Bizans Çaka Bey'den nasıl kurtuldu?

Dr. M. Mücahit Küçükyılmaz / Yazar
31.10.2020

Bizans Çaka Bey'in kılıcından kurtulurken, Çaka Bey dindaşı, soydaşı ve damadı Kılıç Arslan'ın kılıcından kurtulamadı. Ne demiş atalar? Unutma; düşman kör nişancıdır, ama dost nereden vuracağını iyi bilir!



1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra tarih sahnesine çıkan Çaka Bey’in destansı, dramatik ve hatta trajik hayatı sadece Türk-İslam kültürünün değil, Bizans’ın da en acayip öykülerinden birini oluşturur. Zaten dönemin kendisi de pek acayiptir; Doğu-Batı kiliselerinin 1054’teki ayrılığı ve İmparatoriçe Zoé’nin ölümüyle Makedon hanedanının son bulmasının ardından Bizans, 1081’e kadar taht kavgalarıyla sarsılmıştı. Bu süreçte, Bizans’ın kaderi üzerinde Balkanlarda ve batıda Uz (Oğuz), Kuman ve Peçenek Türkleri; doğuda ve Anadolu’da ise Selçuklular söz sahibiydi. Komnenos hanedanından Aleksios’un tahtı ele geçirdiği 1081 yılına kadar Bizans bu Türk boylarını birbiriyle çatıştırarak ayakta kalmaya çalışsa da, hızlı bir çöküş sürecine girmişti. Bizans’ı besleyen Anadolu’daki büyük çiftlik sahipleri ve aristokratların merkezî yönetim ile sık sık çatışmaları hem ekonomiyi hem de toprağa dayalı askerî sistemi alt üst etmişti.

Tahtı belirleyen Türk

Bu aristokrat ailelerin kendi içlerinden biri olan Kapadokyalı General Romanos Diogenes’in imparatorluğu ise beklenen başarıyı getirmemiş, onun Malazgirt’te Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’a trajik biçimde yenilmesi ve esir düşmesiyle Bizans’ın iç sorunları daha da derinleşmişti. Asiller, birkaç küçük başarı elde eden generaller, arkasına Türkopol askerlerin gücünü alanlar veya imparatorluk soyundan hırslı kadınlar hemen kendilerini taht adayı görüyor ve sonu gelmeyen entrikalara başvurarak mücadeleye girişiyordu.

1079-1080 yıllarında Alp Arslan’ın amcaoğlu Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Akdeniz, Ege ve Karadeniz sahillerine kadar hâkimiyetini yaymış, hatta bugünkü Maltepe sahillerine karargâhını kurup Bizans’ın içişlerine karışacak kadar kuvvete erişmişti. Bizans imparatorları ve ileri gelenleri tahta çıkabilmek, tahtta tutunabilmek veya dıştan gelen tehlikeye karşı durabilmek için Süleyman Şah’a müracaat eder olmuşlardı. 1080’de Nikeforos Melissenos adlı Bizans soylularından biri onun desteğiyle imparatorluğun ikinci büyük şehri İznik’i (Nikea) ele geçirip kendini imparator ilân etti. İstanbul’daki İmparator Nikeforos Botaneiates’in kuvvetleri İznik’i kuşatınca da, Süleyman Şah, Melissenos’a yardıma gelerek Bizans ordusunu kovdu ve İznik’i ele geçirip Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti yaptı.

Din ve mezhep kavgaları

Bu sırada Bizans din ve mezhep kavgalarıyla da sarsılıyor, hem eski batı Roma topraklarından yükselen Katolikliğe, hem de Paulusçuluk, Manicilik ve Bogomil mezhebi başta olmak üzere, Hıristiyanlığın farklı yorumlarına karşı şiddetli bir mücadele yürütüyordu. Boşnakların İslamiyet’ten önceki mezhebi olan Bogomillerin lideri Basilas, bugünkü adı Sultanahmet meydanı olan Hipodrom’da diri diri yakılarak öldürülmüştü.

Saraydaki esir

İşte hakkında İmparator Aleksios’un tarihçi kızı Anna Komnena’nın Aleksiad kitabı ile sonraki yüzyıllarda yazılan Danişmendname’de bazı bölümler dışında bilgi bulunmayan Çaka Bey bu ortamda tarih sahnesine çıktı. Malazgirt sonrası yapılan barış anlaşması İmparator Diogenes’in Bizans’a döndükten sonra gözlerine mil çekilip Kınalıada’da ölmesiyle geçersiz hale gelince Sultan Alp Arslan, Afşin, Artuk, Mengücek, Danişmend, Aksungur, Porsuk, Saltuk, Çavlı gibi beylerini Anadolu’yu fethetmekle görevlendirdi. Oğuzların Çavuldur boyuna mensup Çaka Bey de kardeşi Yalvaç ile birlikte Danişmend Ahmed Gazi’nin yanında bu akınlara katılan gençlerden biriydi. Bugün Bolu’da Çağa ve Yeniçağa adlarıyla bilinen yer adlarının kaynağının Çaka olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim Çaka Bey de 20’li yaşlarının başında, Anadolu içlerine ilerlediği bir sırada Bizans’ın meşhur komutanlarından Kabalika Aleksandr’ın eline 1078 yılında esir düştü ve Bizans komutanı bu Türk delikanlısını imparator Nikeforos Botaneiates’in sarayına gönderdi. Çaka Bey, sarayda kaldığı dönemde Bizans devlet gelenekleri, askerî sistemi ve çeşitli zaafları ile birlikte Homeros’un eserini okuyup anlayacak kadar da Grekçe öğrendi. Zekâsı, komutanlık becerileri ve yönetim kabiliyeti ile dikkat çektiği için imparator tarafından kendisine pek çok imtiyazlar verildi.

Bir süre sonra Bizans içindeki taht oyunlarında etkili bir aktöre dönüşen genç Çaka, en fazla denizcilik ile ilgileniyor, henüz Türklerde gelişmemiş olan deniz savaşları, donanma inşası ve yönetimi, denizden karaya çıkarma ve kuşatma teknikleri gibi alanlarda bilgi ve tecrübe edinmeye çalışıyordu. Yüzlerce yıldır Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara akan her Türk gibi onun da zihninde İstanbul’un fethi vardı. Çaka için Türklüğün mefkûresi olan Kızılelma ile İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’in (SAV) fetih müjdesi İstanbul’da birleşmişti. İşte, kendisi de İstanbul’daydı, ancak bir fatih olarak değil, sarayda dahi olsa bir esir olarak… İstanbul’u fethetmek için mutlaka deniz gücü gerektiğini çok iyi kavramış; daha önce bu işe girişen Avarlar, Sasaniler, Bulgarlar ve Emevilerin başarısız olma gerekçelerinin donanma güçlerinin yetersizliğinden ve kara orduları ile koordine olamamalarından kaynaklandığını fark etmişti. Çaka, aslında gözünü Bizans tahtına dikmiş, ona nasıl ulaşacağını hesaplıyordu ve bu arada İmparator Nikeforos Botaneiates’in güvenini kazanmıştı. Hatta imparator, kendisine Bizans’ın en yüksek nişanlarından olan “Protonobilissimus”, yani “en asil” unvanını vererek taltif etmişti.

Ancak 1081 yılına gelindiğinde işler değişti, genç Çaka’nın hamisi olan Botaneaites tahttan indirilip yerine Aleksios Komnenos geçince, unvanı ve imtiyazları elinden alınan Çaka da saraydan uzaklaşmak zorunda kaldı. Zira Anadolu’nun en zengin aristokrat ailelerinden birine mensup ve eski imparatorlardan İsaak Komnenos’un yeğeni olan, aynı zamanda Anadolu ve Balkan harpleri esnasında başarılarıyla bilinen Komnenos, “Barbarlar” diye nitelediği Peçenek, Kuman ve Selçuklu Türklerinden kurtulup Bizans’ı yeniden ihtişamlı günlerine ulaştırmayı amaçlıyordu.

İzmir Fatihi Çaka

İstanbul defterini 1081 yılında mecburen ve muvakkaten kapatan Çaka Bey, “saray esareti”ni bitirerek Batı Anadolu’ya yerleşen Çavuldur obasına geri döndü. Bu sırada Balkanlarda Bogomil mezhebine mensup yerli ahalinin Peçeneklerle anlaşarak Bizans’a hücumlar gerçekleştirmelerini fırsat bilerek yanındaki 8 bin Türkmen ile İzmir’i fethetti. İzmir’de ilk işi şehirdeki Rum ustaları toplayıp bir donanma yaptırmak oldu. Kırk parçadan ibaret, üstü kapalı gemilerden teşekkül eden bu ilk Türk donanmasının inşa edildiği 1081 yılı aynı zamanda Türk Deniz Kuvvetlerinin de kuruluş tarihi kabul edilir. Çaka hemen aynı tarihte, tecrübeli savaşçılardan bir mürettebat meydana getirerek sahildeki şehirlerin fethine girişti. Klazomenai, Urla ve Foça şehirlerinden sonra 1089’da Midilli, 1090’da ise Sakız adasını fethetti. Adaların birer birer Çaka Bey’in kontrolüne geçtiğini öğrenen İmparator Aleksios, derhal bir donanma gönderdi. Ancak Çaka Bey, Niketas Kastamonites komutasındaki Bizans kuvvetleriyle Sakız’da yapılan muharebeyi kazandı. Elde edilen bu mağlubiyetin ardından İmparator, Konstantinos Dalassenos komutasındaki daha büyük bir Bizans donanmasını Sakız üzerine gönderdi. Adadaki kalenin Dalassenos tarafından kuşatılmasının ardından oradan yaklaşık 8 bin Türkmen ile ayrılan Çaka Bey, 19 Mayıs 1090 günü Sakız adası ile Karaburun arasında kalan Koyun Adaları civarında yapılan deniz savaşını kazanan taraf oldu. Üzerine gelen Bizans donanmasının neredeyse tamamını imha etmiş ve sağlam kalan gemileri de ganimet olarak ele geçirmişti.

Çaka’nın ittifak arayışları

Çaka Bey, Koyun Adaları zaferinden sonra durmadı; Sisam ile Rodos adalarını da ele geçirmesi onun başarılarının tesadüf veya sadece Bizans’ın zayıf düşmesinden kaynaklı olmadığını gösterdi. Denizde gemileri birbirine zincirlemek veya donanmayı farklı parçalara ayırarak taze kuvvetler oluşturmak gibi o güne kadar pek rastlanmamış taktikler uyguluyor, deniz savaşları ile eşzamanlı olarak kara birliklerini de kullanıyor, böylece özellikle kıyıya yakın yerlerde gerçekleşen muharebelerde düşmana büyük zayiat verdiriyordu.

Çaka Bey, 1086 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın Halep’te ölümü üzerine İznik’te Anadolu Selçuklu tahtına hâkim olan Ebu’l-Kâsım ile Bizans’a karşı ittifak anlaşması yaptı; İzmit’e yaptığı hücuma donanmasıyla katıldığı gibi Balkanlar’daki Peçenekleri de kendi saflarına alıp Bizans’a karşı ortak bir harekât planladı. Fakat Selçuklu beylerinden Porsuk’un İznik’i kuşatması ve Ebu’l-Kâsım’ın da Bizans ile anlaşmak zorunda kalması bu planı bozdu. Bu esnada, rehin tutulduğu İsfahan’dan Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın 1092 yılında vefatıyla ayrılan Süleyman Şah oğlu Kılıç Arslan, İznik tahtını ele geçirmişti. İstanbul’u fethetmek için deniz gücünün kara ordusu ile taçlandırılması gerektiğinin farkında olan Çaka Bey, kızını yeni Sultan Kılıç Arslan ile evlendirerek bu yönde önemli bir adım attı. Ardından Bizans’ın baş belası haline gelen Peçenekler ile birlikte İstanbul’u sıkıştırmaya başladı. Edremit’ten sonra Çanakkale Boğazı’nın en stratejik şehri olan Abidos’u fethettiğinde artık bütün Batı Anadolu kıyılarında hâkimiyet kurmuş, üstelik Bizans’ın Venedik ve Cenevizlilerden yardım almasının da önüne geçmişti. Plana göre, karada Trakya’dan Peçenekler ve İznik’ten Anadolu Selçuklu kuvvetleri, denizden ise donanma ile kendisi İstanbul’u kuşatıp alacaktı. Zaten Kapıdağı yarımadası ve Apolyont (Ulubat) Gölünü de ele geçirdikten sonra Ege ve Marmara denizlerinde Çaka Bey’den izinsiz gemi yürütmek imkânsız hale gelmişti. Ancak bu sırada İmparator Aleksios’un anlaştığı bir başka Türk boyu olan Kumanlar 29 Nisan 1091’de Enez yakınlarında meydana gelen Levounion Muharebesinde ani bir baskın ile kadın ve çocuklar da dâhil olmak üzere Peçenekleri neredeyse tümüyle imha etti. Bizanslıların bu tarihi, uzun yıllar bayram olarak kutlaması Peçenek-Çaka ittifakından ne kadar çekindiklerini de gösterir.

Bizans oyunu dedikleri…

Öte yandan, Çaka Bey’in üzerine Amiral Dalassenos komutasında yeni bir donanma sevk eden İmparator Aleksios, henüz yirmili yaşlarının başında olan toy Kılıç Arslan’a kışkırtıcı bir mektup gönderdi:

“Haşmetli Sultan Kılıç Arslan bilirler ki sultanlık makamı sana babadan intikal ediyor. Akraban Çaka imparator unvanını alarak görünüşte Roma İmparatorluğu’na karşı silahlanıyor. Fakat bu bir bahaneden ibarettir. Gerçekten o tecrübe ve malûmatı ile Romalıları idare edemeyeceğini ve bu kadar büyük bir imparatorluğa hâkim olamayacağını bilir. Bu sebeple onun tüm hazırlıkları sana yönelmiştir. Şu halde aklın varsa buna imkân vermezsin. Ümitsizliğe kapılmak için sebep yok, ancak dikkat gerekiyor; aksi takdirde sultanlığından olursun. Bana gelince, onu Tanrı’nın yardımıyla Roma topraklarından süreceğim. Senin menfaatlerini düşündüğüm için de, sana kendi otorite ve gücünü düşünmeni tavsiye edeceğim. Onu derhal yola getir; ya barış ile ya da reddederse kılıç ile.” Mektuptan habersiz olan Çaka Bey, Bizans’a karşı birlikte yürümek amacıyla damadının otağına gittiğinde Kılıç Arslan onu ayakta sarılarak karşıladı. Ardından oturdukları ziyafet sofrasında ise genç sultan, aniden kılıcını çekerek kayınpederini katletti.

Düşman kör nişancıdır

Sonrasında ne mi oldu? Çaka Bey’in 1095 yılındaki trajik ölümünün hemen ardından Batı Anadolu ile adaların tamamı yeniden Bizans’ın eline geçti. Onun peşinden giden Türkmenlerden 10 bin kadarı İzmir’de acımasızca kılıçtan geçirildi. Kurtulabilenler önce Akhisar, ardından Gerede civarına kadar gerilemek zorunda kaldılar. Kılıç Arslan mı? Mektubuna güvenip Çaka Bey’i katlettiği İmparator Aleksios’un teşvikleriyle bir yıl sonra başlayan I. Haçlı Seferi’nde önce başkent İznik’i kaybetti, sonrasında Dorlion (Eskişehir) savaşında müttefik Bizans-Haçlı ordusuna yenilerek Konya’ya kadar geri çekilmek zorunda kaldı. Çaka Bey’in katli ile Ege ve Marmara denizleri haçlı donanmasına güzergâh olmuş, Batı Anadolu ve Marmara sahilleri ise kolayca çıkarma yapılabilir duruma gelmişti. Daha kötüsü, Haçlılar Urfa ve Antakya’da kontluklar kurmuş, Kudüs’ü ele geçirmişlerdi. Sonuçta çökmekte olan Bizans’ın ömrü 358 yıl daha uzadığı gibi, Türklerin tekrar İznik’i ve Batı Anadolu’yu fethetmesi de 250 yılı bulacaktı. Bizans Çaka Bey’in kılıcından kurtulurken, Çaka Bey dindaşı, soydaşı ve damadı Kılıç Arslan’ın kılıcından kurtulamadı. Ne demiş atalar? Unutma; düşman kör nişancıdır, ama dost nereden vuracağını iyi bilir!

mmucahit@gmail.com