Çocuk kültüründen habersizlik üzerine

Asım Öz / Yazar
17.07.2021

Son yıllarda hem “pencere” hem de “ayna” rolündeki çocuklar için edebiyat üzerine dosya hazırlayan tüm dergilerde didaktik yönü ağır basan, yetişkin bakışıyla iletilerini altı çizili ve tek doğru şeklinde veren, eleştirel düşünmeye kapı açmayan kitapların çocuğun kişisel gelişimini sekteye uğratacağı belirtilmektedir.



Türk modernleşmesiyle birlikte ortaya çıkan çocuklar için edebiyat, çocukların hayal, duygu ve düşüncelerine seslenen sözlü ve yazılı eserlerin tümünü kapsar. Başka bir tanıma göre ise erken çocukluktan başlayıp ergenlik döneminin sonuna kadar, çocukların kavrama düzeylerine uygun şekilde, onların duygu ve düşünce dünyalarını sanatsal nitelikli iletilerle zenginleştiren eserlerin genel adıdır. Güzel ve etkililikle bir arada düşünülen çocuk edebiyatı, 19. yüzyıldan günümüze değin uzanan süreç içinde önemli değişimler geçirmiştir. Gerek anlam düzleminde çocuklara dönüklüğün gerçekliği ve algılanışı gerekse biçim ve tür özellikleri bağlamında yaşanan bir değişimdir bu.

Edebiyat ve eğitim

Hiç şüphesiz çocuklar için edebiyat, ortaya çıktığı tarih kesitinin çocukluk anlayışı ve onunla bütünleşen anlamı biçimlendirme çabasından ayrı değerlendirilemez. Edebiyatla biçimlendirme edimi ise, dönemin insanının gerçekliği ve onun bir alt kümesi olarak çocukluğu kavrarken, iyi hayata, değerlere ve anlatıma ilişkin verdiği cevaplarla koşutluk içinde gerçekleşir. Türkiye'de çocukların okuma ve edebiyat zevki kazanması için yayımlanan kitapların geçmişi Tanzimat Fermanı sonrasına kadar uzansa da çocuklara dönük edebiyatın onlarca yılın ardından belirginlik kazandığı söylenebilir. Bilhassa çocuk edebiyatını tümüyle bir eğitim aracı görmek şeklindeki tutumun somutluk kazandığı İkinci Meşrutiyet Dönemi, başka alanlarda olduğu gibi edebiyatının çocuklara açılan penceresinde de kalıcı izler bırakmıştır. Önemli ölçüde Cumhuriyet ilan edildikten sonra da devam eden bu eğitim odaklı anlayış, 1980'li yıllara kadar egemenliğini sürdürmüştür. Elbette Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Açıl Susam Açıl'ı (1967) ve Kuş Ayak'ı (1971), Ülkü Tamer'in Virgül'ün Başından Geçenler'i (1965) ve Süreya Berfe'nin 1978 tarihli Çocukça'sı gibi didaktik eğilimlerin eleştirisini içeren tekil örnekler de yok değildi.

Çocuklar için edebiyatın çok konuşulduğu 1979 Dünya Çocuk Yılı'ndan sonra ise yapılan birçok tartışma böylesi bir edebiyatın varlığına veya yokluğuna odaklandı. Yazarlar ve şairler, eğer edebiyatın niteliğinde bir farklılaşma yaşanırsa edebî diye nitelenenin neye benzeyebileceğini sorguladılar. Meselenin serencamı için, dönemin edebiyat dergilerine ve yıllıklarında yayımlanan soruşturmalara, yazılara ve söyleşilere bakılabilir. Ayrıca tüm bu metinlerde okuma alışkanlığı kazandırma, sanat ve kurmaca eğitimi verme, edebî duyarlığı geliştirme gibi eğitsel beklentiler içerse de "çocuk edebiyatını yetişkin edebiyatından ayrı bir şekilde değerlendiremeyiz" şeklinde özetlenebilecek bir düşüncenin varlığı sezilir.

En incelikli yazarlık biçimi

Tarihsel bağlamı göz ardı etmeden devam edilirse 1970'lerin sonundan itibaren çocuğa çocuk olduğunu hatırlatan, başka bir ifadeyle onu küçümseyen edebiyat anlayışından uzaklaşmak şeklindeki tutum belirginlik kazanmaya başlar. Mustafa Ruhi Şirin'in hazırladığı ve sözlü geleneğin kültürel süreklilikle ilişkisini yorumlamaya çalıştığı otuz dokuz bölüm süren Dünden Bugüne Çocuk Edebiyatımız adlı radyo programı bunun bir örneğidir. Şirin son bölümü 24 Temmuz 1985'te yayımlanan bu programda, değişen dünyaya ve çocukluğa dayalı çağdaş bir çocuk edebiyatının kurulması yönündeki önerilere de yer vermişti. 1980'lerin ikinci yarısından 2000'li yıllara kadar uzanan süreçte dili ve anlatımıyla çocuklar için edebiyatın, "edebiyat içinde en incelikli yazarlık biçimi" olduğu düşüncesi yerleşiklik kazanmıştır. Genel hatlarıyla İkinci Meşrutiyet Dönemi ve Cumhuriyetçi çocuk edebiyatı eğiliminin dışına çıkan yeni yazarların eserlerinin çoğalması da bunu doğrulamaktadır.

Kuşak farklılıkları

Çocuklara sanat eğitimi veren, onlara sanatsal deneyimler kazandıran bir araç konumundaki çocuklar için edebiyat günümüzde çocuğa görelik ilkesiyle çeşitli yönleriyle ele alınıyor. "Çocuksu" anlayıştan uzak bir perspektifle, okuma alışkanlığı kazandırmanın ötesinde çocuğun kültür ve hayal gücünün gelişmesine katkı sunan bu edebiyat türü hakkında akademik mecralardan popüler dergilere uzanan yayınlar önemli bir birikim oluşturmuş durumda.

Yapılmayanlar bir yana sadece yapılanlar bile toplumsal tarihin önemli bir parçasını oluşturan çocuk edebiyatının estetik açıdan inceleme ve araştırma alanı teşkil etme potansiyelinin çok yüksek olduğunu gösteriyor.

Çocuklara seslenme iddiasındaki edebiyata dair izlenimleri, kuşaklar arası bakış açısı farklılıklarını inceleme ve yeni tecrübeleri keşfetme süreci bakımından popüler dergilerin çocuk edebiyatını ciddiye alan sayılar hazırlamasının heyecan verici olduğu açık. Kapsamlı özel sayılar bir yana Bûtimar, Varlık, Şiraze, Nihayet gibi dergilerin çocuk edebiyatı, çocuk kitapları ve çocuklar için şiir dosyaları hazırlamaları yaşanan gelişmelerle ilgili fikir vermeye yeter. İçerik olarak bakıldığında ise kavramsal bakışlarla Mevlana İdris gibi çocuklar için edebiyatın kendini kabul ettirmesinde önemli rolü bulunan yazarlara dair müstakil incelemelere yer verildiği görülür. Türkiye'de çocukların çok okunan yazarları arasında sayılabilecek isimlere dair başka bir değerlendirmenin bulunmaması ise bir eksikliktir elbet. Akademik diskurla edebiyat ve eleştiri alanının çocuklar için edebiyatı özellikle temel eğitim çağının belli bir dönemiyle sınırlı görmelerinden dolayı ilk gençlik edebiyatına dönük incelemelerin çok az olması da.

Türk edebiyatının değerli şairleri ve hikâyecilerinin eserlerinin çocukluk teması bakımından ele alınması ise yazarların hayatlarını ve izlenimlerini belirgin kılmak bakımından önemlidir. Öte yandan yetişkin okurlar için yazılsa da hemen herkesin beğenerek okuduğu klasik eserlere dair incelemelerde ise nedense şiir türü genelde ihmal edilmektedir. Oysa Memet Fuat'ın Çocuklar İçin Şiir (1968) seçkisinin sunuşunda belirttiği üzere çocuklar "büyükler için yazılmış kitaplardan bambaşka tat"lar alıp, "kendilerine göre anlam çıkarmasını" bilirler. Bu durum şiir türü için de geçerlidir fakat bunun bazı şartları vardır. Fuat bunu şöyle anlatır: "[Ş]iirlerden beğendiklerinizi sınıflarınızda, okul toplantılarınızda okurken bir şeye çok dikkat etmelisiniz. Okuma kitaplarınızdaki 'manzume'ler gibi okunamaz bunlar. Tıpkı konuşur gibi okunmaları gerekir. Hiç acele etmeden, bağırmadan, tane tane, özentisiz, yapmacıksız, düpedüz konuşur gibi."

Sorunlar ve ihmaller

Son yıllarda hem "pencere" hem de "ayna" rolündeki çocuklar için edebiyat üzerine dosya hazırlayan tüm dergilerde didaktik yönü ağır basan, yetişkin bakışıyla iletilerini altı çizili ve tek doğru şeklinde veren, eleştirel düşünmeye kapı açmayan kitapların çocuğun kişisel gelişimini sekteye uğratacağı belirtilmektedir. Sadece öğretici bir yaklaşımı benimseyen dinî içerikli çocuk kitaplarına dair eleştirilerin öne çıkması da bununla bağlantılı. Nihayet dergisinin 79'uncu sayısının sunuşunda yer alan Ahmet Murat imzalı şu tasvire birlikte bakalım: "Çocuğuna dinî, ahlaki değerleri benimsetmek isteyen ebeveynin, nedense bu misyonu kitaplara havale etmek için kitap aldığını, bunu yaparken de vicdanının kendisini acil eylem planlarına yönelttiğini, böylece zevkli değil ilkeli, edebî değil pedagojik, dostane değil buyurgan kitaplara yöneldiğini söyleyebiliriz." Kültürel temelli çocuklar için edebiyatın yerel kalmasının sebebi de budur aslında. Çocuğun okuma kültürü ve değerleri kazanma sürecinin ardışıklığı bağlamında Melih Tuğtağ'ın bir tespiti Murat'ın özetlemeye çalıştığı problemleri daha da somutlaştırıyor gibidir: " Kendisi ana akım medya dizilerini izlerken çocuktan ahlak üzerine gelişim bekliyor. Anne-baba Netfilix izlerken çocuğun 'değerler eğitimi' kitabından değer öğrenmesini beklerse oradan bir şey çıkmaz."

Olumlu gelişmeleri ve tespitleri göz ardı etmeksizin belirtmek gerekir ki, çocuklar için edebiyat kavramına, çocuk kitaplarının temel işlevine, çocuk ve kitap etkileşimindeki ilk adımlara dikkat çekmeye çalışan dergilerin kendilerinden önceki tartışmalardan habersiz olmaları yahut onlara hiç atıf yapmaması büyük bir problemdir. Çocuklar için edebiyat ve eleştiri kültürü üzerine söz almaya çalışanların yazdıkları, çocuk kültürü eksenli metinlerin nerdeyse hiç okunmadığı izlenimi veriyor. Çocuk edebiyatının kendi kamusunu oluşturmaya başladığı bir gerçek fakat konuşmalarda geçen terimler, zikredilen isim ve eserler hayli eksik bir resim sunuyor. Çocuklar için edebiyata ilişkin eleştirel bir soruşturma bağlamında Türk edebiyatından Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu ve adı ancak "genç kız edebiyatı" çerçevesinde anılabilecek İpek Ongun dışında herhangi bir yazarın adı geçmiyor mesela. Hâlbuki Sevim Ak'ın Ya Da dergisindeki röportajında altını çizdiği gibi ülkemizde son yıllarda ciddi bir gelişme gösteren çocuklar için edebiyat alanında, "her yaş çocuğuna uygun; sorularını, ilgi alanlarını, beklentilerini konu eden çok boyutlu düşünme becerisini geliştiren kitaplar" yazılıyor. Çocuklar için edebiyatta Mustafa Ruhi Şirin'den Fatih Erdoğan'a, Behiç Ak'tan Mevlana İdris'e, Yalvaç Ural'dan Vural Kaya'ya, Gökhan Özcan'dan Sevim Ak'a uzanan pedagojik içeriklerin ötesine geçmeyi başaran onlarca yazar var.

Türkiye'de çocuk gerçekliğini ve edebî metinlerin gelişen niteliğini tartışabilmenin temel şartlarından biri 1980'lerin ikinci yarısından itibaren belirginlik kazanan yorumların iyi bilinmesidir. Çocuk kültürü odaklı yayınların hız kazandığı, yıllıkların hazırlandığı, çocuk dergilerinin yayımlandığı bu dönem elbette kendi içinde aşamalı bir süreçtir. Bunun için çocuklar için edebiyat meselesini ele almak isteyenlerin daha dikkatli hareket etmesi gerekir. Çocuklar için edebiyatın varlığına/yokluğuna yahut müstakil bir alan olup olmadığına dair özcü sorunun cevabına bu dönemin ilk yıllarında ulaşılmıştı. Dolayasıyla sahaya yönelenlerin çocuk kültürü eksenli araştırmaların baktığı yerden bakıp onların gördüğünü görmek için çocuklar için edebiyatın sunduğu "bibliyoterapi"den yararlanması gerekir.

'Düş' ve 'merak'

Çocuklar için edebiyat konulu sayı hazırlayan dergilerde "düş" ve "merak" kelimesi sıklıkla yinelenmesine karşın masaldan, sanat masalından ve Mustafa Ruhi Şirin'in çocuk kültürü bakımından klasik niteliği taşıyan Masal Atlası (1998) kitabından hiç söz edilmemesi Türkiye'de çocuk kitabı yazarları ve yayıncıları ile çocuklar için edebiyatın kültürel birikimi arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir. Oysa Şirin, yıllara yayılan çocuk edebiyatı uğraşının ve çabasının ülkemizdeki en önemli örneklerinden biridir. Türkiye'de son yıllarda masal anlatıcılığı alanında çok güzel ve sevindirici gelişmeler yaşanmaya başladı. Anlatıcıların ve bu alanda verilen eğitimlerin sayısı hızla çoğalıyor. Ne var ki ne alanında yapılmış en güzel çalışmalardan biri olan Masal Atlası'ndan ne de masalların yenilenmesine ve Türk masal edebiyatı poetikasına odaklanan Bir Nehrin Kaybolmayan Akışı/Türk Masalının Yeniden Doğuşu (2019) kitabından çoğu masalcının haberi yok.

Okuma kültürünün oluşması ve çocukların edebiyatla doğru ilişkisinin nasıl kurulabileceğini konuşmak için Mustafa Ruhi Şirin'in 2018 Ağustos tarihli Varlık dergisinde yayımlanan "Kambur Palyaço ve Şiir" başlıklı yazısı bu evreni anlamak ve yeni evrenler kurabilmek için iyi bir başlangıç olabilir. Şirin'in bu yazıdaki sonuç cümlelerini aynen aktarmakta fayda var: "Başta şiir ve tüm çocuk edebiyatı türleri olmak üzere, Türkçe ve öteki dillerde 'çocuğa göre' yazılmış kanonik kitapları kapsayacak Okuma Kültürü Programı ile çocuklarımızın şiirle, edebiyatla ve sanatla yolculuğu başlayabilir. Yeter ki çocuklar şiirle, edebiyatla ve sanatla ilişki kurarken kambur palyaço konumuna düşmesin." Esasında, bu çerçevede ortaya kapsamlı bir program konulmadan mevcut durumun ilerleyemeyeceğini ve zenginleşemeyeceğini öngörmek kehanet sayılmamalı.

ozasim76@yahoo.com.tr