Çağımız garabetini önceden haber veren kitap

Murat Güzel / Açık Görüş Kitaplığı
03.04.2021

Wells'in 1928 tarihinde kaleme aldığı ‘Açık Komplo', çağımızdaki garip, korkunç ve mantık sınırlarını zorlayan olayların, ulus aşırı ve hatta onlardan daha zengin şirketlerin, iktisadi krizlerin, genetik planlamanın, sömürge savaşlarının, kişilik, kimlik, bağımsızlık gibi üstün tutulan kimi meziyetlerin şom ağızlı habercisi olarak okunabilir bir yerde.



Yirminci yüzyılda vuku bulan iki büyük savaş, Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında dünyanın iki süper gücü kabul edilen SSCB ile ABD arasında kurulan nükleer silahlara dayalı dehşet dengesi çoğu kez insanlığın sonunu distopyalara imkân tanıdı. Gerçi yirminci yüzyılın başlangıç yıllarında Britanya ve dolayısıyla İngiliz tacı, İngiliz geleneklerine sımıskı bağlı bir iktidar ilkesini ve bir imparatorluğu düşündürecek şekilde dünyaya hakimdi, lakin bu imparatorluk görünen birçok işaretle doğal sınırlarına ulaştığını düşündürüyordu. 1912'de Atlas okyanusunda bir buzdağına çarparak batan Titanik gemisi bu işaretlerin en önemlisi kabul edilebilirdi sözgelimi.

Yeni bir dünya düzeni arayışının yoğunlaştığı iki büyük savaş arasındaki dönemde İngiliz edebiyatında yazdıklarıyla ilgi çeken yazarlar arasında önde gelir H. G. Wells. Dr. Moreau'nun Adası, Zaman Makinesi, Görünmez Adam gibi anlatılarıyla önemli bir bilimkurgu ve anlatı ustası olarak tanınan H. G. Wells'i sadece popüler ve başarılı bir edebiyatçı olarak düşünmenin yanlışlığını ortaya çıkaran bir kitap Açık Komplo. Siyasal ve sosyal fütürizmin de kurucu isimlerinden olduğunu kolaylıkla iddia edebileceğimiz Wells, kitabında Britanya imparatorluğunun yerini alacak yeni bir imparatorluk tarzı düşlüyor. 1928 tarihinde kaleme aldığı kitapta çağımızdaki garip, korkunç ve mantık sınırlarını zorlayan olayların, ulus aşırı ve hatta onlardan daha zengin şirketlerin, iktisadi krizlerin, genetik planlamanın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında çeşitli halkların sömürgelikten kurtulmak başlattığı bağımsızlık mücadelelerinin ve dolayısıyla sömürge savaşlarının, kişilik, kimlik, bağımsızlık vb. üstün tutulan kimi meziyetlerin şom ağızlı habercisi olarak okunabilir bir yerde. Kitabında insanoğlunun iki binli yıllarda karşılaşacağını düşündüğü kimi olaylara karşı stratejiler ve düşünceler geliştiren Wells, birbirimizle barış ve huzur içinde yaşayabileceğimiz bir dünya kurabilmek için kendine göre birtakım öneriler de geliştiriyor. Son derece inandırıcı bir şekilde dünyada gerçekleşebilecek bir devrim için geliştirdiği bu önerilerle Wells savaş yanlısı bağımsız devletlerden oluşan 'küresel bir sistem'den, korsan birlikteliklerinden, nüfus fazlalığından, manevi bunalımlardan barış ve bolluk içindeki bir Kozmopolis'e, insanlığın dünya cennetine geçişte etkin olabilmenin yollarını tartışıyor.

Dünya hakimiyeti fikri

Wells'in 'dünya hakimiyeti' fikrinin içeriği birçok bakımdan elbette tartışılması gerekli ayrıntılar içeriyor. Sözgelimi ona göre bir kozmopolitan dünya üzerinde sadece bir ülkenin değil, dünyadaki herhangi bir alanın ve ülkenin de vatandaşıdır. "Kozmopolis benim memleketim" diyen Wells bütün milletlerin, bütün ırkların bilimsel bir şekilde oluşturulmuş küresel bir yönetim altında bir araya gelmesini savunurken federasyon, konfederasyon, dünya devleti, dünya kontrolü sistemi, dünya halklarının bilimsel refahı, kozmopolis, modern ütopya, dünya kuruluşu gibi birçok kavramı da bu sistemi savunmak üzere kullanıyor. Wells'in bakış açısının enternasyonalizmi içermediğini vurgulamak gerekli. Çünkü Wells'e kalırsa enternasyonalizm bağımsız devletlerin hakimiyet sistemini desteklemek için kullanılan bir kelimedir: "Dünya, Bağımsız Mutlak Devletler şeklinde adlandırılan, çeşitli ebatlardaki enterne kamplarının bir bütünü haline geldi. Her birimiz kendi küçük alanımıza hapsolmuşuz ve oradan kaçacak bir yol bulamıyoruz."

Kitaptaki sunuş yazısında Altay Ünaltay'ın Wells'in "Dünya Devrimi" diye tabir ettiği darbenin yeryüzünün hakimleri ve elit çevrelerden geldiğinin ayak seslerinin duyulduğunu belirttiğini eklemeli. Özellikle bugün içinde bulunduğumuz pandemi şartları altında dünya çapındaki bu elit çevrelerin bu girişimlerinde kısmi başarılar elde ettiğini de görüyoruz.

Açık Komplo H. G. Wells çev. S. Cantemir İ. Kapaklıkaya Vadi, 2020

Sanatla felsefe yapan Deleuze

Sartre sonrası Fransız felsefesinde etkinleşen yapısalcılık ve postyapısalcılık çerçevseinde sık sık değinilen felsefecilerden bir. De Gilles Deleuze'dür. Özellikle Platon ve Hegel'e karşı Dun Scotus, Spinoza, Nietzsche, Bergson gibi düşünürlerden yola çıkarak farklı bir düşünme yörüngesi çizen Deleuze'ün felsefede üslubu kavramın hareketi olarak gördüğünü de ifade edelim. Bunun yanısıra felsefeyi kavram üretmenin ta kendisi olarak da gören Deleuze, dilin ilk, ayrımlaşmamış halinden yola çıkan, roman, şiir, resim, heykel gibi kategorize edilmemiş çeşitli hayat alanlarından ürettiği kavramlarla felsefe yapmayı tercih eden bir isim. Gül Turanlı, Deleuze'ün 'okuma edimleri'ni baz alarak onun sanatçı filozofunu analiz ediyor.

Gilles Deleuze'ün Sanatçı-Filozofu, Gül Turanlı, Çizgi Kitabevi, 2021

Romantikler ve sonsuza duyulan iştiyak

Fransız Devrimi ve Immanuel Kant sonrası Alman düşüncesinde etkili bir akım haline dönüşmüş Alman romantizmi içinde zikredilebilecek Friedrich Schlegel, Hölderlin, Novalis ve Schleiermacher'i ele alan Nicolai Hartmann, bu romantizmin öncüsü addedilebilecek Hemsterhuis'i de ihmal etmiyor. Romantizmin kendine özgü bir hayat tınısı olduğunu vurgulayan Hartmann'ın onu bir tür akılcılık karşıtı mistisizmle ve dolayısıyla Plotinos, Bruno, Spinoza ve Jacob Böhme'de de rastladığımız "sonsuza duyulan iştiyak"la nitelediğini belirtebiliriz. Yirminci yüzyıl başlarında etkin olmuş ve Türk okurların da genelde Takiyeddin Mengüşoğlu dolayısıyla bildikleri Nicolai Hartmann'ın Gadamer, Cioran gibi filozofların da hocası olduğunu vurgulayalım.

Romantikler, Nicolai Hartmann, çev. Saygın Günenç, Fol, 2021

@uzakkoku