Beşinci kol 2.0

Doç. Dr. Mustafa Aslan/ Film Araştırmaları Derneği Başkanı, Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölüm Başkanı
24.01.2026

Türkiye'ye ilişkin kriz anlarında – dış politika, ekonomi, terör ya da seçim süreçleri – aynı başlıkların, aynı metaforların ve aynı “uzman görüşlerinin” farklı yabancı kaynaklı sitelerde eşzamanlı biçimde dolaşıma sokulması, eleştirel gazetecilik refleksiyle açıklanamayacak kadar düzenli bir örüntü sunmaktadır. “Otoriterleşme”, “çöküş”, “istikrarsızlık” ve “yalnızlaşma” gibi çerçevelerin sürekli yeniden üretilmesi, eleştiri değil; doğrudan algı mimarlığıdır.


Beşinci kol 2.0

Doç. Dr. Mustafa Aslan/ Film Araştırmaları Derneği Başkanı, Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölüm Başkanı

Geçtiğimiz hafta Altay Cem Meriç'in, Türkiye'de faaliyet gösteren bazı dış kaynaklı haber sitelerini "beşinci kol faaliyeti" bağlamında değerlendirmesi ve bu yapıların fon kaynakları ile editoryal çizgilerine dair somut veriler paylaşması, yüzeyde bir medya polemiği gibi görünse de, gerçekte çok daha derin ve yapısal bir meselenin kapısını araladı. Meriç'in çıkışının hemen ardından X (Twitter) üzerinden başlayan karşılıklı atışmalar, meselenin basit bir fikir ayrılığı olmaktan ziyade, dijital çağın algı savaşlarıyla iç içe geçmiş ideolojik bir fay hattına oturduğunu açık biçimde ortaya koydu.

Bir tarafta, belirli yabancı fon ağlarıyla ilişkili olduğu iddia edilen haber sitelerinin Türkiye karşıtı söylemler üretmekle ve kamuoyunu sistematik biçimde yönlendirmekle suçlanması; diğer tarafta ise Meriç'in bu çıkışı nedeniyle eşzamanlı, benzer dil kalıplarıyla yürütülen yoğun bir dijital linç kampanyasına maruz kalması, klasik anlamda "beşinci kol" tartışmasının günümüz dijital ekosistemindeki izdüşümünü gözler önüne serdi. Özellikle Meriç'i hedef alan hesapların büyük bölümünün aynı anahtar kelimeleri, aynı görselleri ve aynı suçlama repertuarını kullanması, meselenin spontane bir öfke patlaması değil; koordinasyon ihtimali güçlü bir algı operasyonu olduğunu düşündüren ciddi emareler üretti.

Bu noktada artık şu soruyla yüzleşmek zorundayız:

Türkiye'de faaliyet gösteren bu tür dış kaynaklı medya kuruluşları gerçekten birer beşinci kol aygıtı mıdır, yoksa bu ithamlar siyasal paranoyanın bir ürünü müdür? Daha da önemlisi, dijital çağda "beşinci kol" kavramı artık yalnızca casusluk ve sabotajla mı sınırlıdır; yoksa medya, sosyal medya ve kültürel üretim üzerinden yürütülen çok daha sofistike bir nüfuz rejimini mi ifade etmektedir?

Casusluktan algı mimarlığına: Beşinci kolun yeni formu

"Beşinci kol" kavramı ilk kez İspanya İç Savaşı'nda Madrid'i kuşatan dört askeri kolun yanı sıra, şehrin içindeki gizli destekçileri tanımlamak için kullanılmıştı. Ancak bugün geldiğimiz noktada mesele, askeri sabotaj timlerinden ya da gizli ajan ağlarından ibaret değildir. Günümüzün beşinci kol faaliyetleri çok daha görünmez, çok daha sofistike ve çok daha "meşru" ambalajlar içinde yürütülmektedir.

Artık savaş, tanklarla değil; başlıklarla, etiketlerle, trend listeleriyle, dizilerle ve "doğru bilgi" kisvesine büründürülmüş söylem mimarileriyle yapılmaktadır. Bu noktada Gramsci'nin hegemonya kuramı ile Althusser'in ideolojik aygıtlar yaklaşımı, meseleyi anlamak açısından hayati bir teorik zemin sunar. Medya, yaygın kanaatin aksine, nötr bir bilgi aktarım alanı değildir. Medya rıza üretir; medya belirli iktidar ilişkilerinin yeniden üretildiği bir ideolojik aygıt olarak işlev görür.

Noam Chomsky ve Edward Herman'ın "rızanın imalatı" modeli ise bu sürecin nasıl işlediğini berrak biçimde ortaya koyar: Modern medya çoğu zaman doğrudan yalan söylemekten ziyade, hangi konuların konuşulacağını, hangilerinin görünmez kılınacağını, hangi olayların "kriz", hangilerinin "rutin" sayılacağını belirleyerek kamuoyunun algı haritasını inşa eder.

Bugün bu süreç artık "kinetik" bir karakter kazanmıştır. Aynı çerçeve, aynı kelime seti ve aynı metaforlar eşzamanlı biçimde onlarca sitede, yüzlerce sosyal medya hesabında ve binlerce paylaşımda dolaşıma sokulmaktadır. Bu, basit bir tesadüf değildir. Bu, modern çağın beşinci kol yöntemidir.

Dış kaynaklı medya ve gündem mühendisliği

Herman–Chomsky propaganda modeli ile McCombs ve Shaw'un "gündem belirleme" kuramını birlikte okuduğumuzda şunu net biçimde görürüz: Medya yalnızca ne düşüneceğimizi değil, ne hakkında düşüneceğimizi de belirler. Bugün Türkiye'ye ilişkin kriz anlarında – dış politika, ekonomi, terör ya da seçim süreçleri – aynı başlıkların, aynı metaforların ve aynı "uzman görüşlerinin" farklı yabancı kaynaklı sitelerde eşzamanlı biçimde dolaşıma sokulması, eleştirel gazetecilik refleksiyle açıklanamayacak kadar düzenli bir örüntü sunmaktadır.

"Otoriterleşme", "çöküş", "istikrarsızlık" ve "yalnızlaşma" gibi çerçevelerin sürekli yeniden üretilmesi, eleştiri değil; doğrudan algı mimarlığıdır. Sorun muhalif yayın yapılması değildir. Sorun, belirli bir ülkenin kamuoyunu dışsal çıkarlarla uyumlu hâle getirecek şekilde uzun vadeli, planlı ve tekrar eden bir söylem mimarisi kurulmasıdır.

Bu tür pratikler, klasik anlamda beşinci kol faaliyetlerinin çağdaş versiyonudur. Artık içeriden bombalamaya gerek yoktur; toplumun algısını içeriden dönüştürmek yeterlidir.

Sosyal medya: Algoritmik beşinci kol

Sosyal medya bu sürecin çarpan etkisini oluşturmaktadır. Bugün X (Twitter), Instagram, TikTok ve YouTube yalnızca iletişim platformları değil; doğrudan psikolojik harp alanlarıdır. Bot ağları, koordineli etiket kampanyaları ve mikro-hedefleme teknikleri sayesinde birkaç saat içinde milyonlarca insana aynı duygu enjekte edilebilmektedir: korku, öfke, utanç ve çaresizlik.

Cambridge Analytica skandalı bunun bir komplo teorisi değil, kanıtlanmış bir gerçek olduğunu göstermiştir. Türkiye'de de Gezi olaylarından bugüne kadar sosyal medyada dolaşıma sokulan manipülatif içerikler, defalarca fiziksel sokak hareketlerine ve linç girişimlerine zemin hazırlamıştır.

Altay Cem Meriç'in açıklamalarının ardından yaşanan dijital linç de bu bağlamda okunmalıdır. Aynı kelimeler, aynı görseller ve aynı suçlama repertuarı eşzamanlı biçimde yüzlerce hesaptan dolaşıma sokuluyorsa, burada spontane bir tepkiden değil; koordineli bir algı operasyonundan söz etmek gerekir.

Sinema, diziler ve yumuşak gücün sert yüzü

Beşinci kol faaliyetleri yalnızca haber siteleriyle sınırlı değildir. En kalıcı ve en derin etkili alan kültürel üretimdir. Hollywood, Soğuk Savaş'tan bu yana Amerikan dış politikasının en güçlü yumuşak güç aygıtı olarak çalışmıştır.

Rambo serisinden Pearl Harbor'a, Black Hawk Down'dan American Sniper'a kadar uzanan filmografide ortak bir anlatı inşa edilmiştir:

Amerikalı asker mağdur ama kahramandır.

Amerikan müdahalesi zorunlu ama meşrudur.

Öteki irrasyonel, barbar ve şiddet yanlısıdır.

11 Eylül sonrası diziler – 24, Homeland, Jack Ryan – sürekli bir tehdit algısı üretmiş; güvenlik devletini kültürel düzeyde normalleştirmiştir. Bu anlatılar yalnızca dış kamuoyunu değil, Amerikan iç kamuoyunu da kalıcı bir savaş psikolojisine mahkûm etmiştir.

Netflix çağı: Kültürel hegemonyanın yeni evresi

Bugün bu rejim Netflix ve benzeri dijital platformlarla yeni bir boyuta evrilmiştir. Bu platformlar yalnızca dizi üretmiyor; yeni bir ahlaki rejim üretiyor. Aile yapısını aşındıran, bireyi toplumdan koparan, kimlikleri sürekli kriz hâlinde sunan anlatılar "çeşitlilik" ambalajı altında küresel ölçekte standartlaştırılıyor.

LGBTQ temsillerinin neredeyse her yapımda zorunlu bir norm hâline getirilmesi, salt bir görünürlük politikası değil; ideolojik bir tercihtir. Bu bir ahlak tartışması değil; doğrudan kültürel hegemonya tartışmasıdır. Yumuşak güç tam olarak budur: İnsanlara ne düşüneceklerini değil, nasıl bir insan olmaları gerektiğini telkin etmek.

Beşinci kol kim?

Altay Cem Meriç tartışması bize şunu gösterdi: Beşinci kol artık üniforma giymez, gizli mesajlar taşımaz. Beşinci kol bugün başlık yazar, dizi çeker, trend oluşturur, etiket üretir. Bir ülkede faaliyet gösteren dış kaynaklı medya ağları, dijital platformlar ve kültürel üretim mekanizmaları sistematik biçimde o ülkenin siyasal meşruiyetini aşındırıyor, kamuoyunu sürekli kriz psikolojisinde tutuyor ve toplumu kendi devletine yabancılaştırıyorsa, burada masum bir "ifade özgürlüğü" tartışmasından değil, yapısal bir nüfuz rejiminden söz ediyoruz demektir.

Altay Cem Meriç bu tartışmayı başlatarak doğru bir yerden girdi. Onu linç edenler ise farkında olarak ya da olmayarak, tam da tartışılan mekanizmanın bir parçası hâline geldiler.

Asıl soru artık şudur:

Beşinci kolu ararken; gazete manşetlerine, dizilere ve trend listelerine bakmaya cesaret edebilecekmiyiz?