FETÖ, klasik anlamda değil; dijitalleşmiş, esnek ve merkezsiz bir terör tehdidi olarak okunmalı; mücadele de aynı ölçüde veri temelli, ağ odaklı ve kurumlar arası eşgüdümle güçlendirilmiş bir stratejiye dayanmalıdır.
Muhammed Ersin Toy / Medya Stratejisti
15 Temmuz 2016'da FETÖ tarafından gerçekleştirilen hain darbe teşebbüsü, Fetullahçı Terör Örgütü'nün yalnızca klasik güvenlik başlıklarıyla ele alınamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Bu girişim; devlet kapasitesini zayıflatmayı, kurumsal meşruiyeti aşındırmayı ve toplumsal güveni hedef alan, yurt dışı istihbarat merkezleriyle irtibatlı, çok katmanlı ve uzun vadeli bir tehdit mekanizmasının varlığına işaret etmiştir. Aradan geçen yıllarda örgütün fiziki yapılanmasına yönelik kapsamlı tasfiye süreçleri yürütülmüş olsa da, tehdidin tamamen ortadan kalktığını varsaymak—son dönemdeki operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalar dikkate alındığında—analitik ve sağduyulu bir yaklaşım değildir. Nitekim yakın dönemde farklı illerde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlarda, aralarında kamu personelinin de bulunduğu çok sayıda şüphelinin yakalandığı; tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin uygulandığı kamuoyuna yansımıştır.
Merkezsizleşen FETÖ ağı
Örgütün kurucusu, hain ve terörist Fetullah Gülen'in 20 Ekim 2024'te ABD'de hayatını kaybetmiş olmasına rağmen, yapının kurumsal ve özellikle dijital faaliyetlerinin bütünüyle sona ermediği açık biçimde görülmektedir. Güncel tablo, FETÖ'nün giderek merkezsizleşmiş, ağ temelli ve dijital alana yaslanan bir faaliyet modeline evrildiğini göstermektedir. Bu yeni evrede örgüt, görünür hiyerarşik yapıyı bilinçli biçimde azaltırken; etki üretimini çevrim içi ağlar, sosyal medya platformları ve yurt dışı merkezli yapılanmalar üzerinden sürdürmeye çalışmaktadır. Özellikle sosyal medyada yürütülen dezenformasyon, algı yönetimi ve yıpratma operasyonlarının merkezinde yer alan FETÖ mensupları, bu faaliyetler aracılığıyla hem kamuoyunu etkilemeyi hem de örgüt içi motivasyonu diri tutmayı hedeflemektedir.
Açık kaynaklarda yer alan verilere göre, 15 Temmuz 2016'dan 14 Temmuz 2025'e kadar yürütülen soruşturmalar kapsamında 390.354 şüpheli gözaltına alınmış, 113.837 kişi tutuklanmış, 118.814 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmış, 153.429 kişi serbest bırakılmıştır. Hakkında yakalama veya gözaltı kararı bulunmasına rağmen 31.847 kişinin firari durumda olduğu bildirilmektedir. Bu tablo, örgütün insan kaynağı ölçeğini ve ülke genelindeki yayılım derinliğini açık biçimde ortaya koyarken; aynı zamanda FETÖ'nün sahada daralma yaşasa dahi kendini yeniden üretme çabasını sürdürdüğünü göstermektedir.
Sistematik dezenformasyon üretim üssü
Örgütün dijital alandaki kapasitesini somutlaştıran son güncel örneklerden biri, 30 Ocak 2026 tarihinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yürütülen dijital izleme ve analiz çalışmalarıdır. Bu çalışmalar sonucunda 379 FETÖ ve FETÖ iltisaklı sosyal medya hesabının tespit edilmesi; bu hesapların terör propagandası yürüttüğü ve sistematik dezenformasyon ürettiğinin belirtilmesi, tehdidin bilgi alanında nasıl yeniden üretildiğini açıkça göstermektedir. Dijital alandaki örgütsel etki, çoğu zaman tekil hesaplar üzerinden değil; koordineli ağ davranışı yoluyla ortaya çıkmaktadır. Eş zamanlı paylaşımlar, tekrar eden anlatı kalıpları ve kriz ya da gündem anlarında yoğunlaşan kampanyalar bu ağların temel çalışma biçimini oluşturmaktadır. Nihai hedef; kurumları ve kamu otoritesini itibarsızlaştırmak, kamuoyunu yönlendirmek ve toplumsal güven duygusunu aşındırmaktır. Bununla eş zamanlı olarak bu faaliyetler, örgütün hâlen "diri ve etkin" olduğu algısını örgüt mensuplarına ve cezaevindeki tutuklulara taşımayı; böylece çözülmeyi engelleyerek iç motivasyonu ve bağlılığı canlı tutmayı amaçlamaktadır.
Bu nedenle etkili bir mücadele yaklaşımı, yalnızca hesap kapatmaya dayalı dar ve tepkisel bir çerçeveyle sınırlı kalmamalıdır. Asıl ihtiyaç; örgütsel ağların sistematik biçimde haritalanması, dijital içeriklerin üretim kaynağı ile dolaşım/etkileşim rotalarının izlenmesi, örgütün ticari ve maddi ilişkilerinin yeniden ve derinlemesine araştırılması ve dijital denetim standartlarını güçlendiren hukuki süreçlerin etkin biçimde işletilmesidir. Darbe girişiminden dokuz yıl sonra dahi yüzlerce hesabın terör örgütü lehine propaganda ve dezenformasyon faaliyeti yürütmesi, FETÖ'nün Türkiye açısından yalnızca biçim değiştirmiş; ancak sona ermemiş ve süreklilik arz eden bir tehdit olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Öte yandan, FETÖ'nün Türkiye'ye verdiği zarara ilişkin tekil ve bağlayıcı bir resmî ölçüm bulunmamaktadır. Farklı kurumlar ve uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerde, doğrudan ekonomik maliyetin 158–234 milyar dolar; dolaylı etkiler dâhil toplam yükün ise 350–460 milyar dolar bandında olduğu ifade edilmektedir. Yöntem ve kapsam farklılıkları bulunsa da, bu tahminler zararın yalnızca mali boyutta değil; kurumsal kapasite, yatırım iklimi, toplumsal maliyet ve uzun vadeli güvenlik harcamaları açısından da son derece ağır ve kalıcı olduğunu göstermektedir.
Algı yönetimine karşı stratejik iletişim
Bu ölçekte zarar veren bir yapıyla mücadele, yalnızca sahada yürütülen bir güvenlik faaliyeti olarak ele alınamaz. Dijital alanlarda yürütülen psikolojik harp, stratejik iletişim ve algı operasyonlarına karşı; toplumsal bağışıklık, güçlü kurumsal koordinasyon ve ileri analiz kapasitesi gerektiren topyekûn bir mücadele zorunludur. Dijital algoritmaların ve yapay zekâ destekli analiz kabiliyetlerinin erken uyarı, ağ çözümleme ve dezenformasyon tespiti gibi alanlarda etkin biçimde kullanılması artık bir tercih değil, stratejik bir gerekliliktir.
Bu süreçte toplumsal sorumluluk da kritik bir öneme sahiptir. Şüpheli içeriklerin yetkili kişi ve birimlere bildirilmesi elzem olmakla birlikte, doğrulanmamış bilgilerin paylaşılmaması, dezenformasyonun yayılım zincirine eklenilmemesi ve kurumsal açıklamalar ile yargı süreçlerine saygı gösterilmesi mücadelenin zeminini güçlendirmektedir.
Netice olarak, FETÖ'nün bugün sahip olduğu kapasite geçmişe kıyasla zayıflamış olsa da, bilgi alanında—dezenformasyon, algı yönetimi ve kurumsal itibar aşındırma yoluyla—etki üretme çabasının sona erdiğini söylemek mümkün değildir. Örgüt, sahadaki gücünü kaybettikçe dijital alanı ana mücadele zemini hâline getirmiş; sosyal medya, çevrim içi ağlar ve algı operasyonları üzerinden varlığını sürdürmeye çalışmıştır. Bu yönüyle FETÖ, klasik anlamda değil; dijitalleşmiş, esnek ve merkezsiz bir terör tehdidi olarak okunmalı; mücadele de aynı ölçüde veri temelli, ağ odaklı ve kurumlar arası eşgüdümle güçlendirilmiş bir stratejiye dayanmalıdır.
Güncel bulgular, FETÖ'nün varlığını büyük ölçüde sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yürüttüğü dezenformasyon, yalan üretimi ve sistematik bilgi kirliliği faaliyetleri aracılığıyla sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Örgüt, sahadaki operasyonel kapasitesi zayıfladıkça dezenformasyon üretimini ana etki üretim zemini hâline getirmiş; algı yönetimi ve psikolojik etkiyi merkeze alan bilinçli bir stratejik yönelime girmiştir. Bu tablo, bireysel ve toplumsal düzeyde yüksek farkındalık, güçlü bir doğrulama refleksi ve dijital içeriklere karşı eleştirel bir tutumun artık tercihten ziyade kamusal ve millî bir sorumluluk alanı hâline geldiğini göstermektedir.