Cemaatten darbeci terör örgütüne Mesiyanik sapmanın sosyolojik temelleri

Prof. Dr. Celaleddin Çelik / Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
06.08.2016

Paralel Yapı’nın daha diyalogla ilgili faaliyetlere başladığı ilk dönemde diğer İslami gelenek ve grupları dışladığı gözden kaçırılmamalıdır. FET֒nün inşa etmeye çalıştığı dini pratikler, geleneksel din tasavvurumuzu, tarihsel Sünni müktesebatımızı, din ve devlet ilişkilerinde yerleşik tarihsel algılarımızı dumura uğratan batıni bir çerçeve olarak tahribe yol açmıştır.



İnsanların ve kültürlerin birbirine benzeştirildiği bir küresel çağda yaşıyoruz. Yaşanan bu özdeşleşme ve etkileşim gündelik hayatın ötesinde imgeler, düşünceler ve inançlar üzerinde de sarsıcı yansımalara yol açıyor. Diğer yandan tektipleştirici küresel tüketim kültürünün egemenliğine rağmen postmodernlik söylemi altında kültürler, inançlar ve dinlerin müstakilliğine yapılan vurgu da bugünün bir illüzyonu. Bu gerçek aslında artık krize giren modern pozitivist paradigmanın yetersizliğini telafi etme çabasından başka bir şey değil. Uzunca bir süredir Batılı insanın bireysel ve toplumsal hayatında sorunlar var. İnsanın doğal ve kültürel çevresinde, teknoloji, yaşam tarzı ve maneviyat alanında yaşadığı bu bunalımlar hem yeni ideolojik, felsefi ve dini arayışları tetikledi hem de küresel dengeleri alt üst eden bir tarihsel kriz olarak dünyanın karşısına çıkarıldı. 

Rekabetçi dini piyasa

Batılı hegemonik dünya sistemi, siyasal ve ekonomik krizleri kendi içinde ve dünyanın geri kalanında son derece farklı, incelmiş yeni tekniklerle kendi lehine dönüştürüyor. Entelektüel planda ise modern insanın derinleşen sosyal psikolojik krizini, ideolojik çatışmalardan yeni manevi arayışlara uzanan savrulmalarla görüyoruz. Bir başka deyişle din sosyolojisi bugün bize 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle Batı dünyasında spiritual, okültik ve ezoterik inançların, senkretik dinsel inşaların, şifacı yeni çağ ve kurtuluşçu mesiyanik oluşumların rekabetçi bir dini piyasa oluşturduğunu söylüyor. 

Esasen New Age gibi Yeni Çağ hareketleri ve yeni dini hareketlerin temelinde küresel neoliberal ekonomik, sosyal ve siyasi sistemden kaynaklanan çok yönlü inanç ve maneviyat sorunları yer almaktadır. Bununla bağlantılı olarak az gelişmiş ya da geri bıraktırılmış toplumlarda ve özellikle İslam dünyasında, Batı’da olduğu gibi şifacı, yeni çağcı, mesiyanik hareketlerin teşekkülü için müşterek bir zemin bulunmadığı görülmelidir. Peki ne oldu da bu iklim ve atmosfer farklılığına rağmen Gülenist paralel hareket, küresel ölçekte mesihi-mehdici bir misyonla dinler ve medeniyetler arası diyalogcu bir dilin içerisinde palazlandı? Ya da soruyu sosyolojik bir bağlamda sormak gerekirse; neden son iki asırda savaşlar, çevresel yıkımlar, küresel adaletsizlikler sarmalında dünyayı tarumar ederek sosyo-politik, kültürel ve psikolojik krizleri üreten egemenlerin hesabına ve yararına acentelik ve taşıyıcılık üstlenilir ki? Bu soru önemlidir ve aslında paralel yapının sonuçta nasıl darbeci bir taşerona dönüştüğünün açıklamasını içerir.

Bugün geldiği noktada silahlı terörist bir kalkışmayı organize edecek kadar çığırından çıkmış darbeci bir yapının, mehdici yeni çağ hareketlerinde bir yeri var mıdır bilinmez belki ama en azından sosyolojik kavramsallaştırmada karşılığının olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira karşımızda süreç içinde bütün kültürel, sosyal ve siyasal sermayeyi yutan devasa bir kara delik olgusu var ki, sosyolojik grup tasnifleri bunu ifade etmekte çaresiz kalır.

Bilindiği üzere New Age tarzı mesihi hareketler, çevresel ve sosyal krizlerin, ahlaki ve kültürel çatışmaların giderek yaygınlaşması karşısında, dini bir misyonla ortaya çıkan bir liderin etrafında örgütlenen oluşumlardır. Özellikle tarihsel süreci altın çağlardan çöküşe ve kıyamete doğru giden düz çizgisel bir perspektifte yorumlayan hemen her dini sistemde potansiyel olarak bulunan mesiyanik kodlar, hoşnutsuzluğu ya da yoksunluğu çeşitli sebeplerle artan kesimler ve gruplarla harekete geçer. Tarihsel süreçte örneğine sıkça rastlanan bu tür hareketler kurtarıcı olduğuna inanılan münferit bir liderin önderliğinde adanmışlardan oluşan bir mensubiyet ağı oluşturarak sosyal bünyeyi egemenliği altına almaya çalışır. Başlangıçta kendini basitçe dini bir cemaat gibi lanse eden paralel yapının, süreç içerisinde ‘gönüllüler hareketi’, ‘hizmet hareketi’ gibi isim değişiklikleri, kitleselleşme sürecinde toplumun kanaatlerini maniple etmeye yönelik bir stratejiden başka bir şey değildi. Bu bakımdan entelektüel sermaye, bir takım ittifaklarla bu yapının hegemonik bir güç olarak meşrulaştırılmasında pervasızca kullanıldı.

Önü alınamaz dünya iştahı

Batıni mesiyanik hareketlerde dünyayla ilgili iki önemli tutum vardır; bunlar ya dünyayı reddederler ve zahidane bir hayatı tercih ederek içe kapanırlar ya da Gülenist yapıda olduğu gibi büyük bir iştahla ve önü alınamaz bir şiddetle bütün dünyevi kurumları ve hayatı denetim altına almaya yönelirler. Bugün 15 Temmuz’la birlikte darbeci bir terör yapılanmasına ulaşan çizgi, aşırı güç temerküzü yapmaya çalışan, sadece sosyal ve kültürel alanda tüm kamusal imkanları ve fırsatları kendi inhisarında toplamayı değil, aynı zamanda devletin kritik kurumlarını da içerden kuşatmayı hedefleyen bu dünyacı karakterin özel izlerini taşır. Elbette bu karakterde dünyayı, siyasetten uzak olduğunu söyleyen ama tamamen siyaset dışı araçları kullanarak toplumu vesayet altına almaya çalışan patolojik ve şizofrenik yönelimin etkisi ayırt edici olmuştur.  

Darbecilik tam onlara göre

Mesiyanik, hareketler, liderlerini kutsama ve kendilerine özel bir misyon biçme eğilimlerinden dolayı mütekebbir bir tekelcilikle kendilerini, ötekileştirdikleri diğerlerinden ayırır. Bu hareketlerde daha çok itaat etmeye koşullanmış dış halkaların aksine iç ve çekirdek kadrolarda ifşa olunmayan gizli amaçlar, masonik batıni bir örgütlenmenin şifrelerini içerir. FETÖ’cü Gülenist yapılanmanın darbeci bir kült haline gelmesinin temelinde, organizasyonel yapısındaki bu içe doğru gizemli ve müstetir oluşumun, sıfatı mehdilik yakıştırmalarıyla parlatılan bir liderin irrasyonel ellerine bırakılması vardır. Darbe girişimi sonrasında bazıları sözde dini bir grubun inhisarındaki bu kalkışmada yer alan güruhun, insanları ateş ederek öldürmelerine, tanklarla ezmesine ve bombalamasına şaşırıp hayret ettiklerini ifade etmiştir. Aslında bunda pek de şaşılacak bir durum yoktur, zira bu acımasızlığın temelinde ‘vatan, millet, din ve devlet’ gibi kavramları izafileştiren mesihi hareketlere özgü bir endoktrinasyon yatar. Paralel yapının daha diyalogla ilgili faaliyetlere başladığı ilk dönemde tarihsel, dini, milli çizgiden inhiraf ettiği, diğer İslami gelenek ve grupları dışladığı gözden kaçırılmamalıdır. Bu bakımdan FETÖ’nün inşa etmeye çalıştığı dini pratikler geleneksel din tasavvurumuzu, tarihsel Sünni müktesebatımızı, din ve devlet ilişkilerinde yerleşik tarihsel algılarımızı dumura uğratan batıni bir çerçeve olarak tahribe yol açmıştır. 

Krizin müsebbibini aklama

Burada İslami düşünce geleneği bakımından Müslüman tasavvur ve tahayyülünde yaratılmak istenen itikadi ve ideolojik kırılmanın etkileri kısa vadede düzeltilecek boyutta değildir. New Age tarzı mesiyanik hareketlerin temel özelliklerinden biri de, dünya sisteminde egemen güçlerin uluslararası stratejik, ekonomik ve siyasi operasyonlarla yaygınlaştırdıkları eşitsizlikler, adaletsizlikler ile büyük çaplı çevresel ve sosyal krizlerdeki sorumluluklarını gizlemeye çalışmalarıdır. Onlar bir taraftan sistemin mağduru durumundaki insanların psikolojik sorunlarına şifacı çözümler üretir gibi görünürken, diğer taraftan gerçekte bu insanlık ve medeniyet krizlerinin asıl müsebbiplerini aklama ve meşrulaştırma peşindedirler.

Gülenist paralel yapılanma, küresel güçlerin emrinde İslam’ın hakikat ve medeniyet idealini boşluğa çıkaracak her türlü ideolojik ve pratik hizmeti vermekten çekinmemiştir. İslami inançlarımız ve düşünce eksenimizde hakikate ve onun taşıdığı evrensel ilahi mesaja duyulan inanç, dinler arası diyalog gibi hangi merkezlerde pişirilip hangi stratejiye hizmet ettiği bilinen bir projeyle alabildiğine tahrip edilmeye çalışılmıştır.

Postmodern yanılsamada öne çıkan bireyin seçimlerine ve seçmeli inançlara yapılan vurgu, her şeyden önce diyalog gibi sulandırılmış bir düzlemde İslam’ın kendi inanç ve medeniyet iddialarından vazgeçmeye bir çağrıdır. Batıni mehdici-mesiyanik çizgi kendi içinde ve özellikle iç halkalarında ve çekirdek kadrosunda son derece kapalı, gizemli ve ezoterik bir örgütlenme özelliği gösterirken, dışa doğru, elinde ve etkisinde tuttuğu kesimler ve kurumlarda hoşgörü, diyalog gibi duruma mütenasip olmayan kavramları araçsallaştırır. FETÖ, içsel yapısındaki yerleşik ezoterik kodlara karşın, dışarıya ve kamusal alana yönelik söylemlerinde uyum, hoşgörü, dinler ve medeniyetler diyalogu gibi hümanist mesajlarla takiyye stratejisini uygulamıştır.

Netice itibariyle mehdici-mesiyanik hareketlerin ve batıni ezoterik grupların dini sosyal hayatımızda icra ettikleri tahribat, tarihi (Haşhaşiler) kolektif hafızamızdaki yerini halen korumaktadır. Modern dünyada dini tasavvur, inanç ve pratiklerimiz çok yönlü bir etkileşime girerken, dindar insan için en büyük handikap geleneksel dini kurum ve yapıların sürekli değişim içinde yenilenme baskısı altında bulunmasıdır. Anadolu’nun kadim kültürü ve istikrarlı inanç sistemi içinde müstakim bir geleneğe sahip olan bu topraklar, yeni çağın mankurtlaştırıcı mehdici-mesiyanik sapmalarını bertaraf edecek tarihi misyonu koruduğunu göstermiştir. Ancak milletimizin gerektiğinde meydanları ölümüne dolduran ve şahadete koşturan bu irfani kodları, elbette geleneği geleceğe aktarma sorumluluğunu taşıyan düşünürlerinin, ilim sahiplerinin ve münevverlerinin söze ve kaleme sahip çıkma ferasetiyle ve cesaretiyle taçlanacaktır.

celikcela@gmail.com