Covid-19 ve Çin'in küresel hegemonyası

Umut Berhan Şen / SASAM Uzmanı
27.11.2020



Çin uygarlığı ve Çin ulusu, bilinen kadim tarihten günümüze değin, esrarengiz ve güçlü yapısıyla Asya’nın süper gücü olmayı başarmış bir ulus, medeniyet ve devlet organizasyondur. Türk ve dünya tarihindeki yeri daima önemli olmuş ve rakiplerince daima temkinli yaklaşılan bir devlet olabilmiştir. Çin, günümüzde de küresel arenada lider süper güç olma iddiasını sürdürmekte ve çalışmalarını da bu yönde devam ettirmektedir. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından Aralık 2012 tarihinde yayınlanan ve ABD Yönetimlerine uzun dönemli stratejik planlamada yardımcı olmayı amaçlayan “Küresel Eğilimler 2030” isimli raporda da bu kapsamda, önümüzdeki dönemde Asya-Pasifik’in en önemli küresel güç merkezi haline geleceği ve Çin’in çeşitli güç unsurları bakımından ABD’yi geride bırakacağı öngörüsünde bulunulmaktadır.

Çok yönlü küresel tehdit

Geçen yıl kasım ayında Çin’de ortaya çıkan ve ardından tüm dünyaya yayılan yeni tip Covid-19 salgını dünya kamuoyu gündeminin büyük kısmını işgal ediyor. 17 Kasım 2019 tarihinden beri Covid-19 ile mücadele eden Çin’de an itibariyle sadece yurtdışı kaynaklı vakalar kaydediliyor. Aslına bakılırsa, Çin Halk Cumhuriyeti, Mart ayının ortalarından beri bir nevi Covid-19’a karşı galibiyetini ilan etti. Şu anda salgının merkez üssü ABD ve Avrupa. Virüsün, dünyayı tamamen sarmış olması ve BM ve DSÖ olmak üzere tüm uluslararası kurumların yetersiz kalması ve Covid-19’a mağlup olması üzerine, salgın sonrası yeni bir küresel hegemonyanın nasıl şekilleneceğine dair tartışmalar devam ediyor. Ocak ayı başından beri dünya büyük saldırının sarsıntılarını ve dehşetini yaşarken, aynı zamanda varolan diğer politik ve ekonomik krizler, ulusal ve bölgesel güvenlik sorunları da tüm hızıyla devam ediyor. Kuşkusuz, Covid-19 virüsü dünyamızın küresel ölçekte karşılaştığı en büyük tehditler arasına girmiştir. Covid-19 bir küresel tehdit olduğu kadar, tüm ulus devletler için de çok yönlü bir ulusal tehdit halini almıştır. Covid-19’un yaydığı ölümcül virüs, genetik bilimini ve tıbbı ilgilendiriyor olarak değerlendirilse de bu virüsün sosyolojik, siyasi, ekonomik, sosyal güvenlik, milli güvenlik ve tarihsel boyutları bulunmaktadır. Bu boyutlar halen de tartışılmaya devam etmektedir. Çin, dünyanın en kalabalık ülkesi olarak bu tartışmaların odak noktasında yer almaktadır.

Konfüçyüsizmin zirvesi

Çin’i bir uygarlık, bir ulus ve bir devlet olarak ele alırsak şunu görüyoruz; Çin tarihinin en önemli kültürel argümanı olarak önümüzde duran teorik öğreti Konfüçyüsizmdir. Dolayısıyla, Soğuk Savaş sonrasında Çin topraklarında Konfüçyüsizm yeniden keşfedilmiş ve Covid-19 sürecinde bu kadim felsefe yeniden zirveye ulaşmıştır. Konfüçyüs felsefesinde, ahlak ile siyaset ağırlıktadır. Bu felsefe, hep devinimli olmalarına karşın gök ile yerin birbirini dengeleyen güçler olduğu, ortak varoluşlarının uyumlu olduğu inanışına dayanıyor.

Pandemi ve küresel denge

Konfüçyüs’e göre insan bu koşullara tabidir ve boyun eğmelidir. Peki, Çin kendi küresel hegemonyasına bu felsefeyi nasıl uyarlıyor? İşte bu sorunun cevabı dünyanın son bir yılındaki olaylar zincirinde gizli olabilir. Zira, pandeminin tabiatta bir dengelemeye neden olduğunu savunan düşünürler de azısanmayacak kadar çoktur. İnsanın doğaya zarar verdiğinden hareketle, Covid-19’un tabiatta bir denge sağladığı ve tabiata zarar veren insanlara karşı caydırıcı bir silah olduğu düşüncesi son altı ayda sıkça dile getirilmeye başlanmıştır.

Çin, bugün büyük ölçüde Covid-19 salgınını ülke genelinde bitirdi. Hatta, Wuhan kentinin yeniden turizme açılması için dünyanın bir çok yerinde reklamlar ve tanıtım filmleri servis ediliyor. Bugün neredeyse tamamen eski normale dönmek üzere olan Çin’nin ilk koronavirüs vakasını dünya kamuoyundan gizlediği ve izole etme konusunda epey zaman kaybettiği bir gerçektir. Ayrıca, Covid-19’un, koronavirüs grubundan bir virüsün doğal mutasyona uğrayarak insana bulaştığı iddia edilmektedir. Bir diğer kuvvetli iddia, söz konusu virüsün laboratuarda üretildiği, kontrolden çıkmasıyla salgına neden olduğudur.

Wuhan kentindeki Huanan Deniz Ürünleri Pazarı’ndan alışveriş yapanların enfekte olduğu, virüsün yarasa çorbası tüketenlerden veya bir yılan türünden yayıldığıyla ilgili çeşitli araştırma ve makaleler de yayınlanmaktadır.

Covid-19 salgınına dair, Çin yönetimine ve Dünya Sağlık Örgütüne (WHO-DSÖ) yönelik ithamlar, sık sık gündeme geliyor. Peki, Çin’e ve DSÖ’ye yönelik şüpheler hangi olayların etrafında yoğunlaşıyor? Kısaca özetlemek gerekirse olay örgüsü şu şekilde gerçekleşti:

• Salgının dünyayı sarmasından önce 2019 Aralık ayı sonlarında Wuhan’da ortaya çıkan SARS benzeri virüs hakkında sağlık görevlilerini uyarmaya çalışan Li Wenliang’ın kaybolması, medyada geniş yer bulmuştu. Çin yerel medyasında çıkan haberlere göre, ilk kez 2019 Aralık tarihinde yerel bir deniz ürünleri pazarında SARS benzeri bir virüsün ortaya çıktığını Doktor Li duyurmuştu. Tıp fakültesinden arkadaşlarının yer aldığı mesajlaşma grubunda virüsü duyuran Li’nin yeni tip koronavirüs taşıdığı teşhisiyle müşahede altında tutulduğu ve daha sonra hastanede yaşamını yitirdiği açıklanmıştı. Wuhan’da bir hastanede görev yapan Li, mesajlaşma grubundaki paylaşımında, yeni tip koronavirüsten etkilenen yedi hastanın karantinaya alındığını belirterek salgın tehlikesine dikkati çekmişti.

• Ocak 2019 başlarında Çinli yetkililer tarafından yürütülen araştırmalara atıfla salgının insandan insana bulaştığına dair net bir kanıt bulunamadığı öne sürülmüştü. DSÖ Acil Durum Komitesi, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve ülke geneline yayılan yeni tip koronavirüs ile ilgili Cenevre’de 23 Ocak’ta gerçekleştirdiği toplantının ardından basın açıklaması yapmış, Komite Başkanı Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, koronavirüsle ilgili “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan etmek için erken olduğunu söylemişti. DSÖ sonradan 27 Ocak’ta Çin’in Wuhan kentinde başlayan koronavirüsle ilgili salgının küresel çaptaki riskini değerlendirme konusunda hata yaptıklarını açıklamıştı. DSÖ yetkilileri, basına yaptıkları açıklamada bir önceki raporlarda hata yaptıklarını ve söz konusu ölümcül salgınının uluslararası alandaki aciliyetinin yüksek olduğunu belirtmişti.

Zan altında bırakacak iddialar

• Çin yönetiminin 23 Ocak 2020’de Wuhan ve Hubei’deki diğer şehirlerde tecrit ve sokağa çıkma yasağı uygulaması ancak uluslararası uçuşlarını durdurmaması da virüsün yayılmasıyla alakalı gündeme gelen bir başka konu. Wuhan’dan yurt dışına yapılan uçuşlar nedeniyle koroavirüsün bütün dünyaya yayılmasının adeta önü açıldı. Çin’e komşu ülkeler alarm durumuna geçerek, önlemlerini almaya başladı. Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ve Rusya sınırları kapatma, karantina altına alma gibi yöntemlere başvurdu.

• DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, CNN’e göre 4 Şubat 2020’de, “Korku ve damgalamayı seyahat yasaklarıyla yaymayın” diyerek Çin’den gelen uçuşların durdurulmasının gereksiz olduğunu öne sürmüştü. Diğer ülkeler salgını durdurmak amacıyla Çin’e uçuş seferlerini durdurmaya ve seyahat yasağı uygulamaya başlamıştı.

• Gönderilen yardım malzemeleri hangi ülkeye gönderilmişse paketlerin üzerinde o ülkenin ruhunu okşayan sözler veya atasözleri yer aldı. Çin’in, Ermenistan’a gönderdiği yardım kutularının üzerindeki “Ağrı Dağı” mesajı, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayması nedeniyle tepkilere neden oldu.

• Bütün bu olanların dışında birçok ülkede Çin kökenli bazı kişilerin virüsü etrafa yayarken yakalandığına dair haberler ve görüntüler gelmeye başladı. Tayland’da Çin istihbarat ajanı olduğu iddia edilen bir şahıs virüsü insanların en çok dokundukları yerlere bulaştırmaya çalışırken, güvenlik ekipleri tarafından düzenlenen operasyonla suçüstü yakalandı. Ayrıca, Covid-19 tüm dünyada hızla yayılırken, Çin malı veya bu ülkeden tedarik edilen sağlık ekipmanlarıyla ilgili çarpıcı yeni gelişmeler yaşandı. Zaten bozuk veya hatalı sonuçlar veren hızlı tanı kitleri üzerinde koronavirüs tespit edildi. Çin’den çekildiği tespit edilen bazı maske üretim tesislerindeki görüntüler Çin’i ciddi olarak zan altında bırakacak cinstendi.

• Çin’in, küresel imajını düzeltmek için Wuhan’da zafer ilan etmesi, uçuşları tekrar açması akabinde yeni vakalarda yabancıları suçlamaya başlaması toplumda da karşılık buldu. Çin’e karşı yabancı düşmanlığı yapıldığı ithamları DSÖ tarafından dile getirilirken, Çin yönetimi gündeme getirdiği iddialarla kendi halkını yabancı düşmanlığına tahrik etti.

Pandemiyi fırsata çevirmek

Şu bir gerçek ki, bir taraftan DSÖ açıklamalarıyla krize ilişkin tedbirlerin zamanında alınmasını geciktirmesi, diğer taraftan da Çin’in çeşitli ihmallerle salgının önünün alınamamasına yol açması dünyada çeşitli tepkilere yol açmıştır. Ayrıca yukarıda ifade ettiğimize benzer şekilde başka ihmaller ve skandallar da Çin’in salgındaki sorumsuzluğunu ve ‘’belki de bizzat faili olarak sorumluluğunu’’ gözler önübe serebilecek niteliktedir. Nihayetinde, bugün dünyanın en büyük ve güçlü ekonomisi olma yolunda ilerleyen ve ‘’ABD’nin en fazla borçlandığı devlet’’ olan Çin Halk Cumhuriyeti, pandemiyi küresel ekonomik hegemonya için nihai fırsata çevirmeyi başarmıştır. Dünyanın bu durumu dengelemesi imkansızlaşırken, akla şu soru geliyor: Günümüzde, Konfüçyüsizm ve Maoizmin sentezi olarak gelişen yeni Çin Hegemonik distopya düzeni, rasyonalist Batı uygarlığına karşı politik ve ekonomik üstünlük sağlayabilecek mi? Bunu elbette zaman gösterecektir. Dolayısıyla dünyanın bu anlamda orta noktada bulunan ülkesi Türkiye, pandemi sürecinde başlayan bu yeni ve sonucu belirsiz hegemonya mücadelesi henüz nihayete ermemişken, küresel ittifaklarını gözden geçirmek, zamana ve koşullara göre yeni hamleler yapmak ve stratejilerini sürekli olarak güncellemek durumundadır.

umutsen91@outlook.com