Cevabı gelmeyecek mektuplar

Zeynep Sancar / Yazar
31.07.2021

15 Temmuz Derneği her yıl hain darbe girişiminin yıl dönümünde birbirinden önemli etkinliklere ve projelere imza atıyor. Bu yıl da şehitlerimizin hatırasını kalıcı kılmak üzere onlarca programın yanı sıra '251/15 Temmuz Şehitlerine Mektuplar' kitabını yayınladı. Kitapta yer alan mektupların bir bölümü şehit yakınları tarafından bir kısmı da 251 şehit gibi farklı yaş grupları, sosyal çevre ve mesleklerden isimlerce yazılmış. Kitapta medya, sanat ve edebiyat dünyasından da pek çok ismin şehitlere mektupları yer alıyor.



"Şehidim, Zaman geçiyor, geçiyor da yıka yıka geçiyor.

Yıkıldım, enkazımdan kalanlarla yola devam ediyorum. İnsan 'anne' olunca acılarını yaşamaya vakit bulamıyor. Güçlü durmam gerekiyor. Kendimi bırakıp evladımı düşünüyorum. 'Okula nasıl gidecek? Bayramları nasıl geçecek? Ne kadar üzülecek? Senin eksikliğini ne kadar hissedecek?' diye düşünüp duruyorum. En zoru bir babayla kızını gördüğü zaman arkalarından bakakalması..."

Şehit Vedat Barceğci'nin eşi Büşra hanım böyle sesleniyor sevdiğine. Evladının babasına, evinin direğine. Söz tükeniyor, kelimeler tarife aciz acının böylesini. Hiç kolay değil cevap gelmeyeceğini bildiğin bir yere mektup yazmak.

Ne çok eş, evlat, ana, baba, kardeş, dost, arkadaş 16 Temmuz sabahını göremedi. Üzerinden beş yıl geçti. Herkesin hayatı bir şekilde devam etti de sevdiğini cennete uğurlayanlar için geçen her saat, her dakika demirden bir külçeye dönüştü. Büşra hanımın sorularını sordu nicesi kendine. Sorular ağır, cevaplar müşkül.

Rüyalar, hatıralar teselli niyetine anlatılır oldu. Bir de onlara yazılan mektuplar...

'251/15 Temmmuz Şehitlerine Mektuplar' kitabı böyle bir duygu yüküyle kaleme alınan metinlerden oluşuyor. İsimleri hafızalarımıza nakşolunsun, onlara duyulan özlem, canlarını feda edişlerine duyulan minnet duygusu bir kez daha vücut bulsun satırlarda diye yazıldı her bir mektup.

Satırlara sığmayan özlem...

15 Temmuz ruhunu gelecek nesillere taşımak, şehitlerini hatırasını yaşatmak ve aileleriyle dayanışma içinde bulunmak amacıyla kurulan 15 Temmuz Derneği her yıl hain darbe girişiminin yıl dönümünde birbirinden önemli etkinliklere ve projelere imza atıyor.

Bu yıl da şehitlerimizin hatırasını kalıcı kılmak üzere onlarca programın yanı sıra '251/15 Temmuz Şehitlerine Mektuplar' kitabını yayınladı 15 Temmuz Derneği. Editörlüğünü Gülcan Tezcan'ın üstlendiği Okur Kitaplığı etiketiyle raflarda yerini alan çalışmada 251 şehidin her birine yazılan mektupların yanı sıra şehitlerimize ait en doğru biyografiler de yer alıyor. Editör yazısında kitabın ortaya çıkış süreci ile ilgili şu bilgilere yer verilmiş:

"Bugüne dek şehitlerimizle ilgili pek çok kitap hazırlandı. Ancak bu çalışmalarda yer alan şehitlere ait biyografilerde birtakım bilgi yanlışları da dikkati çekiyordu.

Şehit aileleri ile yakın temas halindeki 15 Temmuz Derneği şehitlerimizin biyografilerinin en doğru şekilde yer alacağı bir kitap yapmak üzere yola çıktı. Biyografilerin yanı sıra şehitlerimize hitaben yazılacak mektuplarla onlara duyduğumuz minneti, özlemimizi, dualarımızı da kaleme alalım istedik.

İstedik ki 251 şehide aile fertleri, onlara özlem duyan anneleri, kardeşleri, arkadaşları ya da onları hiç tanımamış, ömründe bir kez bile karşılaşmamış olanlar onlara minnetini, hayranlığını, dualarını ve vefasını dile getirsinler."

Minnettarız

Kitapta yer alan mektupların bir bölümü şehit yakınları tarafından kaleme alınırken bir kısmı da 251 şehit gibi farklı yaş grupları, sosyal çevre ve mesleklerden isimlerce yazılmış. Kitapta medya, sanat ve edebiyat dünyasından da pek çok ismin şehitlere mektupları yer alıyor.

Şehitlere seslenen yazarların pek çoğu hiç tanımadığı ama o gece aynı saflarda direnişe katıldığı kahramanlara hayranlığını ve minnetini dile getirirken o gece şehit olamadığı için duydukları üzüntüyü ifade edişleri bu millette bağımsızlık ateşinin hiç sönmeyeceğinin en güçlü ispatı.

Ne olur rüyama gir de yüzünü göreyim...

Can parçam, aslan kardeşim, Bizi bırakıp gittiğin için sana kızmıyorum, darılmıyorum sana. Ama inan seni çok özlüyorum. En çok da seninle konuşmayı, akşam yemek yemeyi, bayramda beraber pikniğe gitmeyi özlüyorum... Artık akşam yemeğinde soframızda bir tabak eksik, piknikte bir kişi eksik, kapının önünde bir çift ayakkabımız eksik... Çekmecen bomboş. Artık 'Kaç kardeşsiniz?' diye sorduklarında cevap bile vermek istemiyorum çünkü senin yokluğunu kabullenemiyorum canım kardeşim. Sadece ben değil. Annem, babam, kardeşlerin kimse kabullenemiyor. Dört yaşındaki küçük kardeşimiz Talha ilk başlarda sürekli seni soruyordu; senin onu sırtına alıp gezdirmeni anlatıyordu durmadan. Çocuk işte ne yaparsın, bir hafta söyledi, sonra unuttu gitti. Ama biz seni asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Her zaman Talha'ya onunla oyunlar oynadığını, onu gezdirdiğini söyleyip seni anlatıyoruz ki seni hep hatırlasın. Sen yerinde rahat uyu kardeşim ama arada sırada rüyama girsen olmaz mı? Tamam sen bizi görüyorsun da biz de seni görmek istiyoruz be kardeşim. Yüzüne, sesine o kadar hasretim ki burnumda tütüyorsun. Ne olur gir de rüyama yüzünü göreyim, sesini duyayım. Bunu çok görme bana. Biliyor musun bu bayram bütün arkadaşların bize geldi bayramlaşmaya. Hepsi de adam gibi adam tıpkı senin gibi. Bir kez daha seninle gurur duyduk arkadaşlarını görünce. Ömrümüz boyunca da gurur duyacağız seninle. Bizim başımızı öne eğdirmediğin için, seninle gurur duymamızı sağladığın için, o gece mertçe korkmadan dışarı çıkıp makamların en güzeline ulaştığın için Allah senden razı olsun. Rabbim bize de böyle bir makam nasip etsin inşallah. Allah'a emanet ol.

Ablan Tuğba Yıldırım – (Şehit Halil İbrahim Yıldırım'ın Ablası)

Bizim hayallerimiz yarım kaldı

Canımın içi, Seni uzaklara uğurladım. Ama göğüs kafesimden bir milim uzaklaşmadın. Senden sonra mevsimler geçirdim. Evimizden taşındım, elbiseler aldım kokunun sinmediği. Ama eşyalarını hâlâ saklıyorum. Hepsinde nefesin, kokun var. Sonra senden bahsettim oğlumuza; gülüşünden, onu nasıl sevdiğinden... O kadar akıllı ve güzel çocuk oldu ki tıpkı sana benziyor. Senden bir parça, emanetin. Seni uzaklara uğurladım sevdiğim. Sen iyi ki hayatımıza girdin. Seni çok seviyorum. Öyle derin ki bu hasret, ne tarifi ne tesellisi var. Şu kısacık hayatına koskoca ömür sığdırdın. Hep dolu dolu yaşadın. Adın her geçtiğinde gözlerim doluyor, içim acıyor. Hayallerimiz yarım kaldı, nasip olmadı sevdiğim. Rabbim şehadetini kabul etsin. Peygamber Efendimize komşu eylesin. Seninle o kadar gurur duyuyorum ki, hiç düşünmeden vatanına, bayrağına sahip çıktığın için. Bir gün kavuşacağız şehidim...

Yeliz Yurduseven – (Şehit Ferdi Yurduseven'in Eşi)

Yüzün ezberimden silinmesin

Şehidim, Bu saatler miydi haberini aldığımız? Küçük bir sıyrık sandığım yaranın aslında kalbinde olduğunu bilmeyişim bu saat miydi? Camın önünde sabaha kadar haber beklediğim gün bugün müydü? Elini kolunu sallaya sallaya o yarım gülüşünle eve gelirsin diye beklerken, aldığım o haberin üstünden bir yıl mı geçti? Sen kalbinden vuruldun biz de seninle birlikte vurulduk. Öyle ki her gün kanayan, gün geçtikçe acısı çoğalan bir yara bu. Hâlâ rüyada gibi hissetmem çok saçma değil mi? Ya da her kapı çaldığı zaman senin geleceğini düşünmem? Mezarlığa gitme hissi neden bana çok acı veriyor ki? Biliyorum aradan seneler de geçse bu histen kurtulamayacağım. Acı veriyor senin o soğuk toprağın altında yattığını bilmek. Seni sadece rüyalarımda, hayallerimde görebileceğimi bilmek ve orada sarılabilmek. Hayat devam ediyor ve edecek. Kardeşlerimiz büyüyecek, ben büyüyeceğim ve sen yine gelmeyeceksin. Korkuyorum ya bunlar olurken ben senin sesini unutursam? Yüzünü unutursam? O zaman bana ne teselli olacak? Korkuyorum büyümekten. Çünkü, biliyorum her yaşımda senin özlemin artacak. Hiç dinmeyecek. Razıyım daha çok acı çekeyim ama sesini unutmayayım. Yüzün ezberimden silinmesin.


Kübra Ekşi – (Şehit Kemal Ekşi'nin kardeşi)