Bu cehennem Batı'nın eseri!

7.06.2024

Dünyadaki cehennem, Filistin'de İsrail'in aylardır sürdürdüğü soykırıma, savaş boyunca İsrail'e mühimmat sevkiyatını 10 kat arttırarak destek veren Batı'nın eseridir. Fakat vicdanlarda bu savaşın kazanan tarafı Filistin ve artık dünyada küresel bir intifada var!


Bu cehennem Batı'nın eseri!

Hülya Bulut/ Yazar

Şu son birkaç yılda globalde başımıza gelen en belli başlı olaylar nelerdir diye sorsak, sanırım çoğumuz pandemiyi, Rusya-Ukrayna savaşını, Gazze'deki Siyonist İsrail'in soykırımını bir çırpıda sayar. Öyleyse sorularımıza başlayalım:

COVID-19 misyonu

(1) Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, başladığı günden bu yana dünya genelinde 776 milyon civarında insanı enfekte eden ve bunların yüzde 1'inin ölümüne neden olan Covid-19 virüsü acaba misyonunu tamamladı mı?

Dünya nüfusunun yüzde 70,6'sı en az bir doz Covid-19 aşısı olurken, dünya çapında 13,58 milyar doz aşı kullanıldı ve düşük gelirli ülkelerdeki insanların yüzde 32,8'ine en az bir doz aşı uygulandı. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan en son verilere göre ölümcül etkileri azalmış olsa da; Rusya, Avrupa, Birleşik Krallık, Amerika, Güney Asya, Batı Pasifik ve Afrika'nın genelinde yaklaşık 134,782 kişi halen Covid-19 virüsü ile mücadele ediyor ve her gün yaklaşık beş binin üzerinde insan aşılanıyor.

Morgan Stanley'in projeksiyonlarına göre de; Covid-19 virüsüne karşı bulunan aşının, Pfizer ve BioNTech'e 13 milyar dolardan fazla gelir getireceği tahmin ediliyor. Bu beklenen gelirin ne anlama geldiğini görmek adına bir kıyaslama yapmak faydalı olabilir: Dünyada GDP'si 13 milyar dolar ile 1 milyar dolar arasında değişen Ruanda, Mauritius, Bahamalar, Çad, Kırgız Cumhuriyeti, Tacikistan, Somali, Moritanya, Kosova, Monako, Lihtenştayn, Montenegro, Maldivler, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi... 57 ülke var.

Bir tarafta durum böyle iken, diğer tarafta tedarik zincirlerindeki kesintiler (yani işgücü, hammadde, sermaye, lojistik ...gibi alanları da içererek üreticiden tüketiciye kadar olan hatta meydana gelen kırılmalar) nedeniyle, arz ve talep dengesini bozan, enerji ve tarım başta olmak üzere pek çok sektörü maliyet ve fiyat artışları bakımından olumsuz yönde etkilen ve böylece küresel enflasyonu tetikleyen pandeminin kümülatif negatif ekonomik etkileri ne yazık ki henüz tamamen ortadan kalkmış değil.

Rusya-Ukrayna Savaşı

(2) Pandemiden sonra tam da toparlanmaya başlıyor diye sevinirken, dünyanın bu defa da Rusya ve Ukrayna savaşı nedeniyle ikinci bir kriz dalgasına yakalanması tesadüf mü?

Statistica'nın en son verilerine göre, Rusya-Ukrayna savaşında yaklaşık 11 bin sivil hayatını kaybetti. 27 milyon sivil büyük ihtimalle bir daha geri dönmemek üzere ülkesinden göç etti. 15 yıllık ekonomik ilerlemesi boşa giden Ukrayna'nın GDP'si (Gross Domestic Product) yaklaşık yüzde 30 oranında daraldı. Amerika'nın, kendi halkının vergileri ile bu savaşı 61 milyar dolar civarındaki bir askeri bütçe ile desteklemesine rağmen, Ukrayna daralan GDP'sinin yaklaşık yüzde 34'ünü askeri harcamalara tahsis etmek zorunda kaldı. 1,7 milyon Ukraynalı, geri dönülmez şekilde yoksulluğa terk edildi.

Dünya Bankası'nın verilerine göre, binalara ve altyapıya verilen zarar 135 milyar dolar. Berlin'deki Alman Ekonomi Enstitüsü (IW)'ne göre ise bu savaşın şimdiye kadarki küresel ekonomik maliyeti 2 trilyon doları aşmış durumda. 2022 yılında yüzde 3.4 oranında gerçekleşen küresel büyüme beklentisinin, 2023'te yüzde 2.9'a gerilemesi öngörülmesine rağmen, bu oran geçen yıl daha da kötüleşerek yüzde 2.3 olarak gerçekleşti.

2023 yıl sonu verilerine göre dünyanın ilk 10 ekonomisinin trilyon dolar bazında GDP rakamları ise şöyle: Amerika (29.9), Çin (17.8), Almanya (4.4), Japonya (4.2), Hindistan (3.7), UK (3.3), Fransa (3.1), İtalya (2.2), Brezilya (2.1), Kanada (2.1). IMF (International Monetary Fund) verilerine göre, 2022'de 2,2 trilyon dolarlık GSYH yaratarak dünyanın 8'inci büyük ekonomisi olan Rusya, sadece bir yıl sonrası olan 2023'te ilk 10'a giremedi ve Rusya'nın 2028 yılında bu yarışta 15'inciliğe kadar gerilemesi bekleniyor.

Anlaşılan o ki, yıllarca Türkiye'yi PKK ve FETÖ gibi terör örgütleri ile mücadele etmek zorunda bırakarak ülkemizin insan gücünü, ekonomik kaynaklarını, zamanını, enerjisi çalan ülkeler, bu savaşla bir kere daha Rusya gibi geleneksel devlet yapısına, bölgesel ve küresel stratejik niteliklere haiz bir ülkeyi nispeten de olsa savaş ile meşgul ederek zayıflatma çabası güdüyor ve Asya'da, Afrika'da, Ortadoğu'da daha sömürgeci, daha soykırımcı ve daha terörist devlet faaliyetlerine devam etmek istiyorlar.

İsrail-Gazze Savaşı

(3) İsrail-Gazze/ Hamas savaşı, yaşanan önceki küresel krizlerle birlikte değerlendirildiğinde, Kızıldeniz'deki durum yeni bir küresel ekonomik krizin habercisi olabilir mi?

Francesca Albanese, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda 'Filistin toprakları yetmiş yılı aşkın bir süredir işgal altındadır ve siyonist İsrail, Gazze'de soykırımcıdır' ifadelerini kullanmış ve şu hususlara yer vermişti:

'İsrail, 7 Ekim'den bu yana devam eden askeri operasyonlarında Gazze'yi yerle bir etti. Gazze'de, nüfusun yaklaşık yüzde 1,4'üne tekabül eden ve aralarında 13 binden fazla çocuğun da bulunduğu 30 binden fazla Filistinli öldürüldü. Kayıp 12 binden fazlasının öldüğü tahmin ediliyor. Birçoğu, ömür boyu sakatlıklara sahip 71 bin kişi de yaralandı. Yerleşim alanlarının yüzde yetmişi tahrip edildi. Tüm nüfusun yüzde sekseni zorla yerinden edildi. Binlerce aile sevdiklerini kaybetti ya da yok oldu. Birçoğu yakınlarını defnedemedi ve yasını tutamadı, bunun yerine cesetlerini evlerde, sokaklarda ya da enkaz altında çürümeye terk etmek zorunda kaldı. Binlerce kişi gözaltına alındı ve sistematik olarak insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldı. Hesap edilemeyen toplu travma nesiller boyunca yaşanacak.

İsrail ordusu, harekatın ilk aylarında Gazze'de sayısız binaya 25 bin tondan fazla patlayıcı (iki nükleer bombaya eşdeğer) ile yoğun nüfuslu bölgelerde ve "güvenli bölgelerde" güdümsüz mühimmat ('aptal bombalar') ve 2000 kiloluk "bunker buster" bombaları kullandı. İsrail güçleri, ilk haftalarda Gazze'de tüm mahalleleri ve temel altyapıyı yok eden saldırılarda 100'ü çocuk olmak üzere günde yaklaşık 250 kişiyi öldürdü. Binlerce kişi bombardıman, keskin nişancı ateşi ya da yargısız infazla öldürüldü; binlercesi de İsrail tarafından "güvenli" ilan edilen bölgelerde ve güzergahlarda kaçarken öldürüldü.

Kurbanlar arasında 125 gazeteci ve 340 doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanı (Gazze'deki sağlık personelinin yüzde dördü), öğrenciler, akademisyenler, bilim insanları ve aile üyeleri yer aldı. Kaydedilen ölümlerin yüzde 70'i kadın ve çocuklardan oluşuyor. İsrail, geri kalan yüzde 30'luk kesimin, yani yetişkin erkeklerin Hamas'ın aktif savaşçıları olduğunu kanıtlayamadı ki bu da onların hedef alınması için yasal olarak gerekli bir şarttı. Aralık ayı başında, İsrail'in güvenlik danışmanları, savaşın bir aşamasında "7 bin teröristin" öldürüldüğünü iddia etti, bu sırada toplamda 5 binden az yetişkin erkek ölenler arasında tanımlanmıştı. Dolayısıyla öldürülen tüm yetişkin erkeklerin "terörist" olduğu ima edildi. Bu, korunan bir grup olan sivilleri keyfi olarak hedef almayı amaçlayan bir niyetin göstergesidir.

Dahası, İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukasını arttırması, hayati malzemelere erişimi engelleyerek günde 10 çocuk dahil olmak üzere açlıktan ölümlere neden oldu. Hijyen eksikliği ve aşırı kalabalık barınaklar, "hastalık için mükemmel bir ortam" yaratarak bombalamalardan daha fazla ölüme neden olabilir. Bu rapor, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısındaki şiddet örüntülerini (desenlerini) ve politikalarını analiz ederek, İsrail'in 'soykırım suçu' işlediğini gösteren eşiğin karşılandığına inanmak için makul gerekçeler olduğu sonucuna varmaktadır. Temel bulgulardan biri; İsrail'in idari ve askeri liderliği ile askerlerinin, Filistin halkına yönelik soykırım şiddetini meşrulaştırmak amacıyla jus in bello (savaş içinde adalet) ilkelerini kasıtlı olarak çarpıttığı ve koruyucu işlevlerini altüst ettiğidir.'

Ben Gurion Kanalı Projesi

Fareed Kotb'a (AA) göre; 'İsrail'in Gazze'deki saldırılarıyla eş zamanlı olarak ilk defa 1960'larda Süveyş Kanalı'na alternatif olarak önerilen Ben Gurion Kanalı Projesi tartışmaların odağı haline geldi. İnsan eliyle yapılan en kritik su yollarından Süveyş Kanalı, hizmete alındığı günden bu yana 154 yıl geçmesine rağmen hem dünya ticareti hem de Mısır ekonomisi için önemini koruyor.

Mısır'ın Osmanlı toprakları arasında yer aldığı dönem olan 17 Kasım 1869'da açılışı gerçekleşen ve bugün Mısır sınırlarında yer alan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz'i, Akdeniz'e bağlıyor. İnsan eliyle inşa edilmiş olan 193 kilometre uzunluğundaki kanal, dünyanın en kalabalık su kanalları arasında ön sıralarda yer alıyor.

Ben Gurion Kanalı Projesi tartışmaların odağı haline gelme sebeplerinden biri de, İsrail'in Gazze'deki savaşına tepki gösteren Yemen'deki Husiler'in, Kızıldeniz'i İsrail'e ait ya da oraya giden gemilere "dar etmesi" üzerine pek çok şirketin Kızıldeniz'i geçici olarak güzergahlarından çıkarmasıdır.'

Diğer yandan, Kızıldeniz'i Akdeniz'e bağlayan Süveyş Kanalı'nın geçiş maliyetleri, İsrail-Filistin savaşından beri sürekli olarak artıyor. Bu sebeple, savaşın olası risklerine ve artan maliyetlere katlanmak istemeyen şirketler, uzatmak pahasına da olsa güzergahlarını değiştirmeyi tercih ediyor. Bu da, lojistik taşımacılık anlamında yaklaşık on günlük gecikmelere sebep olurken, tedarik zincirlerinde aksaklıklara, üretimde gecikmelere, verimsizliğe, sigorta risk primlerinde, maliyetlerde ve fiyatlarda artışlara yol açıyor.

Huylu huyundan vazgeçmiyor

Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki:

(1) Huylu huyundan vazgeçmiyor ve Batı emperyalizmi her fırsatta dünyayı ekonomik anlamda sömürmek ve köleleştirmek için türlü türlü senaryoları yazmaya ve oynamaya devam ediyor.

(2) BRIC genelinde ve Rusya-Çin iş birliği özelinde dünyanın yeni sıklet merkezi Asya'ya kayıyor.

(3) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin dediği gibi 'dünyadaki cehennem' Filistin'de İsrail'in aylardır sürdürdüğü soykırıma, savaş boyunca İsrail'e mühimmat sevkiyatını 10 kat arttırarak destek veren Batı'nın eseridir.

Allah'ın (CC) hikmetidir ki, vicdanlarda bu savaşın kazanan tarafı Filistin ve artık dünya küresel bir intifada! Türkiye ise yeni kurulan tüm bu güç dengelerinde ikna etme, karar verme ve icra etme sac ayakları itibarıyla etkin diplomasi ve güçlü liderlik deneyimleri ile bölgesel ve küresel bir aktör olarak önemini korumaya ve güçlendirmeye devam ediyor.

dr.hulyablt@gmail.com