önemsizleştirilmesi yanında manevi değerler üzerinde yapılmaya çalışılan tahribat gerçekten endişe verici boyutlara ulaşmış durumdadır. Zira birçok yerli dizide Budizm gibi pagan inançlar övülmekte, yoga gibi ritüeller sıklıkla kullanılarak adeta bu dinlerin propagandası yapılmaktadır. Hatta dağların tepesinde çekilen kimi sahnelerde ortak uyuşturucu ayinleri sahneleri kullanılmaktadır. Ortada dolanan sözde şifacı (!) şaman, baş karakterlerin travmalarını sohbet ve ikna yolu ile gidermekte ve tüm bu işlemler tuhaf dini törenler ve etkinler eşliğinde yapılarak iyi ve doğru olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu dijital platformlarda yayınlanan hiçbir dizide ya da programda İslami değerler ya da sembollere yer verilmediği gibi dini konuların işlendiği tek tük birkaç dizide de dindar Müslümanlar yobaz ve cahil olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu satırları okuyan değerli okuyucular ister muhafazakâr, ister seküler dünya görüşüne sahip olsun, milli, manevi ve ahlaki değerler söz konusu olduğunda ortak hassasiyetlerimiz olduğuna sanırım itiraz etmeyeceklerdir. Aile içinde ahlaki ve insani ilişkileri alaşağı eden dizilerden, öğleden sonra kadın kuşağında en akla gelmedik tuhaflıkta olayların irdelendiği reality show'lara kadar TV programlarının daha ne kadar toplum ahlakımızı bozmasına seyirci kalacağız? Youtube'da ve sosyal medyada "influencer" adı altında ne oldukları ve ne yaptıkları belli olmayan ancak çılgınca para kazanan (!) bu türedi ünlülerin çocuklarımıza kötü örnek olmalarını daha ne kadar izleyeceğiz?

Özetle, yozlaşma bombardımanı aklınıza gelebilecek her alanda son sürat devam ediyor. Eşcinselliği özendirmekten cinsiyet değiştirmeye, ahlaki yozlaşmadan aileden uzaklaşmaya, eğitimini bırakıp üçkâğıtla kısa yoldan zengin olmaya, dininden vazgeçip dinsizliğe ya da pagan dinlere özendirmeye kadar akla gelen ya da gelmeyen birçok konuda çocuklarımız, gençlerimiz başta olmak üzere toplum olarak dehşetli bir tehdit altındayız maalesef. "Cinsiyetin doğumda değil bireyin tercihi ile verilmesi gereken bir karar olduğu" görüşünü reddetmek artık neredeyse yobazlık olarak kabul edilmeye başlandı. Bu platformlarda bir belgeselde ilgili anne (!) 10 yaşındaki kızı erkek olmayı tercih ediyor diye çocuğuna hormon tedavisi başladıklarını övünerek anlatıyor. Bu olaylar bizden çok uzak demeyin. Kendi yaşadığım kentte kahve içmek için oturduğunuz sıradan bir mekanın duvarında bile "no gender" yazan tabelalar dolu. (Bu satırlardan kastımız bu durumdaki bireyleri eleştirmek değil, çocukları ve gençleri bu doğrultuda özendirme çabalarına karşı çıkmaktır.)

Çok kısa bir sürede iletişim teknolojilerinin baş döndürücü şekilde gelişmesi kuşaklar arasındaki farkı inanılmaz boyutlara getirmiştir. 40 sene öncesinin masum siyah-beyaz TV'si artık yerini IP TV'lere, dijital platformlara, video oyunlarına ve türlü çeşit teknolojik etkinliklere bırakmıştır. Dememiz o ki TV programları ve özellikle diziler toplum üzerinde çok büyük etkiye sahip. Çocuklar ve gençler gibi henüz olgun yaşına ulaşmayan izleyici kitlesi üzerinde oldukça etkili olan bu programların kontrolü ve denetimi hayati öneme haiz. "Kontrol ve denetim" kelimeleri kimi özgürlükçü bireyler için kulak tırmalayıcı gelebilmekte ve şiddetle reddedilmektedir. Bu grubun en önemli argümanı bireylerin seçimlerinde özgür olmaları ve ellerindeki kumanda ile hangi programı izlemek isterse anında tercihini kullanabilme imkanlarının bulunmasıdır. Onlara göre seçme özgürlüğü varken kontrollerin, denetimin ve sınırlandırmanın hiçbir anlamı ya da önemi yoktur. Elbette bunlar kısmen doğru argümanlardır. Ancak bedenen ve fikren henüz olgunlaşmamış ve kendisi için iyi-kötü ayrımını doğru şekilde yapabilme yetisini henüz kazanmamış çocuklar ve gençler için bu eleştiri doğru değildir. Zira çocuklar ve gençler akranlarından ve çevrelerinden çok çabuk etkilenirler. Gençlerin okul ve sosyal çevresi birçok davranışında önemli belirleyicidir. Hatta aile çok zaman gençler için en az etkilidir. Mobil telefon ve internetin çocuklar ve gençlerin sosyalleşmelerinde kullanımının son yıllarda artması, bu etkileşimin daha güçlenmesine de sebep olmuştur. Eskiden ailenin hoşnut olmadığı davranışları yapan gençlerin dışarı çıkmadan odasında ders çalışması ceza olarak verilirken, günümüzde birçok evde genci odasından çıkarmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Elindeki telefonla bedenen odasında oturan genç, ruhen firarda, dünyanın öbür ucunda karanlık bir aleme dalmış olabilir.

Bu nedenle çocuklarımız ve gençlerimiz başta olmak üzere toplumun her katmanını bu tür saldırılara karşı korumak ve farkındalığı arttırmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Başta RTÜK olmak üzere tüm denetleyici ve kontrol edici kurum ve kuruluşların bu platformları ve TV programlarını, sosyal medya uygulamalarını dikkatle takip etmesi hayati önem taşımaktadır. Son söz: Dini, ahlaki ve toplumsal değerlerimizi küçümsemek ya da yok etmeye çalışmak "özgürlük" olarak tanımlanamayacak kadar hassas konulardır. Mevcut toplumun ve gelecek nesillerin milli, manevi ve ahlaki değerlerinin yanında fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması hepimizin ortak derdi ve sorumluluğu olmalıdır.

[email protected]