Biden ABD'si Ortadoğu'da ne yapacak?

Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu / Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi
25.12.2020

Biden'ın 100 yıllık ABD ve 2 bin 200 yıllık Batı stratejisine uygun hareket etmesi muhtemeldir. Her türlü senaryoya hazırlıklı olmak gerekmektedir. Fakat bölgesel güçten küresel güce evrilme aşamasına gelen Türkiye'ye uygulanacak yaptırımlar, onu sadece güçlendirecektir.



ABD’nin önümüzdeki dönem ne yapacağını anlamak için, en az son 30 yıldaki Ortadoğu politikasını hatırlamak gerekiyor. 80’li yılların sonunda Sovyetler Birliği’nin çök(ertil)mesi ve Afganistan’dan çekilmesi, İran-Irak savaşının bitirilmesi, Ziya-ül Hakk’ın elçisiyle birlikte öldürülmesi, Bağdat Büyükelçisi’nin tahrikiyle Saddam’ın Kuveyt’e yönlendirilmesi (1990), bir yıl sonra Kuveyt’ten ölüm yolu üzerinden geri çıkarılması, Özal suikastı, beş yıl sonra ani ölümü ve 93 yılındaki cinayetler serisi, El Kaide, 11 Eylül 2001, Irak ve Afganistan’ı doğrudan işgal, 2003 yılında Suriye’de kurulan DEAŞ, PYD ve son olarak kontrollü yıkımla ters yüz olan Arap Baharı akla gelen görünen bazı olaylar. Libya ve Yemen’i ekleyerek rahatlıkla diyebiliriz ki; tüm bunlar Bölünmüş Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında uygulanmaktadır.

Taliban lideri Molla Ömer, El Kaide lideri Ladin, DEAŞ lideri Ömer El Bağdadi, Yemen’deki Husi, Libya’daki Hafter ve son günlerde Mali ve Nijerya’da çocuk kaçıran El Şebab… Hepsi BOP’a hizmet etmektedir. Burada çatışmanın ağırlık merkezi ise ‘büyük oyun’un iki asır önce başladığı, bir ucu Kıbrıs’ta bir ucu Basra Körfezi’nde ve sırtını Toroslara dayamış, Verimli Hilal bölgesi olacaktır.

İşgal planında PYD

1998 yılında PKK’ya yardım ve yataklık yaptığı için, 20 yıllık sabrı taşan Türkiye’nin, Suriye’yi doğrudan savaşla tehdit etmesi üzerine, Bekaa Vadisi’nden çıkarılan PKK, 2003 yılında Suriye İstihbarat kurumu El Muhaberat öncülüğünde PYD’yi kurdu. (Aynı dönemde DEAŞ da Şam’daki, Sayednaya hapishanesinde İran, Rus, Fransız ve Suriye İstihbaratı tarafından kurulmuştu.) Suriye iç savaşı başladığında BAAS yönetiminin uzun süre kalamayacağı tahmin ediliyordu. Hem ordudan hem de siyaset ve bürokrasiden büyük kopmalar yaşayan rejim, ciddi bir sarsıntı geçirmeye başladı. Şam’ın bir kısmı ve birkaç yerleşim yerinden başka neredeyse hâkimiyeti altında pek bir yer kalmamıştı.

Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin yaşadığı bölgelerde de BAAS karşıtı ses yükselmişti. Ancak bu ses daha ilk zamanlarda siyasi suikastlarla bastırıldı. Kürt muhalefetinin önemli ismi ve Suriye muhalefetiyle beraber çalışma kararı alan Meşal Temo’nun daha 2011’de öldürüldüğünü hatırlatalım. Siyasi suikast ve infazlarla, Suriye istihbaratı ile çalışan PYD’yi gösteriyordu. Suriye’nin her tarafından insanlar BAAS zulmünden kaçarken, Kürt bölgelerinden yüz binlerce insan önce PYD sonra da DEAŞ tehdidinden dolayı Türkiye ve Irak’a kaçmak zorunda kaldı.

İşgal, imha ve ilhak sürecinde ise PYD bir yere girmeden önce oraya öncelikle DAEŞ saldırtılıyor. Vahşice birkaç kelle kesme sahnesinden sonra, öncelikle ağır Rus ve/ya Amerikan hava bombardımanı başlıyor, sonra da kahraman(!) PYD’liler orayı tek kurşun atmadan teslim alıp özgürleştiriyordu. Böylece ikisi parlatıldı. Örneğin, Musul’un 2014 yılında DEAŞ tarafından 200 kişilik bisikletlerle ele geçirilmesi sahnesi, 90’lardaki Taliban’ın Afganistan’ın Musul’u olan Kandahar’ı ele geçirmesiyle aynıydı.

Potansiyel tehdit

Irak’tan sonra Suriye’de de güçlenen DEAŞ’ın, Kobani’ye yönelik saldırısı karşısında, ABD devreye girmiş ve doğrudan müdahil olarak PYD’yi korumak için, havadan DEAŞ’a saldırmıştır. Aynı zamanda ABD, PYD’ye yeni bir elbise biçerek, BOP kapsamında “Kürt hedeflerinden” değil “Demokratik Suriye” den söz etmeye başlamıştı. PYD bundan sonra DEAŞ’a karşı Amerika’nın “kara gücü” olarak 11 bin militanını kaybedeceği Rakka operasyonuna katılmış, Amerika için Deyrezor’daki petrol bölgelerini ele geçirmişti. Böylece bugünkü Fırat’ın doğusundaki PYD ortaya çıkmıştır.

Şu anki PYD’nin yönetim kademesinde bulunanların babaları veya yakın akrabaları ihvancı olarak tanımlanan mazlum ve dindar Halep, Deyr’üz zor, Rakka, Der’a ve Hama halklarına karşı katliamlar yapmışlardı.

Suriye devletinin Kürtleri potansiyel tehdit olarak görmesinden dolayı, savaşmayı ve kurumsal hareket etmeyi bilemeyen ortalama bir Suriye Kürdünü sevk-ü idare etme görevi de PKK içindeki, Beşşar Esed’in sınıf arkadaşı Dr. Bahoz ve 1982 Hama katillerine verilmiştir. Bugün bile Esed, ayda 150 milyon Suriye lirasını PYD’ye maaş olarak vermektedir. Haseki de aynı devlet dairelerinde Coni, İvan ve Hevaller, Baas artıklarıyla tavla oynamaktadır.

Bugün yaklaşık 60 bin kişilik PYD silahlı birliğinin, en az yarısı maaşa bağlanmış Osmanlı zamanında dahi yağmacılıklarıyla bilinen meşhur çöl bedevilerinden Arap Tay ve Şemmar aşiretlerinden oluşmaktadır. Gırı Zor kışlasından önce Esed’in kışlalarında eğitim alan, hafif ve ağır silahları Suriye rejiminden temin eden PYD’nin çıkardığı petrolün yüzde 40’ı Esed’e, yüzde 10’u Cezire Kantonu Başkanı Şemmar Aşireti Lideri Hadi’ye, yüzde 10’u Tay Aşireti Reisi Muhammed Faris’e verilmektedir. Suriye sahnesinin, Halep ve Rakka’daki yıkımın, milyonlarca ölümün gerçek olduğu on yıllık bir tiyatrodan sonra, Suriye artık fiilen olarak dörde bölündü. Suriye’nin kaymak tabakası olan Fırat’ın doğusundaki PYD-ABD Bölgesi, Türkiye’nin sınırındaki İdlib-Tel Abyad hattı, Rus üsleri ve İran destekli Şam’daki tek dişi kalmış Esed canavarı… İran’ın hesabı Akdeniz’den Orta Asya’ya kesintisiz uzanan Şii bir Blok (Yezid’in Kılıcı) kurmaktı. Geçen yıl öldürülen İran’ın Ortadoğu komutanı Kasım Süleymani ve Hizbülesed çetesine göre Tahran’ın savunması, Halep’ten başlamaktadır. İran, DEAŞ’ı da Akdeniz’den Orta Asya’ya kadar kesintisiz Şii Blok’un önündeki tek boşluk olan Sünni Bağdat’ı (Irak) kontrol altına almak için ABD ve Esed’le beraber kurmuştu.

İsrail’in güvenliği

Rusya, Lazkiye ve Tartus üsleriyle tarihinde ilk kez sıcak sulara, sağlam olarak ayak basmış ve burayı GAZPROM için Akdeniz’in petrol rafineri üssü olarak elde geçirmiştir. İsrail, ABD ve Avrupa’dan oluşan Batı Bloku’nun amacı ise petrol, Ortadoğu’nun stratejik kontrolü, İsrail’in güvenliği ve küresel hâkimiyettir.

Burada esas amaç medeniyet üretme kapasitesine sahip İslam Dünya’sının merkez bölgesini (Halep, Şam, Musul, Bağdat) dağıtmak ve kafasını (Türkiye) gövdesinden (Mısır, Afrika, Pakistan…) ayırmaktı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Türkiye, Libya ile komşu oldu, Suriye’nin kuzeyini kontrol altına aldı, Bakü’de mehter marşı okudu. Akıllı düşman Putin, bin tane müttefike (!) bedeldir. Bölgesel güçten küresel güce evrilme aşamasına gelen Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlar, bizi sadece güçlendirir. Başta Irak, Suriye, Mısır ve Arap Yarımadası olmak üzere tarihi ve tabii müttefikleri Ankara’ya çağırmamız gerekiyor. Çünkü esas hedef Türkiye’dir. İran, Rusya ve Mısır’la bölgesel yeni bir pakt süreci başlamalıdır.

Kısa bir süre sonra Esed, ABD ve PYD’nin ortak kontrol merkezi olan Kamışlı’dan uluslararası uçuşlar başlayacak, hatta CAATSA’dan dolayı, ABD, Türkiye’ye kendisini İncirlik ve Kürecik’ten kovdurtmaya çalışacaktır.

Burada en az 2 bin 300 yıllık İskender –Aristo taktiği uygulanmaktadır. Terör örgütleri kur, halkları çatıştır ve kendini hakem yap. Aristo’dan beş asır sonraki, Fırat’ın doğusuna gömülen 6. Roma İmparatoru’nun dediği gibi, “Biz gitmezsek onlar gelir. Düşmanı yerinde ve içerde yok edin” … Biden’ın da 100 yıllık ABD ve 2 bin 200 yıllık Batı stratejisine uygun hareket etmesi muhtemeldir. En kötü tiyatroya hazırlıklı olalım. Ancak Anadolu’dan kalkan tren, Çin’e varmış ve güneşi görmüştür. Burada bir avantajımız daha var: Zaman ve mekân bizden yana ve küreselciler de artık Batı bitti ve Asya diyor. Az daha sabır…

Hseyhanlioglu@gmail.com