Bu ülke Menderes’in darağacındaki fotoğrafını unutmadı

Tarık Şebik / 15 Temmuz Derneği Başkanı
23.05.2019

15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra o gece meydanlara çıkanlarla yapılan röportajlarda “Dedem Adnan Menderes’in asılmasına ses çıkaramadığı için içinde hep bir sızı kalmıştı. Ben ve çocuklarım bunu yaşamasın istedim” diyen çok insan vardı. Menderes’in darağacındaki fotoğrafı 15 Temmuz’da bu ülkenin vatansever halkı için bir pusula oldu.



27 Mayıs 1960 Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk askeri darbesinin yapıldığı kara bir gündü. O güne giden 10 yıllık süreç ise acısıyla tatlısıyla pek çok olayın yaşandığı bir dönem. Başbakan Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlanan Cumhuriyetimizin ilk askeri darbesi toplum olarak belleğimizden hiç silinmedi. Öyle ki 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra o gece meydanlara çıkanlarla yapılan röportajlarda “Dedem Adnan Menderes’in asılmasına ses çıkaramadığı için içinde hep bir sızı kalmıştı. Ben ve çocuklarım bunu yaşamasın istedim” diyen çok insan vardı. Menderes’in darağacındaki fotoğrafı 15 Temmuz’da bu ülkenin vatansever halkı için bir pusula oldu.

Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra siyasi hayatımız uzun bir dönem tek partili olarak ilerledi. Ancak genç Cumhuriyetimizde demokrasinin tesis edilebilmesi için çok partili hayata geçmeye ihtiyaç vardı. Atatürk denediyse de gerçekleştirmek İsmet İnönü’ye nasip oldu. CHP Aydın İl Başkanı olan Adnan Menderes’in sahneye çıkmasına daha vardı. Celal Bayar 1944 yılında İsmet İnönü ile yollarını ayırınca CHP içindeki muhalif kanattan bazı milletvekilleri Bayar önderliğinde 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurdu. İnönü yeni partinin kurulmasıyla birlikte seçimleri erkene aldı. Amaç tam olarak örgütlenmesini tamamlamayan Demokrat Parti için yenilgiyi kaçınılmaz kılmaktı. Türkiye 1946 yılında çok partili olarak seçimlere giderken ilk defa partiler seçim kampanyası yürüttü, kalabalıklar büyük bir coşkuyla meydanlara akın etti. Ancak seçim günü geldiğinde açık oy gizli sayım yapıldığı için tam bir kaos yaşandı. Seçimlere hile karışmasıyla birlikte ilk defa “sine-i millete dönme” kelimesi siyasi literatürümüze girdi.

 

Bayar-Menderes dönemi

14 Mayıs 1950’de gizli oylama ile yapılan seçimler bir dönüm noktası oldu. Tek partiden bunalan halk 27 yıllık CHP iktidarını devirdi. Demokrat Parti 408 milletvekili çıkararak meclisin büyük çoğunluğunu kazandı. Daha Demokrat Parti iktidarı devralmadan askerler İnönü’ye mesaj yollayarak müdahale için izin istedi. Ancak İsmet İnönü buna müsaade etmedi. 20 Mayıs’ta Meclis açıldığında ülkede büyük bir coşku hakimdi. Celal Bayar’ın başbakan olacağı düşünülüyordu ancak Bayar Cumhurbaşkanı oldu ve kendisine başbakan olarak Adnan Menderes’i seçti. Böylece Bayar-Menderes dönemi başlamış oldu.

Adnan Menderes göreve geldiği ilk günden itibaren askerler tarafından sevilmedi ve 10 yıllık iktidarı boyunca pek çok kez ihtilal tehlikesi atlattı. DP dönemi Türkiye için halkın Meclis’te temsil edildiği, pek çok yeniliğin hayata geçirildiği bir kesitti. Bu değişikliklerin en önemlilerinden biri Türkçe okunan ezanın yeniden Arapça okunması oldu. Halkın büyük desteğini alan bu uygulama DP ile CHP’nin milli ve dini değerlere yaklaşım farkını göstermesi bakımından da önemliydi. Menderes bir yandan ekonomik krizle başa çıkmaya çalışıyor, bir yandan dış politikada Türkiye’nin elini güçlendirecek hamleler başlatıyor, aynı zamanda ordu ile yaşanan gerginlikleri azaltmak için uğraşıyordu. Halk Menderes’i bağrına basıyordu ancak CHP’liler için tablo hiç de iyi görünmüyordu. Menderes’in sonunu getiren asıl olayın, yerli ve milli bir politika takip ederek Türkiye’yi Amerika’nın güdümünden çıkarıp Rusya gibi alternatif dış politika arayışlarına girmesi olduğu ise yıllar sonra ortaya çıktı. Zira 1980’lere kadar Türk ordusunun ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Amerika tarafından adeta maaşa bağlandığı ve her kritik olayda buradan gelen talimata göre hareket edildiği belgeleriyle ortaya çıkacaktı.

 

Üniversiteler işaret fişeğini ateşledi

Menderes döneminin en zorlu olaylarından biri 6-7 Eylül olayları oldu. Atatürk’ün Selanik’teki evinin yakıldığına dair asparagas bir haberin yayınlanması ile İstanbul’da tam bir ayaklanma yaşandı. Azınlıkların evleri, iş yerleri yağmalandı. Bu olaylardan sonra DP kabinesinde bir yeniçeri ayaklanması yaşandı, bakanlar birer birer istifa etti. Yeni kabinenin kurulmasıyla birlikte siyaset normal seyrine dönebildi. Adnan Menderes’e karşı ilk ayaklanmaların adresi ise üniversiteler oldu. İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde başlayan öğrenci olayları kısa sürede yayıldı. Olaylara müdahale için gelen askerler öğrenciler tarafından alkışlandı. İhtilalin hız kazanmasında sokaklardaki bu desteğin payı büyüktü. Köşeye sıkıştırılan DP ise kaynayan ateşi söndürmek yerine alevlendirecek adımlar atmayı tercih etti. İsmet İnönü’nün çizmelerini giyip sertleşerek 39 milletvekiliyle Uşak’ta başlattığı gezi de bir başka fitili yaktı. Toplum iyice gerildi, Harbiyeliler darbeyi nasıl yapacaklarını planlamaya başladı.

25 Mayıs 1960’da 90 milletvekili meclise erken seçim için önerge verdi ancak kabul edilmedi. 27 Mayıs’ta düğmeye basıldı. Cemal Madanoğlu yönetimindeki örgüt Harbiyeden çıkarak temel noktaları almak için harekete geçti. Ordunun tepesindeki isimler darbeyi desteklemiyorlardı. Madanoğlu aradığı generallere 3 Mayıs 1960’da bir mektupla generallikten emekli olup İzmir’e giden Cemal Gürsel’in darbenin başında olduğunu söylüyordu. 27 Mayıs sabahına kadar pek çok yer ele geçirildi. Adnan Menderes bütün bu olaylar yaşanırken Eskişehir’deydi. Darbe haberini sabah aldı. Celal Bayar askerlere teslim olmamak için direndi ancak başarılı olamadı. 27 Mayıs sabahı Demokrat Parti avına çıkıldı. Menderes ise Kütahya’dan bir uçakla Ankara’ya getirildi. Cemal Gürsel de İzmir’den Ankara’ya gelerek darbenin başına geçti.

 

Yassıada yargılamaları

Darbe başarılı olmuştu olmasına ama süreç bitmemişti. Bir yandan askerlerin üniversitelerden getirdiği hocalar 1961 anayasasını yazmaya başlamış, diğer yandan darbeyi gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi kendi içinde bölünmüştü. 27 Mayıs’ta radyodan darbe bildirisini okuyan Alparslan Türkeş ve ekibi askerin siyasetten çekilmesini istemiyordu. Ancak darbeyi gerçekleştiren Madanoğlu ve ekibi seçimlerin yapılmasını ve askerin kışlaya dönmesi gerektiğini söylüyordu. 12 Mart darbesinin etkili isimlerinden biri olan Talat Aydemir ise sessiz sedasız ordu içinde cuntalarını örgütlüyordu. Süreç Türkeş ve ekibi komiteden atılıp emekliye sevk edilmesiyle son buldu.

Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın da aralarında bulunduğu 592 sanık ise Yassıada’da yargılanacakları günü bekliyorlardı. Bir buçuk yıl süren bu yargılamalar hukuk ve demokrasimiz açısından tam bir utanç vesikasıydı. Anayasayı ihlal gibi suçlardan yargılanması beklenen DP’liler uydurulmuş davalarla hakim karşısındaydı. Bir buçuk yıl süren davanın sonunda 15 kişi hakkında idam kararı verildi. Ancak Cemal Gürsel yönetiminde toplanan Milli Birlik Komitesi Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamına diğer sanıkların müebbet hapsine onay verdi. Bayar 65 yaşını aştığı için cezası müebbete çevrildi.

Polatkan ve Zorlu aynı gece İmralı’da acımasızca infaz edildi. Adnan Menderes ise idam kararından habersiz bir Pazar günü İmralı’ya getirildi. Elleri arkasından kelepçelenip üzerine beyaz bir gömlek giydirildi. Yakasına asılan kağıtta infaz sebebi yazıyordu. Askerlerin arasında darağacına yürüdü. Son sözleri “Hiç küskün değilim. Hiçbir dargınlık duymuyorum” oldu. Zerafetiyle bilinen Menderes’in idam sehpasındaki görüntüsü milletin hafızasına kazındı.

 

27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a

27 Mayıs Darbesi siyasi tarihimiz açısından geri dönüşü olmayan bir yolun başlangıcı oldu. Bu darbeyle birlikte Türkiye’de askeri vesayet rejimi kuruldu. Türk milletine dayattıkları çağdışı ideolojiyi milletin kabul etmediğini ve her fırsatta iradesini bu ideolojinin temsilcilerini tasfiye etmekten yana kullandığını gören Komitacı artıkları, İktidarlarını daimi kılacak tedbirleri yaptıkları yeni anayasa ile sağlama aldılar. Anayasal kurumlar ile milli iradenin alanını daralttılar. Bununla da yetinmeyip hükümetin tepesine mutlaka asker içerisinden çıkmasını öngördükleri cumhurbaşkanı namıyla bir vasi tayin ettiler. Hükümetler kendi talimatlarını uygulamak yerine milletin taleplerine göre davranmaya başladıkları anda, Cumhurbaşkanı namındaki vasi anayasal kurumlarla birlikte derhal hükümeti alaşağı edip sonu gelmez koalisyonlarla ülkedeki siyasi istikrarsızlığı teşvik ediyor, böylece meydan hep cuntacılara kalıyordu.

15 Temmuz 2016’da ise tüm bu alışkanlıkların tuzla buz olduğu bir kırılma anı yaşandı. Askeri darbelere karşı o güne kadar sesini çıkarmayan bu ülkenin evlatları “Artık yeter” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara inen vatanseverler darbecilerin alışılmış tüm oyunlarını bozdu. Adnan Menderes’in darağacındaki fotoğrafını hatırlayanlar, Menderes’in idamını yaşlı gözlerle anlatan bir akrabasını dinleyenler ya da dedelerinden babalarından 27 Mayıs’ı öğrenenler bir daha aynı karanlığa ve utanca boğulmamak için canını ortaya koydu. 15 Temmuz, 27 Mayısçıların kurmuş olduğu vesayet düzeninin de yıkılmasının işareti fişeğini teşkil etti. 16 Nisan 2017 referandumunun yolunu açarak cuntacıların hayat kaynağı olan parlamenter sistemin tarihin çöp sepetine gönderilmesini ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin tesis edilmesini sağladı.

Darbeler tarihimizi hiç durmadan hatırlatma sebebimiz 27 Mayıs’ta açılıp 15 Temmuz’da kapanan o parantezin bir daha bu topraklarda açılmaması ve darbeler döneminin kapanması için canını hiçe sayarak şehadete yürüyen 251 şehidimiz ile 2 binden fazla gazimizi unutturmamaktır. Bu ülke üzerinde hiç bitmeyen oyunlara karşı her zaman uyanık kalıp, demokrasimizi ileriye taşımak için verdiğimiz mücadele asla bitmeyecektir. Darağacındaki Menderes’in fotoğrafından, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde elleri başlarının üstünde teslim olan hain darbecilerin görüntülerine giden yolu hatırlamak ve ortak geleceğimizi inşa ederken bu iki fotoğraf arasındaki farkları hatırlatmak boynumuzun borcudur.