CHP’nin adayı var, imajı yok

M. Taceddin Kutay/ Türk Alman Üniversitesi
05.01.2019

4 Mayıs 2018 Cuma günü Ankara Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda CHP’nin 24 Haziran seçimlerindeki Cumhurbaşkanı adayı açıklandı.



Muharrem İnce yaptığı konuşmada şu sözleri dile getirdi: “Sadece CHP’lilerin değil, sadece bu salonda bulunanların değil, 80 milyonun, herkesin AK Partililerin, MHP’lilerin, HDP’lilerin, SP’lilerin, herkesin, sağcıların, solcuların, Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin herkesin cumhurbaşkanı olmak için 15 yaşında 79 ara seçimlerinde sokaklara afiş asmaya çıkmış ve 39 yıl CHP’nin rozetini taşımış birisi olarak tarafsız bir cumhurbaşkanı olacağım. Ve rozetimi size emanet ediyorum”. İnce hakikaten yakasındaki CHP rozetini çıkartarak Kemal Kılıçdaroğlu’na verdi. Buna mukabil Kılıçdaroğlu İnce’ye Türk bayraklı bir rozet taktı. İnce’nin takip ettiği strateji açıktı: Türk siyasetinin en büyük defosu olan CHP rozetinden kurtularak CHP’li değilmiş gibi davranmak ve CHP seçmeninin haricindeki vatandaşlardan da oy almaktı. Gerçi İnce’nin bu taktiği bir seçim öncesi söyleminden öteye geçmedi; zira İnce, rozetini çıkartarak CHP adayı olarak girmediği bir seçimden sonra yaptığı değerlendirmede 41 yıllık yüzde 30 barajını geçme başarısının altını çizdi. 24 Haziran seçimleri bu bakımdan Türk siyasal tarihine geçti. CHP liderinin Cumhurbaşkanlığı adaylığını göze alamayışı ve CHP adayının propaganda süresi boyunca CHP adayı değilmiş gibi davranması CHP imajının ne olduğunun CHP yönetimi tarafından da teslim edilmesi anlamına geldi. CHP, kendi seçmeni haricinde hiçbir seçmenin ikinci tercihi olamayacak kadar sabıkalı bir parti. Oy oranının yıllardır dar bir paranteze sıkışmış olması bunu zaten ortaya koymakta. Buna mukabil kurulan Millet İttifakı, CHP’nin İyi Parti, Saadet Partisi ve ikrar edilmese de HDP seçmeni tarafından da bölgesel olarak tercih edilmesi zorunluluğunu doğurdu. Bu sebeple İnce’nin formülü başarısız olsa da partisinin çok üzerinde bir oy oranına ulaşmasına vesile oldu. CHP adayının CHP aidiyetini minimize ederek halkın karşısına çıktığı ve böyle bir imaj çalışması yürüttüğü bu formülü ‘İnce formülü’, yahut ‘24 Haziran formülü’ olarak adlandırmamız mümkün.

İnce formülü devrede

Her ne kadar “Erdoğan Türkiye’yi kutuplaştırıyor” CHP siyasetinin ezbere tekrar ettiği bir motto haline gelmiş olsa da Türkiye’yi partikülarize eden aklın CHP aklı olduğu gerçeği değişmiyor. Türkiye’nin dört bir tarafından oy alamıyor, hatta bunu hedeflemiyor oluşu bir yana sürekli olarak farklı aidiyet vurguları üzerinden CHP’li siyasilerin Türkiye’nin çeşitli bölgelerini ötekileştirdiğine şahit oluyoruz. Bunun en tipik örneklerinden birisi geçtiğimiz haftalarda Tekirdağ milletvekili İlhami Özcan Aygün’ün Trabzon’a ve Trabzonlulara yaptığı Pontus artığı yakıştırmasıydı. Milli ve manevi değerlere bağlılığı ile ön plana çıkmış ve yıllardır en fazla şehit veren iller arasında ön sıralarda yer alan bu şehrin akıl almaz bir şekilde ötekileştirilme çabası elbette beyhude bir çaba idi. Buna mukabil Trabzonlu vatandaşlarımız haklı olarak Aygün’ün bu sorumsuz ve yakışıksız sözlerine büyük tepki gösterdi. Neticede bir dönem önce Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin CHP’li bir başkanı olmuş olmasına rağmen, büyük ihtimalle CHP 31 Mart’ta Trabzon’da aday çıkartamayacak ve İP adayını desteklemek zorunda kalacak. CHP aklının Türkiye’ye yönelik ortaya koyduğu bu ayrıştırıcı tutum aday belirleme süreçlerinde de kendisini ortaya koymuş durumda. CHP kalesi olan bölgelerde bildik CHP söylemini tekrar eden adaylar ile seçime girmekte bir beis görmüyor. CHP bu bölgelerde zaten CHP. Buna mukabil Ak Parti ve MHP ile yarışa girecek olduğu başta Ankara ve İstanbul olmak üzere pek çok seçim bölgesinde CHP’nin seçmenin karşısına CHP olarak çıkmayacağı ve İnce formülünü devreye soktuğu gözlemleniyor. Ankara’da Mansur Yavaş ile seçime girecek olan CHP, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu ismini tercih etti. Yavaş, her ne kadar iki seçimdir CHP rozetini takarak Ankara’da sahaya çıksa da MHP orijinli olduğu ve Ülkücü kökene sahip olduğu imajı ile CHP tarafından öne sürülmekte. Bu tablo CHP’nin Türk siyasal hafızasında nasıl bir defoya sahip olduğunu ortaya koyduğu gibi, MHP’nin de ne kadar büyük bir krediye sahip olduğunu ortaya koyuyor. 24 Haziran seçimleri öncesi Hakan Bayrakçı başta olmak üzere pek çok kamuoyu araştırmacısı tarafından manipülatif olarak yok olma eşiğinde bir parti olarak lanse edilen MHP’nin, CHP’den farklı olarak, kendi kitlesi haricindeki pek çok vatandaşın da ikinci seçimi durumunda bir parti olduğu CHP’nin bu stratejisi ile de ortaya konmuş oluyor. CHP Ankara’da Mansur Yavaş’ın bir dönem MHP’li olarak öne çıkan bu imajı ile defolu CHP imajını örtmeye çalışıyor.

Buna mukabil CHP’nin İstanbul adayının, Ankara örneğinde olduğu gibi MHP’li bir motife sahip olması mümkün değil. Zira CHP, İstanbul’da Ak Parti ile arasındaki oy farkını on puanın altına indirebilmek adına HDP seçmeninin de oylarına talip olmuş durumda. Diğer yandan, kurmuş oldukları seçim ittifakı sebebi ile İyi Parti seçmeninin de oyuna talip olan CHP adayının, HDP seçmenine açıkça göz kırpan bir aday olması da mümkün değil. CHP yönetimi bu zor denklemi idare edebilmenin yolunu görünmez bir aday seçmekte buldu. Muharrem İnce, Akif Hamzaçebi, Gürsel Tekin gibi CHP’nin bayrak isimlerinin talip olduğu İstanbul adaylığına, sahip olduğu CHP bagajı en minimal olan ve tanınmayan bir adayla girmek, CHP açısından İnce formülünün en radikal şekilde tatbik edilmesi anlamına geliyor. İstanbul’u baştan başa adımlasa, Beylikdüzü hariç neredeyse hiç kimsenin sokakta tanımayacağı kadar bilinmez bir aday CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak vitrine çıkıyor. İmamoğlu’nun adaylığı ile CHP, tarihsel ve kültürel bagajlarından azade bir şekilde seçime girmeyi amaçlıyor. Bu elbette büyük bir kumar, zira Binali Yıldırım gibi, hakkında müsbet-menfi herkesin bir kanaat sahibi olduğu ve icraacı kimliği ile ön plana çıkmış bir adaya karşı CHP neredeyse sıfır referans ile sahaya çıkıyor.

Yarış denk olmayacak

Binali Yıldırım’ın İstanbul için ideal bir belediye başkanı olduğu uzun uzun ispata muhtaç bir iddia değil. Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yol arkadaşlığı yapmış, İDO Genel Müdürlüğü görevini üstlenmiş ve Erdoğan belediyeciliği adıyla markalaşmış olan yapının müessislerinden birisi olmuş bir siyasi olduğunu söylemek, sonraki siyasal kariyerini anlatmaya gerek bırakmıyor. Buna mukabil, bakanlık dönemlerinde Cumhuriyet tarihinin en başarılı bakanlarından birisi olarak temayüz etmesi ve ulaştırma alanına Türkiye’ye çağ atlatan projeleri hayata geçirmiş olması, Yıldırım açısından referans hanesine yazılmış önemli bir artı. Bu referansları yan yana yazdıktan sonra seçmen açısından Yıldırım’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi ağır bir yükü başarı ile yerine getirip getiremeyeceği sorusu şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde cevaplanmış oluyor. İcraacı tarafları bir yana seçmenin gözündeki imajı itibariyle de Yıldırım, İmamoğlu’nun fersah fersah önünde yer alıyor. Bir yandan tepeden tırnağa bir Kasımpaşalı olarak İstanbullu, diğer yandan tepeden tırnağa bir Erzincanlı olarak Anadolulu. Dolayısıyla Yıldırım, İstanbul’un hak ettiği kadar İstanbullu bir aday iken, aynı zamanda Anadolu orijinli seçmenin abisi, dayısı olarak görebileceği kadar Anadolulu bir aday. Yıldırım, tanınma sıkıntısı olmadığı gibi benimsenme sıkıntısına da sahip değil. Binali Yıldırım doğal sempatikliği sayesinde yukarıda tarif edilen kitle haricinde kalan seçmen açısından da albenili bir aday olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün bu referanslara mukabil Ekrem İmamoğlu bir muamma olarak Binali Yıldırım’ın karşısına çıkmış durumda. CHP adayı olarak tanınmıyor olması, CHP’nin bagajlarından kendisini elbette kurtarıyor. Buna mukabil Binali Yıldırım’ın hanesine artı olarak yazdığımız kalemlerin hiç birisi, İmamoğlu’nun hanesinde müsbet bir karşılık bulmuyor. Bu sebeple CHP adayı söz konusu kalemlerde hanesine çentik attırmak gibi zor bir eşiği geçmek zorunda. İmamoğlu her şeyden önce CHP adayı olmaktan kaynaklanan doğal imaj arızasını gidermekle çalışmalarına başlamış durumda. Muharrem İnce örneğinde olduğu gibi din ile barışık bir imaj çizmek ile işe başlamış olan İmamoğlu tarihsel CHP bagajlarından en önemlisinin ne olduğunun farkında bir görüntü ortaya koyuyor. İkinci olarak geleneksel CHP hazımsızlığının ve mızıkçılığının siyaseten bir dönüşü olmadığı gerçeğinin farkında bir aday olarak seçime hazırlanan İmamoğlu’nun, liderinin meşruiyetini sorguladığı Cumhurbaşkanından randevu istemesi ve Kadir Topbaş ile bir araya gelmesi aynı stratejinin devamı olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla İmamoğlu, Laik-Dindar geriliminden beslenen klasik CHP siyasetinin bir parçası haline gelmeyerek, kendisini aday haline getiren stratejiye uygun bir seyir takip ediyor. Hulâsa, CHP adayı partisinden müdevver imajın bir parçası haline gelmeyerek en azından imaj noktasında hanesine müsbet bir çentik atmak niyetinde. Buna mukabil İmamoğlu’nun Yıldırım ile rekabet etmesi mümkün olmayan en önemli kalem ise hizmet referansı. Yıldırım’ın hizmet hanesi, karşısına kim çıkarsa çıksın mukayese edilmeyecek nispette kabarık. Bu bakımdan 31 Mart’ta İstanbul’u denk olmayan iki adayın yarışması şeklinde geçecek bir seçim bekliyor. Ancak seçimi bizler için asıl ilginç hale getirecek olan şey, Türkiye’nin iki mega kentinde adayları sahaya inecek olan CHP’nin, imajının sahaya inmeyecek olması olacak. Atatürk’ün partisi, Cumhuriyet’i kuran parti vb. söylemlerini neredeyse hiç duymayacağız. Seçimin galibi kim olur garanti etmek mümkün değil, ancak CHP imajının metropollerde sahaya inmeyecek olması kazananın Türkiye olacağı bir süreç geçireceğimiz anlamına geliyor. 

@Taceddin_Kutay