Büyük depresyondan büyük enflasyona

Prof. Dr. Ayfer Gedikli / Düzce Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı
11.02.2022

Monetarist ekolün öncülerinden Friedman'ın meşhur "enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur" sözünden hareketle, pandemi döneminde uygulanan karşılıksız para basma politikası sonucunda ortaya çıkan para arzındaki artışın tüm dünyada enflasyonu getirmiş olduğunu söyleyebiliriz. Tarım gibi stratejik sektörlerde ithalat yerine yerel üretime yönelinmesi ürün bollaşması bir yana, sektörde istihdamın artması ile önemli bir rahatlama sağlayacaktır. Ülkede dövizin bollaşması enflasyon ve faiz üzerindeki baskının da azalmasına yol açacaktır.



Şimdilerde 40'lı ve 50'li yaşlarını süren orta yaşı biraz geçmiş kuşak olarak milyonlu rakamlara alışkın bir nesildik. Mesela bir sakız veya bir kutu kibrit 1 milyon lira, bir ekmek 2 milyon lira, asgari ücretler 2-3 milyar lira civarındaydı. Hatta ucuz ve kalitesiz malların satıldığı mağazaların ortak adı "1 milyoncu mağaza" idi. Az kanallı TV yıllarımızda tüm aile bir arada izlediğimiz eski Yeşilçam filmlerinde geçen 20.000 TL'ye ev ya da araba satın alma repliklerine, milyona ekmek almaya alışkın olduğumuzdan olsa gerek, kahkahayla güler, bin liraları ve kuruşları anlamakta güçlük çekerdik.

Muhasebecilerin bol sıfırlı ve hesap makinelerine sığmayan rakamlarla hesap yapmakla başları fena dertteydi. Yine o dönemler, tüm toplum katmanlarıyla enflasyonla yaşamaya alışkın olduğumuzdan, esnafın stokçuluk ve karaborsacılık yaparak ciddi rant elde ettiği yıllardı. Ücretliler ise her aybaşında maaşları yattığında soluğu döviz bürolarında ve sarraflarda alır; dövize çevirdikleri paralarını ay içinde peyderpey bozdurarak harcar; apartman aidatlarını aybaşında değil ay sonunda ödediklerinde bile enflasyon farkından istifade ederlerdi. TL'nin hızlı değer kaybı dolayısıyla uzun vadeli alışverişler de dövizle yapılır, konut kiraları dövizle hesaplanır, beyaz eşya dövizle satılırdı. Velhasıl, tüm toplum olarak enflasyona ve dolarizasyona oldukça adapte olmuştuk.

1994 krizinde yüzde 150'lere yükselen enflasyon, 2001 Bankacılık krizinde yüzde 90'larda seyretmişti.

Yapısal reformlar

Kasım 2002'de AK Parti'nin iktidara gelmesiyle kararlı şekilde uygulanmaya başlanan sıkı para ve sıkı maliye politikaları ile güçlü yapısal reformlar sayesinde ekonomi hızlı şekilde toparlanmaya başlamıştır. 31 Ocak 2004 tarihinde TL'den 6 sıfır atılmış, 1 milyon Liranın 1 Yeni Türk Lirasına (YTL) eşitlenmesi ile ilgili kanun çıkarılmış ve 1 Ocak 2005'de YTL banknotlar tedavüle girmiştir. Sadece üç yıl sonra 2005 yılında tüketici fiyat endeksi yüzde 7,7'ye, 2010'da ise yüzde 6,16'ya gerilemiştir. İktisat teorisinde gelişmekte olan ülkeler için yüzde 5-6 enflasyon seviyelerinin ılımlı kabul edilmesinden hareketle Türkiye, uzun yıllardır mücadele ettiği enflasyon canavarını yenerek, sadece üç yıl gibi sürede mükemmel düzeylere çekmeyi başarmıştır. Elbette bunda tüm 90'lar boyunca siyasi istikrardan mahrum kalan ülkenin AK Parti iktidarı ile birlikte istikrarlı, güvenli ve huzurlu bir siyasi iklime kavuşmasının çok önemli bir rolü vardır.

Takip eden yıllarda dünyada ve ülke içinde yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi kırılımlar Türkiye'nin ekonomik performansını olumsuz yönde etkilemiştir.

Ekonomik türbülans

2008 Finansal Kriz döneminden bu yana yaşanmakta olan sorunlar yanında, petrol fiyatlarında sert düşüşler ve fiyat oynaklıkları Covid-19 Pandemisi arifesinde oldukça sancılı bir küresel ekonomik tablonun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Modern ekonomi tarihinde eşi benzeri görülmemiş ekonomik buhranın yaşanmasına sebep olan pandemi dönemi, tüm ülkelerde ağır makroekonomik sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Güçlü ekonomik yapıya sahip gelişmiş Batı ekonomileri bile pandeminin yol açtığı ekonomik türbülansla sarsılmış, resesyonu gidermeye yönelik alınan tedbirlerle açık bütçe uygulamaları ve talebi arttırmaya yönelik genişletici para ve maliye politikaları tercih edilmiştir. Birçok ülkede merkez bankaları para basarak ve faizleri düşük seviyelerde tutarak ekonomilerde canlanma sağlamaya çalışmıştır. Tüm bu tedbirler enflasyonist baskının da artmasına yol açmıştır.

Karşılıksız basılan paralar

Monetarist ekolün öncülerinden Friedman'ın meşhur "enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur" sözünden hareketle, pandemi döneminde uygulanan karşılıksız para basma politikası sonucunda ortaya çıkan para arzındaki artış tüm dünyada enflasyonu getirmiştir. Para arzının artması, talebin de artmasına yol açar. Talep artarsa, ona denk düzeyde arz artışı kısa vadede gerçekleştirilemediğinden fiyatlar yükselir ve enflasyon oluşur. Türkiye de diğer birçok ülkeye benzer tedbirler alarak pandemi döneminde ağır daralma yaşayan sektörlere destek olmaya çalışmış, uygulanan genişletici ekonomi politikaları doğal olarak enflasyonist etki ortaya koymuştur. Öte yandan, pandemi döneminde karantina zaruretleri dolayısıyla fabrikalarda ve üretim tesislerinde uzun şalter indirme süreçleri, belli sektörlerde artan talebi karşılayacak düzeyde arzın sağlanamamasına yol açmıştır.

Talep ve maliyet enflasyonu

Türkiye'de son dönemde yaşanmakta olan enflasyona yönelik açıklamalara geçmeden önce kısa bir teorik açıklama yapmakta fayda vardır. Fiyatlar genel seviyesinin sürekli artması olarak tanımlanan enflasyonun talep ve arz kaynaklı olmasına göre talep enflasyonu ve maliyet enflasyonu olarak iki alt başlığa ayırmak mümkündür. Talep enflasyonu, mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebinin, bu mal ve hizmetlerin üretilip piyasaya arz edilen miktarından fazla olması durumunda ortaya çıkan enflasyondur. Üretimi gerçekleştirmek için emek, kira, faiz, kar payı gibi üretim faktörlerine yapılan ödemelerin ya da üretimde kullanılacak enerji ve hammadde gibi girdiler için yapılan harcamaların artmasının ürün fiyatlarına yansıması ile oluşan enflasyona da arz enflasyonu ya da maliyet enflasyonu diyoruz.

Pandemi döneminde üretimin talebi karşılayamaması dolayısıyla gıda maddelerinde görülen sert fiyat artışları başta olmak üzere yaşanan talep enflasyonu yanında, üretim girdilerinde artan maliyetler dolayısıyla maliyet enflasyonunun da yaşandığını müşahede ettik. Bir yandan gıda ve temel tüketim malları hariç, neredeyse tüm sektörlerde yaşanan ağır durgunluğa karşılık hammadde, ara mal ve diğer üretim faktörlerinde görülen maliyet artışlarının ürün fiyatlarına yansıması, diğer yandan talebi karşılayacak düzeyde ürün/mal demetlerinin piyasada yeterince bulunmaması ve talebi karşılayacak arzda yaşanan gecikmeler enflasyonun daha hızlı şekilde yükselmesine yol açmıştır. Unutmamak gerekir ki hammadde ve ara mal girdi maliyetlerinin süratle artmasının önemli nedenlerinden birisi pandemi döneminde küresel tedarik zincirinin önemli ölçüde kırılmasıydı. Hammadde ve ara mal tedariğinde yaşanan gecikmeler ve yetersizlikler mamül üretiminde önemli kesintilere neden olmuştur. Bu nedenle Türkiye'de yaşanan enflasyon dinamiklerini tartışırken konuyu dış dünyadan bağımsız olarak ele almak kısıtlı bir değerlendirme olacaktır. 2021'in bahar aylarında aşının etkin şekilde uygulanmaya başlanması tüm ekonomik birimlerde olumlu algının oluşmasını sağlamıştır. Ancak, virüsün farklı varyantlarının ortaya çıkması ile aşının bulaşmayı önlemede zaman zaman kifayetsiz kalması sonucunda hastalık dalgalar halinde yayılım göstermiştir. Her dalgada sekteye uğramakla birlikte tüm ülkeler pandemi öncesi ekonomik performanslarını yakalamak üzere ciddi çaba harcamaktadırlar.

Hiç kuşku yok ki makroekonomik koşulları daha kırılgan olan orta ve alt gelir grubuna mensup ülkeler salgın sürecinden daha fazla yara almışlardır ve pandemi sonrası dönemde daha fazla ekonomik sorunla mücadele etmek durumunda kalacaklardır. Pandemi dönemi boyunca talebi arttırmaya yönelik genişletici politikalar uygulayan gelişmiş ekonomiler, yükselen enflasyon oranlarını kontrol altına almaya yönelik olarak sıkılaştırıcı para politikaları uygulayacaklarını ilan etmişlerdir. Geçtiğimiz günlerde FED faiz arttırımına gideceğini açıklamıştır. Bu da küresel ölçekte dolar bolluğunun azalacağını işaret etmektedir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere bunun yansıması doların kıtlaşması ve daha pahalı olması yanında faiz üzerindeki baskının artması anlamına gelmektedir. Öte yandan, gerek yükselen enflasyon gerekse salgın döneminde vatandaşlara daha fazla destek olunması maksadıyla asgari ücretlere yüzde 50'lere varan düzeylerde artış yapılmıştır. Bu politika elbette dar gelirli vatandaşlarımızın artan fiyatlar ve güçleşen yaşam koşullarının iyileştirilmesinde cansuyu gibi gelmiştir. Ancak, düşük gelirlilerin marjinal tüketim eğilimleri yüksek gelirlilere göre daha yüksektir. Bir başka deyişle, yüksek gelire sahip bireyler oransal olarak gelirlerinin daha az kısmını harcarken, daha yüksek kısmını tasarruf edebilirler. Buna karşılık düşük gelirliler oransal olarak gelirlerinin çok daha büyük kısmını harcarlar ve neredeyse hiç tasarruf edemezler. Bu nedenle, asgari ücretlere yapılan zamlar, doğal olarak önümüzdeki aylarda tüketimin ve enflasyonist baskının artmasına yol açacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ekonomide -talebi faiz oranlarının arttırımı ya da reel ücretlerin düşürülmesi gibi yöntemlerle kısmak yerine- yatırımları destekleyerek arzı arttırma ve bu sayede talebi karşılayarak enflasyonu kontrol altına alma stratejisi önemli ve isabetli bir politikadır.

Arzı artıracak politikalar

Yatırımları desteklemek maksadıyla faiz oranlarının düşük oranlarda kalması, üretim faktörlerinden olan sermayenin (kredilerin) maliyetlerinin daha düşük olmasına, dolayısıyla yatırımların teşvik edilmesine ön ayak olacaktır. Bu çerçevede faiz oranlarının düşük düzeylerde seyretmesi maliyet enflasyonuna yönelik uygulanacak politikalar çerçevesinde yerindedir. Ancak talep enflasyonu boyutuna bakıldığında, çözüm ya talebi kısmak ya da talebin beklentisini karşılayacak düzeyde arzı arttırabilmektir. Talebin kısılması için faiz oranlarının arttırılması, vergi oranlarının arttırılması gibi politikalar uygulanmasının da istenmeyen sonuçları olacaktır. Zira henüz pandeminin sebep olduğu resesyonu üzerimizden atamadan talebi kısmaya yönelik sıkılaştırıcı para ve maliye politikalarının uygulanması ekonomide yeni bir frene basma eylemi olacaktır. Bu nedenle, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzere uygulanacak sert ve kısıtlayıcı politikalar yerine arzı güçlendirecek ve arttıracak yatırım politikalarına ağırlık vermek daha yerinde olacaktır.

Öte yandan akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan fiyat artışları ve bunların faturalara yansıması son günlerde gerek medyada ekonomi programlarının gerekse sosyal medyada vatandaşların en fazla tartıştığı konuların başında gelmektedir. Maalesef geçtiğimiz 2021 yılında neredeyse tüm sektörler şalter indirdiklerinden kamunun ciddi bir vergi geliri kaybı söz konusudur. Üstelik salgın döneminde devletimiz tarafından sunulan ve tüm dünyada takdir gören sağlık hizmetleri için önemli düzeyde kamu kaynağı aktarımı söz konusu olmuştur. Ancak, personel giderleri başta olmak üzere kamu finansmanı için gerekli olan kaynakların tedariği konusunda yapılmak zorunda kalınan zamlar, ekonominin üretim tarafında da önemli maliyet artışlarına neden olmaktadır. Akaryakıt, doğal gaz, elektrik ve diğer hizmet ve ara malları girdi olarak kullanan üreticiler, bu maliyet artışlarını ürün fiyatlarına yansıtarak enflasyonun artmasına sebep olabileceklerdir. Bu nedenle hammadde ve ara mallarda ve diğer önemli girdilerde yapılacak fiyat artışlarında bu olumsuz etkinin göz önünde bulundurulmasında fayda vardır.

Ekonomilerde uygulanan politikaların başarılı olması için önemli faktörlerden birisi de güvendir. Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik gerek ülke içinde gerekse ülke dışında güçlü bir destek bulunmaktadır. Bu güveni tercih edilecek politikaların uygulanmasında güçlü bir enstrüman olarak kullanmakta fayda vardır. Toplumun güvenini kazanmış siyasiler ve politika yapıcılarının uyguladıkları politikaların başarılı olma ihtimalleri, güven duyulmayan politikacı ve bürokratların başarı düzeylerine göre çok daha yüksektir.

Güven ile oldukça ilintili bir diğer psikolojik faktör beklentilerdir. Piyasa oyuncuları ve hanehalkının geçmişte elde ettikleri tecrübeler ve bugün gözlemledikleri ekonomik süreçler, geleceğe yönelik beklentilerini oluşturacaktır. Beklentilerin olumlu olması, ekonomi aktörlerinin daha cesur yatırımlar yapmalarına ve geleceğe daha güvenle bakmalarına yol açacaktır. Ayrıca beklentilerin olumlu, politika yapıcılarının yeterli güvene sahip olmaları ülkenin risk primini de olumlu yönde etkileyecek ve ülkeye yönelik yatırımların da olumlu yönde gelişmesine yol açacaktır. Bunun yanında, sık sık politika tercihi değişikliğine gidilmemesi, uygulamaya konan bir politikanın kısa ve orta vadeli programlar çerçevesinde sonuçlarının alınması hususunda sebatkâr olunmasında da önemli fayda vardır. Psikolojik faktörler zincirinin son halkası da toplumsal uzlaşı ve topyekün hareket edebilme kabiliyetidir. Geçtiğimiz günlerde marketlerde ürünlerin fiyatlarında yapılan manüpilasyonlar ve fırsatçılık uygulamaları bu uzlaşının olumsuz yönde etkilenmesine yol açacaktır. Zira ekonomide yaşanacak kalıcı bir olumsuzluk sadece tüketicileri değil, üretici ve satıcıları da dolaylı şekilde etkileyecektir. Bunlara ilaveten, yurt dışından gelecek uzun vadeli doğrudan yabancı yatırımların desteklenmesi oldukça önemli bir girişim olacaktır. Teknoloji, savunma sanayii, bilişim, sağlık, ilaç sanayi, tarım, eğitim gibi sektörler başta olmak üzere seçilecek belli sektörlere yapılacak destekler yanında doğrudan yabancı yatırımların teşvik edilmesi ülkeye döviz girdisi sağlamanın yanında üretim artışına ve ihracatın desteklenmesine katkı sağlayacaktır. Tarım gibi stratejik sektörlerde ithalat yerine yerel üretime yönelinmesi bu alanda yapılacak ithalatın azalması ve ürün bollaşması bir yana, sektörde istihdamın artması ile önemli bir rahatlama da sağlayacaktır. Ülkede dövizin bollaşması enflasyon ve faiz üzerindeki baskının da azalmasına yol açacaktır.

Özetle, enflasyonla mücadele her ne kadar kolay olmayan bir süreç olsa da yazının girişinde sözünü ettiğimiz tarihlerde üç yıl gibi bir süre içinde kronik enflasyon sorununu çözmüş bir ülkeyiz. Zor zamanlarda bir araya gelmeyi başarabilen bir toplum olarak, hep birlikte ve tüm toplum katmanlarının çabası, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere devlet büyüklerimiz ve politika yapıcılarımızın basiretli karar ve politikaları ile yeniden enflasyonu alt edebiliriz. Yeter ki sebat edelim, doğru politikaları kararlılıkla uygulayalım...

[email protected]