İstanbul'daki başlangıç toplantısı, finansman konusunda önemli ipuçları verdi. COP31 sürecinde, gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanının artırılması ve bu finansmanın ulusal katkı beyanlarıyla uyumlu projelere yönlendirilmesi hedefleniyor.
Dr. Burak Kaplan/ Yazar
11–12 Şubat tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilen COP31 hazırlık toplantıları, Türkiye'nin iklim diplomasisinde yeni bir döneme girdiğini açık biçimde ortaya koydu. COP heyeti ile Türkiye heyeti, Antalya'da düzenlenecek COP31'in yol haritasını ve vizyonunu belirlemek üzere iki gün boyunca yoğun temaslarda bulundu. Bu görüşmeler, yalnızca bir zirve organizasyonunun teknik hazırlıkları değil; Türkiye'nin küresel iklim yönetişiminde nasıl bir rol üstleneceğinin stratejik olarak şekillendiği bir süreç niteliği taşıyor. Toplantılarda önceki dönemlerin başkanlığını üstlenen Azerbaycan ve Brezilya'nın deneyimlerinden yararlanılması, Türkiye'nin süreci diplomatik etki alanını genişletecek bir fırsat olarak gördüğünü gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim finansmanı, teknoloji transferi ve iklim adaleti taleplerinin müzakere süreçlerine nasıl taşınacağı konusunda bu deneyimlerin yol gösterici olması bekleniyor.
Jeopolitik gerçeklik ve iklim diplomasisi
Toplantıların en kritik başlıklarından biri, küresel jeopolitik dinamiklerin iklim müzakerelerine etkisi oldu. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin mevcut durumu değerlendirilirken, artan jeopolitik gerilimlerin çok taraflı iklim iş birliğini nasıl zorlaştırdığı; buna karşın yeni iş birliği fırsatlarının nasıl yaratılabileceği ele alındı. Bu tartışmalar, COP31'in yalnızca çevresel değil aynı zamanda jeopolitik bir platform olduğunu bir kez daha hatırlattı. Zira,enerji güvenliği, bölgesel çatışmalar ve ekonomik kırılganlıklar gibi faktörler, iklim politikalarının uygulanabilirliğini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla COP31, Türkiye için çevre politikalarının ötesinde, stratejik bir dış politika aracı hâline gelme potansiyelini taşıyor.
Ortak vizyon: Hedeflerden sonuçlara
Görüşmelerde COP31 için ortak bir vizyon oluşturma hedefi doğrultusunda beklentiler ve öncelikler paylaşıldı. Bu kapsamda COP31'in öncelikli çıktıları, özellikle jeopolitik gerilimlerin yönetimi, fırsat alanlarının belirlenmesi, yıl boyunca ilerlemeyi sağlayacak kilometre taşlarının neler olacağı gibi konular üzerinde duruldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un "artık somut hedeflerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiği" yönündeki vurgusu, bu vizyonun en net ifadesi oldu. Bu mesaj, çevre ve iklim politikalarında uzun süredir tartışılan taahhüt–eylem açığının kapatılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Ortak vizyon, finansmana erişim, teknoloji ve kapasite geliştirme
Toplantının ilk ve en önemli adımı, "ortak vizyonu" erken aşamada netleştirmek oldu. Ancak burada asıl mesele, bu vizyonun iyi niyet ifadesi olarak kalmayarak somut hedeflere, risk azaltma planlarına ve yıl içinde izlenecek kilometre taşlarına bağlanması gerekiyor. Bu süreç, Türkiye ile Avustralya arasındaki görev paylaşımıyla da doğrudan bağlantılıdır.
İstanbul'daki başlangıç toplantısı, finansman konusunda da önemli ipuçları verdi. COP31 sürecinde, gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanının artırılması ve bu finansmanın ulusal katkı beyanlarıyla uyumlu projelere yönlendirilmesi hedefleniyor. COP30'da başlatılan iki yıllık iklim finansmanı çalışma programı da bu süreci destekliyor. Artık beklenti, finansmanın yalnızca sözde kalmaması; çevre dostu projelerle somut sonuçlara dönüşmesidir.
Teknoloji ve kapasite geliştirme alanında ise Belém Teknoloji Uygulama Programı öne çıkıyor. Bu program, gelişmekte olan ülkelerin teknoloji ihtiyaçlarını gerçek uygulamalara dönüştürmeyi amaçlıyor. Böylece teknoloji, COP toplantılarında sıkça dile getirilen soyut bir "transfer" kavramı olmaktan çıkıp doğrudan uygulamanın parçası hâline geliyor. Finans akışlarının genel yönünü tartışan Veredas Diyaloğu ise daha büyük bir soruya odaklanıyor. Bu sorulardan ilki sermaye nasıl yön değiştirecek? Bu soruyla finans akışlarını düşük emisyonlu ve iklim dirençli kalkınma yollarıyla uyumlu hâle getirmekamaçlanıyor. Bu yaklaşım, COP31'in "para nereden bulunacak?" sorusunu "para nasıl doğru yerlere yönlendirilecek?" sorusuna dönüştürdüğünü gösteriyor.
Gündemin önemli bir diğer boyutu ise müzakere dışı alanlardır.Şirketler ve sivil toplum gibi devlet dışı aktörlerin iklim eylemlerini daha şeffaf ve güvenilir biçimde izlemeyi amaçlayan bu süreçler, COP31'in meşruiyetini güçlendirebilir. Çünkü iklim eylemi yalnızca devletlerle değil, toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla hız kazanabilir.
Türkiye'nin durumu
Peki Türkiye bu sürece hangi somut araçlarla giriyor?Türkiye'nin en güçlü olduğu alanlardan biri bugüne kadar ortaya koyduğu somut projelerin artık birer veriye dönüşmesidir. Artan güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesi, Sıfır Atık hareketinin sağladığı çevresel ve ekonomik kazanımlar, depozito yönetim sisteminin yaygınlaşması, kamu binalarında enerji verimliliği projeleri ve ağaçlandırma çalışmaları; Türkiye'nin uygulama odaklı COP iddiasını destekleyen somut örnekler olarak sıralanabilir. Bu çalışmalar, Türkiye'nin ulusal hedefleriyle birleştiğinde daha da anlam kazanıyor. Güncellenmiş ulusal katkı beyanı, 2030 yılı için önemli bir emisyon azaltım hedefi ortaya koyarken, 2053 net-sıfır vizyonu ülkenin uzun vadeli yönünü belirliyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın bu politika alanlarındaki rolü, Türkiye'nin liderlik ve kamu diplomasisi açısında en önemli güçlerinden biri olarak öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın net-sıfır hedefi ve orman varlığına ilişkin vurguları, iklim politikasını devletin stratejik önceliklerinden biri olarak konumlandırıyor. Emine Erdoğan'ın öncülük ettiği Sıfır Atık hareketinin uluslararası alanda görünürlük kazanması ise Türkiye'nin çevre alanındaki küresel imajını güçlendiriyor.
İstanbul taslağının son aşamaları, operasyonel hazırlık ve iletişim stratejisine odaklanıyor. Ev sahibi ülke anlaşması ve teknik hazırlıkların tamamlanması, COP31'in hukuki ve lojistik temelini oluşturacak. Yıl boyunca yürütülecek iletişim çalışmaları ise Türkiye'nin iklim anlatısını dünya kamuoyuna daha güçlü şekilde aktaracak. Özetle COP31'in başarısı, Antalya'da iyi bir toplantı yapmaktan çok daha fazlasına bağlı gösteriyor. Doğru öncelikleri belirlemek, devlet dışı aktörlerin katkısını artırmak ve Türkiye'nin sahadaki uygulamalarını küresel çözümlere bağlamak belirleyici olacak.