Çekilme tamam ama nasıl?

Doç. Dr. Murat Yeşiltaş/ SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü
13.01.2019

Trump, Türkiye ile çalışmak konusunda kararlı ancak bunu hayata geçirecek irade ve istek en yakınlarında bile mevcut değil. Bu noktada Ankara-Moskova arasında yeni bir sürecin hızlandırılmasına ihtiyaç var. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin’e yeniden iş düşecek.



Başkan Donald Trump’ın ABD güçlerini Suriye’den çekme kararı Türkiye’ye, Rusya’ya ve İran’a hediye olarak tanımlandı ve birçok politikacı, Ankara’nın böyle bir karardan tek fayda sağlayacak taraf olduğunu vurguladı. ABD’nin Suriye’den nasıl çekileceği henüz netleşmemiş olsa da Trump’ın şahin ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’un Ankara’ya yaptığı son ziyaret, her iki ülkenin de ABD sonrası kuzey Suriye’nin nasıl görüneceği konusunda farklı stratejik öncelikleri olduğunu ortaya koydu. İlk bakışta Bolton ve Dışişleri Bakanı Pompeo’nun vurguladığı gibi, Başkan Trump’ın kararının kesin olduğu ve ABD’nin geri çekilmesini Ankara’yla koordine edeceği kesin gibi görünüyor. Ancak biraz daha derine inince, durum yalnızca Türkiye’nin bundan sonraki süreçte askeri olarak nasıl davranacağı konusunda değil, aynı zamanda Suriye’nin kuzeyindeki Türk-Amerikan işbirliğinin nasıl sürdürüleceği sorusu için de daha az belirgin ve daha az öngörülebilir hale geliyor.

Stratejik bir bakış açısıyla, Türkiye, YPG varlığını azaltmak isterken, Trump’ın kendisi de dahil olmak üzere ABD’nin YPG’yi Türkiye’nin yaklaşmakta olan askeri operasyonuna karşı korumak ve PYD/YPG’nin Suriye’deki uzun vadeli varlığını temin etmek için formüller aradığı anlaşılıyor. Nitekim Ankara’da Türk heyetine Amerikan heyetinin “yazıya dökülmemiş resmi olmayan” beş maddelik “teklifi”, öznesi açık olarak ortaya koyulmamış olsa da YPG/PYD’yi korumaya yönelik bir hamle olarak anlaşılabilir. 

İşbirliği imkanları

Birçok dinamik nedeniyle, geri çekilme kararı yavaş yavaş Ankara ile Washington arasında başka bir siyasi sürtüşmeye dönüşebilir. Aslında şaşkınlığın arkasındaki nedenler çok boyutlu. Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesini takiben 30 gün içinde ABD’nin Suriye’den ayrılacağını açıkladıktan sonra, ilk ifadesini üç kez değiştirdi. Aslına bakılırsa, 30 günde çekilme olayı sadece teknik askeri yönleri ile değil, Amerikan birliklerinin Suriye’den çekilmesini koordineli bir şekilde güvence altına alması adına gerçekçi değildi. Öte yandan, belirli bir zaman diliminde (örneğin bir iki hafta içinde) Türkiye ile bir anlaşmaya varmak da Trump kararını ilk açıkladığında gerçekçi değildi. Şimdilik Trump, ABD kuvvetlerinin geri çekilme sürecini tamamlamak için en az 120 gün süre verdi. Ancak, zaman dilimi, çekilme işleminin en kolay kısmı. Buradaki temel sorun, Türkiye ve ABD’nin hemfikir olacağı türden bir anlaşma ve işbirliğinin nasıl yapılacağı ve hayata geçirileceği. Obama’dan bu yana Türkiye ve ABD Suriye sahasında hızlı sonuç üretebilecek herhangi bir alanda anlaşmaya varamadıklarını göstermiş durumda.

İç halkada anlaşmazlık

Bolton ve Pompeo’nun geri çekilme konusunda bazı stratejik endişeleri olduğu için Trump’ın kararını desteklemeleri beklediği iç halkada derin bir anlaşmazlık olduğu görülüyor. Trump kabinesinin en “yetişkin” üyesi Savunma Bakanı Mattis bu kararın hemen sonrasında istifa etti.

Tüm kredisini tüketti

Ardından Trump üç deneme yapmasına rağmen kendisine yeni bir savunma bakanı bulamadı. İç halkada oyun bozucu ilk hamle ise Bolton’dan hem de Tel Aviv ziyareti sırasında geldi. Adeta Ankara’ya gelmeden bütün kredisini tüketerek; ABD’nin Suriye’den 2 bin askerini çekmesinin YPG’yi korumak için Türkiye ile bir anlaşma imzalamaya bağlı olduğunu söyledi. Daha da ileri giden Bolton, ziyaretinden önce  “yerel ortaklarının” hedef alınmaması için Ankara’nın kesin bir taahhütte bulunmadığı sürece ABD’nin kuzey Suriye’den asker çekmeyeceğini vurguladı. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’a, Türkiye Cumhurbaşkanı asla böyle bir taahhütte bulunmasa da, YPG’nin korunacağına dair bir taahhütte bulunduğunu belirtti.

Bütün diğer unsurlarda uzlaşmaya varılsa bile, YPG meselesinin, ABD ile Türkiye’nin devam edecek ikili müzakerelerin merkezinde olacağı anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, YPG’nin varlığını güvence altına almak için herhangi bir şartı kabul etmesi ise pek mümkün görünmüyor. Türkiye’nin bu konudaki pozisyonu oldukça açık ve Ankara’dan PYD ya da YPG’nin herhangi bir siyasi mekanizmaya siyasi ya da askeri katılımını kabul etmesini beklemek hiç de gerçekçi değil.

Trump’ın kararıyla ilgili tartışma, ABD’nin YPG’yi nasıl koruyacağı sorusu ile de sınırlı değil. Suriye’nin kuzeyindeki DEAŞ’ın “yeniden diriliş olasılığı”, Trump’ın iç halkasında da önemli bir tartışma konusu olmuş durumda. Trump, Suriye’de DEAŞ’a karşı askeri bir zafer ilan etse de ekibi DEAŞ’a karşı askeri zaferin örgütün mağlup olduğu anlamına gelmediğinden dolayı aynı fikirde değil. Bu nedenle, DEAŞ ile mücadeleyi sürdürmek, muhtemelen Türkiye ile ABD’nin tartışması gereken bir başka konu olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta NYT’de yayınlanan makalesinde vurguladığı gibi, Türkiye Suriye’nin güneydoğusundaki DEAŞ’la mücadeleyi devralmaya hazır. Trump’ın geri çekilme kararının ardından Türk ordusu, Orta Fırat vadisindeki DEAŞ’ın kalıntılarına karşı askeri bir operasyon yürütmek üzere bir askeri plan hazırlamaya başladı bile. Bu plana göre, Türkiye ya kuzeyden DEAŞ’ı hedef almak için uzun bir koridor açarak uzun soluklu bir harekata kalkışacak ya da Irak üzerinden Amerikan lojistik ve ikmal hatlarını da kullanmak suretiyle bir askeri harekat icra edecek. Elbette planlar bununla da sınırlı değildir. Her iki planın da riskleri ve fırsatları söz konusu olsa da Türkiye’nin ABD’ye bağlı olmayan planlar üzerinde tek taraflı bir askeri müdahale için de farklı senaryolar üzerinde çalıştığını tahmin etmek hiç zor değil.    

Müzakere süreci

Ancak, Türkiye ile ABD arasındaki müzakerelerin ne kadar süreceği sorusu, Türkiye’nin, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisinin, ABD’nin zaman konusunu bir anlaşmaya varmak için değil, zaman kazanmak için kullanma eğilimi konusunda yeterince deneyime sahip olması nedeniyle son derece kırılgan. Eğer ABD, müzakere sürecini Türkiye’nin YPG ile ilgili güvenlik kaygılarını yatıştırmak için kullanmaya çalışırsa o zaman Türkiye’nin tek taraflı askeri müdahalesi daha hızlı gelebilir. Bu nedenle, müzakere sürecinde belirsizliğin artması, Türkiye’nin kısa vadeli güvenlik önceliklerini karşılaması için daha fazla risk barındırmaktadır. İddiaya göre, Ankara’da düzenlenen Türk ve Amerikan delegasyonu arasındaki ilk toplantı, özellikle YPG’nin varlığı konusunda iki taraf arasında herhangi bir ilerleme ya da anlayış ortaya koymadan sona erdi.

Ankara-Moskova hattı

Geri çekilme net olmasa da Türkiye için yol haritası açık. Birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NYT yazısında önerdiği gibi, Türkiye’nin Fırat’ın doğu kesimini terör unsurlarından temizlemek, bölgeyi elinde tutmak ve yeniden inşa etmek için bir istikrar gücü oluşturması. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istikrar gücü ile ne demek istediği hala net değil ama Türkiye, herhangi bir YPG unsurunun parçası olmayacağı çok katmanlı bir yerel güç oluşturmak istiyor. Türkiye, özellikle YPG/PKK’nın bir parçası olmamış Kürtlerin dahil olacağı, Suriye toplumunun her parçasından savaşçıları içeren bir istikrar gücü oluşturmak istiyor. Peki bu mümkün mü? Eğer Türkiye ve ABD arasında Suriye konusunda bir uzlaşı ortaya çıkarsa o zaman bu istikrar gücünün Türkiye açısından, maliyeti de azaltacak ölçüde Suriye’nin doğusuna hızlı bir çözüm üretmesi söz konusu olabilir. Şunu da unutmamak lazım, Türkiye FKH ve ZDH’da temel olarak hedef odaklı terörizmle mücadele operasyonlarını icra etti. Hedef, süre, kapsam ve nitelik açısından Fırat’ın doğusunu ise sadece terörle mücadele operasyon mantığıyla ele almak pek mümkün değil. Bu daha uzun soluklu bir süreç olacak ve istikrarı sağlamak için harcanması gereken enerji daha fazla olacak.  

İkincisi, ABD ve Türkiye anlaşamazlarsa, Türkiye sınırını korumak ve YPG’nin mobilizasyonunu engellemek için Suriye sınırındaki YPG’nin bulunduğu bölgelere karşı askeri operasyon icra etmeyi daha öncelikli bir mesele olarak gündemine alacak gibi görünüyor. Bu Türkiye’nin kendi sınırını güneye doğru daha fazla sarkarak güvenli hale getirmesi anlamına gelecektir. Ancak bu güvenli alanın, Türkiye için sadece kendi güvenliğini sağlamak için değil aynı zamanda YPG’yi, bulunduğu alanlardan söküp atmak için dizayn edilmesi gerektiği de ortada.

Tam da bu noktada Ankara-Moskova arasında yeni bir sürecin hızlandırılmasına ihtiyaç var. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin’e yeniden iş düşecek. Trump, Türkiye ile çalışmak konusunda kararlı ancak bunu hayata geçirecek irade ve istek en yakınlarında bile mevcut değil.     

Bütün bunlar çekilme kararından sonra iki hafta içinde yaşananlar. İki haftanın gösterdiği tek nokta ise ABD’nin, Suriye’den çekilmek için gerçek bir çıkış stratejisine sahip olması gerektiği.  Eğer Washington’daki ahali Kürt takıntısından vazgeçip Suriye’deki gerçek sorunlara odaklanmaya başlarsa o zaman Türkiye yakın gelecekte daha fazla maliyetin önlenmesi için ABD’nin ihtiyacı olan gerçek stratejinin, hem oluşturulmasında hem de hayata geçirilmesinde nasıl yardımcı olabileceğini anlayabilir.

@muratyesiltas