CHP ve iktidar eşiği korkusu: Kurucu partinin bitmeyen paradoksu

18.06.2026

CHP'nin en büyük rakibi bazen iktidar partisi değil, kendi tarihidir. Çünkü, CHP iktidar olmak üzerine değil, kurucu kimliğini korumak üzerine kodlanmıştır.


CHP ve iktidar eşiği korkusu: Kurucu partinin bitmeyen paradoksu

Hasan Kaya/ Yazar

Türk siyasetinde yıllardır gözümüzün önünde yaşanan, fakat çoğu zaman doğru kavramlarla açıklanmayan bir olgu vardır. CHP'nin seçim kaybetmesi değil, tam tersine seçim kazanma ihtimalinin yükseldiği dönemlerde yaşadığı sarsıntılar...

Bu tesadüf müdür?

Yoksa CHP'nin genetik kodlarında saklı, kurumsal hafızasına işlemiş daha derin bir siyasal refleks mi vardır?

Belki de Türk siyaset literatürüne yeni bir kavram kazandırmanın zamanı gelmiştir: İktidar eşiği korkusu.

İktidar eşiği korkusu nedir?

İktidar eşiği korkusu, bir siyasi partinin muhalefetteyken iktidarı hedeflemesine rağmen, iktidara gerçek anlamda yaklaşmaya başladığında kendi içinde yoğunlaşan çatışmalar, bölünmeler ve yön arayışları yaşaması durumunu ifade eden siyasal bir kavramdır.

Bu korku, seçim kazanma korkusu değildir. Tam tersine, seçim kazanmanın beraberinde getireceği sorumluluklardan, dönüşüm zorunluluğundan ve tarihsel kimliğin aşınması ihtimalinden kaynaklanan kurumsal bir gerilimdir.

Bu kavramı daha akademik bir tanıma dönüştürmek istersek şöyle formüle edebiliriz:

İktidar eşiği korkusu: Bir siyasi partinin, iktidar olasılığı yükseldikçe artan yönetim sorumluluğu, kimlik dönüşümü ve iç güç paylaşımı baskıları nedeniyle kurumsal bütünlüğünde gerilim ve parçalanma eğilimleri göstermesi durumudur.

Muhalefette bulunan partiler için siyaset çoğu zaman eleştirmek, ideal hedefler ortaya koymak ve toplumsal talepleri temsil etmek üzerinden yürür. Ancak iktidar, eleştirinin yerini karar almaya; ideallerin yerini öncelik belirlemeye, söylemin yerini uygulamaya bırakır.

İktidar eşiğine yaklaşan partiler şu sorularla yüzleşmek zorunda kalır:

* İktidara geldiğimizde hangi politikaları uygulayacağız?

* Parti içindeki farklı eğilimlerden hangisi belirleyici olacak?

* Tarihsel kimliğimizi korurken değişime ne kadar izin vereceğiz?

* İktidarın gerektirdiği pragmatizm ile ideolojik ilkeler arasında nasıl bir denge kuracağız?

İşte bu soruların yarattığı baskı, bazı partilerde iktidar yolunda birleştirici olmak yerine ayrıştırıcı bir etki yaratabilir.

Bu nedenle İktidar Eşiği Korkusu'nun temel belirtisi, seçim yenilgilerinden sonra değil, seçim kazanma ihtimalinin güçlendiği dönemlerde ortaya çıkan iç krizlerdir.

Kavramın özü şu cümlede özetlenebilir:

"Muhalefette kalmanın maliyeti ile iktidar olmanın sorumluluğu arasında sıkışan siyasî örgütlerin yaşadığı kurumsal gerilim."

Özellikle kurucu partiler, ideolojik hareketler ve güçlü tarihsel hafızaya sahip siyasî örgütlerde bu durum daha belirgin görülür. Çünkü bu tür partiler için iktidar yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda kendi tarihsel kimliklerinin yeniden tanımlanması anlamına gelir.

Bu nedenle iktidar eşiği korkusu, bir partinin iktidarı istememesi değil; iktidarın kendi kimliği üzerinde yaratacağı değişimden duyduğu kurumsal kaygıdır.

Çünkü CHP, tarih boyunca seçim kaybettiğinde değil, iktidara yaklaşmaya başladığında kendi içinde en sert tartışmaları yaşamıştır.

Bu durum sıradan bir parti içi rekabetle açıklanamaz.

Zira CHP sıradan bir siyasî parti değildir.

Parti, bir toplumsal hareketin ya da belirli bir sınıfın temsilcisi olarak değil; yeni kurulan Cumhuriyet'in siyasal ve ideolojik omurgasını oluşturmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu nedenle CHP'nin tarihsel hafızasında "iktidar olmak" ile "devleti temsil etmek" uzun yıllar boyunca neredeyse aynı anlamı taşımıştır.

Ancak çok partili hayata geçişle birlikte kurucu parti kendisini yeni ve alışılmadık bir konumda buldu.

Artık devlet değildi.

Devleti yönetenlerden sadece biri olmaya adaydı. İşte CHP'nin asıl paradoksu burada başladı.

Tarihsel kimliği muhafaza etme refleksi

Kurucu kimlik ile yarışmacı parti kimliği hiçbir zaman tam anlamıyla uzlaşamadı.

Parti bir yandan iktidara talip oldu; diğer yandan kurucu misyonunu korumaya çalıştı.

Bir yanda seçim kazanma arzusu vardı. Diğer yanda tarihsel kimliği muhafaza etme refleksi...

Bu iki eğilim çoğu zaman aynı yönde ilerlemedi. Nitekim CHP tarihine bakıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkar:

1960'ların ortasında Ortanın Solu tartışmaları...

1970'lerde Ecevit'in yükselişiyle başlayan kadro çatışmaları...

1980 sonrasında yaşanan bölünmeler...

1990'lar boyunca süren parçalanmalar...

Kılıçdaroğlu dönemindeki ideolojik yön arayışları...

2023 sonrasında yaşanan liderlik ve meşruiyet tartışmaları...

Her biri farklı görünse de aslında aynı sorunun farklı tezahürleri olarak okunabilir:

CHP iktidara hazırlanırken neden kendi içinde çatışmaya başlıyor? Çünkü muhalefet, CHP açısından yalnızca siyasal bir konum değildir. Aynı zamanda tarihsel olarak üretilmiş bir güven alanıdır.

Muhalefetteyken parti eleştirebilir.

Muhalefetteyken ideallerini savunabilir.

Muhalefetteyken toplumsal taleplerin sözcüsü olabilir.

Muhalefetteyken yanlış kararların sorumluluğunu taşımaz.

Ancak iktidar farklıdır.

İktidar sloganlarla değil tercihlerle yönetilir.

İktidar eleştirmek değil çözüm üretmektir.

İktidar hayalleri değil gerçekleri yönetmektir.

Ve her tercih yeni bir toplumsal maliyet üretir.

Belki de CHP'nin tarihsel hafızası tam da bu noktada devreye giriyor.

Çünkü kurucu partiler için iktidar yalnızca bir hedef değildir.

Aynı zamanda bir risk alanıdır.

Seçim kazanmak, yıllarca savunulan ideallerin gerçek hayatın sert koşullarıyla sınanması anlamına gelir.

Bu nedenle CHP'de krizler çoğu zaman seçim yenilgilerinin ardından değil, seçim kazanma ihtimalinin yükseldiği dönemlerde ortaya çıkmaktadır.

Parti iktidara yaklaştıkça farklı eğilimler aynı soruyla yüzleşmek zorunda kalır:

"İktidara geldiğimizde nasıl yöneteceğiz?"

İşte tam bu noktada yıllarca ertelenen bütün ideolojik, sınıfsal ve kültürel farklılıklar görünür hale gelir.

Bugün CHP'de yaşanan tartışmaları yalnızca kişisel liderlik mücadeleleri olarak okumak bu nedenle eksik kalmaktadır.

Yaşananlar aynı zamanda partinin kendi tarihiyle hesaplaşmasıdır.

Bir başka ifadeyle CHP, rakipleriyle mücadele ettiği kadar kendi geçmişiyle de mücadele etmektedir.

Belki de bu yüzden CHP'nin önündeki temel mesele seçim kazanmak değildir.

Asıl mesele seçim kazandıktan sonra neye dönüşeceğine karar vermektir.

Çünkü CHP'nin önündeki tarihsel soru artık şudur:

Kurucu kimliğini koruyarak iktidar olabilir mi?

Yoksa iktidar olabilmek için kurucu kimliğinin bazı unsurlarını dönüştürmek zorunda mı kalacaktır?

Ve belki de yıllardır gözden kaçan gerçek şudur:

CHP'nin en büyük rakibi bazen iktidar partisi değil, kendi tarihidir.

Çünkü, CHP iktidar olmak üzerine değil, kurucu kimliğini korumak üzerine kodlanmıştır.