Biyo-hegemonya: 21. Yüzyılın moleküler Sykes-Picot'su

Dr. Damla Taşkın/Ankara Bilim Üniversitesi
15.01.2026

COVID-19 sonrası dünyanın biyo-jeopolitik haritası; 2025 yılı ile yerli ilaç üretme politikasına geçen Trump ABD'sinin askeri-istihbarat odaklı inovasyon ekosistemi, Çin'in dijital-biyolojik füzyona dayalı merkezi planlaması ve Avrupa'nın etik-regülatif norm gücü üzerinde şekilleniyor. Ve tahmin edilenin üstünde bu yarışın ödülü, sıradan bir ilaç pazar payından çok daha büyüktür. Öyle ki geleceğin dünya liderliğinin anahtarı işte bu alanlarda olacaktır.


Biyo-hegemonya: 21. Yüzyılın moleküler Sykes-Picot'su

Dr. Damla Taşkın/Ankara Bilim Üniversitesi

The Economist Dergisinin 2026 yılı kapağı, iğneler ve DNA zincirleriyle bezeli bir tablo ile yeni bir çağın deklarasyonunu ilan etti. İnsanlığın en mahrem alanı olan vücudunun moleküler yapısı, küresel finansman gücünün nihai kaynağı haline gelirken, bu kaynağın kontrolü için verilen etik dışı savaş, eski zamanlardan gelen tozlu bulutların arasından çoktan yükselmişti. Öyle ki pandemiler, yalnızca küresel çaplı bir sağlık krizi değil, aynı zamanda tarihin en büyük biyo-veri toplama operasyonu ve teknolojik sınırları zorlama demonstrasyonuydu. Bu süreç, tüm insanlığa iki çarpıcı gerçeği tüm acımasızlığıyla yüzümüze vurdu. Nitekim kritik sağlık ürünlerinde milli otonominin hayati önemi ve milyarlarca test ve genom dizilimiyle biriken insanlık verisinin, tedaviden bile daha kalıcı bir stratejik değer taşıdığı ortaya çıktı. Bu veri, artık bir sonraki pandemiyi değil, bir sonraki trilyon dolarlık endüstriyi ve biyo-gözetim çağını kuracak ham petrolü oluşturdu.

Bu yeni keşfedilen ham petrolün jeopolitiği, temelde üç ana kutup etrafında kristalleştiği söylenebilir. Bir kutupta, mevcut 1.5 trilyon dolarlık finansmanıyla pazar lideri konumundaki ABD yer alıyor. ABD, bu kritik konumunu korumak için 2026 yılı itibariyle tüm devlet aygıtını seferber etmiş durumda görünüyor. Öyle ki 2025 yılı sonbaharında Donald Trump'ın davetiyle Beyaz Saray'da toplanan teknoloji devlerinin yatırımları bu hipotezin somut cevaplarından biri olabilir. Toplantıda, Meta'nın 600, Apple'ın 600, Microsoft'un 400, Google'ın 250 milyar dolarlık taahhütleri verdiği trilyon dolarlık yeşil sinyal, belki de henüz bildiğimiz bir buzdağının sadece görünen kısmı.

Biyo-AI askeri-endüstriyel kompleksinin doğuşu

Kamuoyu ile de paylaşılan Bio-Ai hamlesinin ardında, "Full Spectrum Biyo-Dominance" hedefiyle hareket eden derin bir stratejik-militer altyapı yatıyor olduğunu dile getiren görüşler de bulunuyor. Hatta CIA'in risk sermaye kolu In-Q-Tel, genomik analiz ve biyogüvenlik şirketlerine yaptığı dev yatırımlar, geleneksel istihbarat odağını moleküler seviyeye taşıdığını gösteriyor. Ayrıca ABD'nin Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA), ileri düzey sentetik biyoloji ve askeri nöroteknoloji projeleriyle geleceğin biyolojik tehditlerine karşı güçlendirilmiş asker prototipleri geliştiriyor. Bununla birlikte yaklaşık 45 milyar dolarlık bütçesiyle Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) bu temel araştırmaya fon sağlayarak hammadde temin ediyor. Yine ABD'nin Gıda ve İlaç İdaresi (FDA)'nın uluslararası altın standartları belirlemedeki pozisyonu, ABD'nin sadece ürün değil, kuralları da ihraç etme gücünü pekiştiriyor. Özetle geliştirilen aşılar, ilaçlar ve mRNA platform teknolojileri, artık hızlı tedavi geliştirme değil, aynı zamanda Pentagon için yeni bir savunma sanayii fabrikası oluyor. Bu durum hem askeri ve savunma alanında geniş yer tutan hem de finansman ve politika baskı aracı olarak kullanılabilecek güçlü bir silah olarak kullanılabilecektir.

Bununla beraber; bu büyük atılımı tetikleyen diğer itici güç ise diğer kutbun sarsıcı yükselişiydi: yani Çin. Çünkü Covid Pandemisini ve diğer salgın hastalıkları stratejik bir sıçrama tahtasına dönüştüren Çin, pandemi politikasını devasa bir veri toplama ve sosyal kontrol altyapısının test alanı olarak kullandı. Hemen ardından, 2022'de ilan ettiği "Ulusal Biyoekonomi Kalkınma Planı" ile bu hedefini netleştirerek genomik veride mutlak ölçeğe ulaşma girişimlerin ağırlık verdi. Hatta Çin devlet destekli BGI (Beijing GenomicsInstitute) ile dünyanın en büyük gen dizileme kapasitesine sahip oldu. Bu durum Ulusal Gen Bankası projesiyle küresel genetik veri referansını Çin merkezli hale getirmeyi amaçlamaktaydı. Dolayısıyla Çin artık sadece bir jenerik ilaç üreticisi değil; aynı zamanda yenilikçi aşı yarışında ABD ve Avrupa ile aynı anda sahaya inebilen, CRISPR gen düzenlemede BGI örneğinde olduğu gibi etik sınırları zorlayarak teknolojik liderlik iddiasını test eden bir rakip düzeyine geldi. Bu noktada asıl fark yaratan sürece gelindi ve dünyanın en gelişmiş dijital gözetim altyapısıyla birleştirme potansiyeli, Çin'i eşsiz bir dijital-biyolojik füzyon gücü haline getirmeye başladı.

Görüldüğü üzere bu iki süper gücün yapay zeka odaklı teknoloji ve ölçek yarışının tam ortasında, üçüncü bir kutup olarak Avrupa da, farklı bir güç silahıyla konumlanmaya çalışıyor. Bu güç silahı olarak ise Etik Üstünlük ve Regülasyon Gücü kullanılmaya karar verildi. Uzun yıllardır sağlık sektöründe güç sahibi olan ilaç devleriyle Ar-Ge'de güçlü olmasına rağmen, esas kozunu Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile hazırladığı katı veri gizliliği rejimini genetik bilgiye de uygulama iradesi ile kullandı. Hatta Avrupa Birliği'nin "1+ Milyon Genom Girişimi", birleşik pazarın veri gücünü harekete geçirirken, diğer yandan "etik ve güvenilir biyo-veri"yi bir çeşit marka ve bir evrensel standart haline getirmeyi hedefliyor. Dolayısıyla Avrupa'nın Etik Kale stratejisi, oyunun kurallarını teknolojiyle değil, eskiden beri geleneksel olarak yaptığı normlarla ve düzenlemelerle yazmak oluyor.

Hücrelerdeki cephe hattı ve günümüzde biyo-narko siyaset

Sonuç olarak, COVID-19 sonrası dünyanın biyo-jeopolitik haritası; 2025 yılı ile yerli ilaç üretme politikasına geçen Trump ABD'sinin askeri-istihbarat odaklı inovasyon ekosistemi, Çin'in dijital-biyolojik füzyona dayalı merkezi planlaması ve Avrupa'nın etik-regülatif norm gücü üzerinde şekilleniyor. Ve tahmin edilenin üstünde bu yarışın ödülü, sıradan bir ilaç pazar payından çok daha büyüktür. Öyle ki geleceğin dünya liderliğinin anahtarı işte bu alanlarda olacaktır.

Bu yeni "Biyo-AI Askeri-Endüstriyel Kompleksi"nin bütçelerinden beslenen devlet projelerinin merkezi ve aslındaen karanlık cephesi ise ilaç sanayii ile uyuşturucu endüstrisi arasındaki çizginin flulaşmasıdır. Son zamanlarda artan uyuşturucu ile mücadele operasyonları da tam olarak bunun en önemli nedenlerindendir.

Ayrıca bağımlılık yapıcı' sentetik moleküllerin tasarlanması 'Tedavi' maskesi altında sunulan bazı psikotrop ilaçlar, dünyanın her yerinde toplumları içten içe çürüten bir narko-siyasetin aracına dönüşme riskini yaratmaktadır. Bu minvalde The Economist'in simgelediği 2026 yılı, işte bu varoluşsal hegemonya savaşının artık perdelenmediği, savaş alanının yapay zeka destekli laboratuvarlar olduğu bir milat olarak tarihe geçeceğinin mesajını veriyor.

Geriye ise tüm insanlık için tek bir kritik soru kalıyor: Savaş, beklediğimiz cephelerde değil, artık kendi hücrelerimizde mi?