Çözüm Süreci aşk fotoğraflarının arabı mı?

Prof. Dr. Mazhar Bağlı / KTO Karatay Üniversitesi
15.01.2022

HDP'li vekilin "meşhur" görüntüleri öğrencilik yıllarından kalma romantizme ve Çözüm Süreci'ne bağlaması aslında bize evvel emirde HDP/PKK çevrelerinin "Kürt meselesinin" çözümünden hem o zaman hem de şimdi tam olarak ne kast ettiklerini ve ne beklediklerini gösteriyor. Cidden kim Kürtçe'nin gelişmesini istiyor kim onun yozlaşmasını? Lafı uzatmaya ve dolandırmaya hiç gerek yok, Kürt dilinin iki büyük pınarı var: Dengbejler ve medreseler. Bu iki kaynağı kurutan HDP/PKK değil midir?



Terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonların birisinde etkisiz hale getirilen eli kanlı bir cani/teröristin cep telefonundan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını koruyan yüce mecliste olan bir kadın milletvekili ile samimi pozlarda çekilmiş fotoğrafları çıkıyor. Bu fotoğrafların bıraktığı izlenimlerden utanılması gereken bir sosyoloji adına orada olduğunu iddia eden vekil, kendisini savunan bir açıklamada bulunuyor. Açıklamasında o "meşhur" görüntüleri öğrencilik yıllarından kalma romantizme ve Çözüm Süreci'ne bağladı. Ama özellikle konuyu Çözüm Süreci'nin içinde şekillendirdi. Dahası o süreçte işlediği bu suçu (ve günahı) özellikle de iktidarın üzerine yıkmak için çok özel bir eğitim aldığı açıkça fark ediliyordu o metinde. Dahası iktidarın rakiplerine de çok özel malzemeler verdiğini düşünerek aklı sıra kendisini aklayacağını düşünerek dağa gitmemi siz istediniz demeye getirdi konuyu. Dahası yüce itibarına özel bir suikast yapıldığını hassaten vurguladı.

İşin özel hayatı ilgilendiren kısmı onların ailelerini ve temsilcisi olduğunu iddia ettikleri kitleyi ilgilendirir. Diğer kısma geçmeden önce açıklamada özellikle bahse konu edinilen "itibar suikastı" meselesine değinmek lazım.

Bölgede yaşayan ve bu örgüt ile aynı düşüncede olmayan ve aynı zamanda da bu meseleye ilgi duyan hangi fani bu şeref ve haysiyet yoksunlarının iftirasına uğramamıştır? Bilerek söylüyorum ki itibar suikastı ve haysiyet cellatlığı bu çetenin esas uzmanlık alanıdır. Bu konu ayrıca bir yazıda ele alınması gerekir ama biz esas konuya dönelim. Benim burada üzerinde durmak istediğim, bahse konu görüntüleri "Çözüm Süreci'nin" doğal bir yansıması olarak göstermesidir. Ki bu sürece bütün yüreği ile inanan ve hala da inanmaya devam eden birisi olarak yürütülen çalışmanın amacının ve içeriğinin bu ve bunun gibi kirli ilişkilere zemin hazırlamaya matuf olmadığını eğer söylemezsem ve konuyu dile getirmezsem kendi adıma söylemeliyim ki tarihi görevimi yapmamış olurum.

Ne bekledikleri görülüyor

Aslında bu açıklama bize evvel emirde HDP/PKK çevrelerinin "Kürt Meselesinin" çözümünden hem o zaman hem de şimdi tam olarak ne kast ettiklerini ve ne beklediklerini gösteriyor. Buna ilaveten bu meseleyi çözmeye matuf adım atan ya da yola çıkan herkesi daha önce kanlı cinayetlerle engelledikleri gibi yine aynı şekilde mutlaka bir yolunu bulup töhmet altında bırakacaklarını ve bir biçimde onları bu yola çıktıklarına da bin pişman edeceklerini ve bir daha hiç kimsenin bu konuda adım atmaması gerektiğini gösteren bir ifadeydi o kamuoyu açıklaması.

Yapılan açıklamanın ana fikrini "bize bir aşk" ortamı oluşturan iktidar partisinin bu durumdan utanması gerektiğini söylemeye kalkışmasıdır. Oysa o sürecin amacı bu topraklarda başka bir iklimin oluşturulmasıydı.

Öldürülen PKK'lı teröristle fotoğrafı ortaya çıkan HDP Milletvekili Semra Güzel.

Kandil'in resmi açıklaması

Burada hemen şunu belirtelim ki bu açıklama her ne kadar bir özel ilişkiye matuf yapılmışsa da o metin, örgüt jargonu ile söylemek gerekirse "partinin" kurumsal görüşüdür, Kandil'in resmi basın açıklamasıdır. En azından arkasında örgütsel bir destek olmadan ailesinden başka kimsenin adını duymadığı birisinin Diyarbakır gibi bu coğrafyadaki medeniyetin yapı taşlarından olan bir şehirden milletvekili seçilmesi mümkün olmayan bir şahıs kendi başına bir açıklama yapabilir mi? Asla.

Çözüm sürecine gelecek olursak; akademisyen bir sosyolog, siyasette başarısız olmakla beraber siyasete bütün kalbiyle inanan birisi olarak söylüyorum ülkenin en can yakıcı meselesinin barışçıl bir yol ile çözülmesi için atılan her adımın en az silahlı mücadele kadar kutsal ve önemli olduğuna inanıyorum ve önemsiyorum.

Konu herkesin malumu, terör bu ülkenin en önemli meselesidir. Ülkenin kendi coğrafyasında oyun kurucu bir aktör olmasına giden yolun üzerindeki en büyük engeldir. Entrikacı ittihatçılardan bu yana var olagelen devlet vatandaş bütünleşmesini engelleyen tek faktördür. Toplumsal birlikteliği ve barışı zehirleyen en kötü huylu mikroptur. Yürekleri delen acıların kaynağıdır.

Bu gerçekliğin farkında olan ve ülkesiyle ilgili büyük hayalleri olan bir lider olarak sn. Recep Tayyip Erdoğan, bu sorunu doğuran resmi ideolojiye, işin içindeki şeytani akıllara ve haydut devletlere rağmen kendi siyasi kariyerini ve geleceğini pey akçesi olarak ortaya koymak suretiyle çözüm için çabaladı.

Övünülecek gayret

Türkiye'yi büyütmek ve tam bağımsız bir ülke haline getirmek için yapılması gereken ilk iş, bu sorunu çözmektir. Onun da rüyası buydu ve bu amaca ulaşmak için mümkün tüm yollara başvurdu ama olmadı. Burada mahcup olunacak ve utanılacak bir durum yok aksine gururlanacak ve övünülecek büyük bir gayret var, bakmayın siz bugünlerde AK Parti çevrelerinin bu süreçten pişman olmuş veya utanıyormuş gibi davranmalarına, o cesaret ve kararlılık bu ülke siyaset tarihinin gördüğü en büyük projeydi. Ülkenin en kadim sorununu çözmek için gösterilen samimi çabayı suçlayanlar en basit ifadeyle kötü niyetlidirler.

Peki bu kötü niyetin varlığına gizli bir "okuma" ile mi varılmaktadır? Elbette hayır, bir sorunu çözmek için gösterilen çaba ile o sorunu meşrulaştırmak için gösterilen çabayı ancak ahlak ve niyet ilişkisini analiz eden "neşter" metaforu üzerinden açıklayabiliriz.

Bir cerrahın elindeki neşter ile bir caninin elindeki neşter aynı neşterdir. Ama elde bulundurma amaçları ile işlevleri tam tersidir. Çözüm sürecinde istihbarat elemanlarının ve kimi HDP vekillerinin terör örgütü yöneticileri ile görüşmesi bugün piyasaya dökülen o görüntülerle aynı başlık altında değerlendirilemezler. Keza bugün Türkiye içindeki networku çökertilmiş olan teröre destek olacak şekilde onun siyasi siyasi uzantısı ile ittifak etmek, siyasi destek sağlayacak görüşmeler yapmak veya açıklamalarda bulunmayı da o günkü görüşmelerle aynı başlık altında değerlendirmek yanlıştır, basit bir şark kurnazlığıdır. Konuyu buraya bağlayarak esas içerdiği sosyolojik gerçekliği gölgelemek istiyorlar ki bu konuda son derece mahir bir çete var karşımızda.

Diyarbakırlıların adını bilmediği ama onların vekili olan bu kadının o görüntülerini siyasi bağlamından çok sosyolojik göstergeleri ile okumayı bloke etmek için yapılan o açıklamada bana göre en dikkat çekici olan ifade ise "Bir Kürt kadın olarak bu iğrenç oyunlara bugüne kadar pabuç bırakmadım, bundan sonra da bırakmayacağımın bilinmesini isterim" cümlesidir. Elbette hepimiz HDP/PKK çevrelerinin "Kürt kadınları" bu tür görüntülerin ayrılmaz bir parçası haline getirme konusundaki başarılarını biliyoruz. Ve esasında işin dramatik olan kısmı da burası değil midir?

Bölge insanı çok uzun bir süre ulusalcı seküler resmi ideolojinin dönüştürücü gücüne kendi gelenekleri üzerinden direndi ve kendi etnik kimliğini de büyük oranda muhafaza edebildi. Ta ki PKK zuhur edene kadar. Örgütün bölgede neden olduğu dejenerasyonun en açık yansıdığı iki alan var, Kürtçe dili ve kadın meselesidir. Her iki alanı da bozguna uğratıp kendi ideolojik propagandasının ve terörist emellerinin sahası haline getirdiler. Resmi dili Türkçe olan terör örgütünün Kürtçe diye bir derdi olabilir mi? Bölge insanının sahip olduğu bütün kültürel değerlerin asıl taşıyıcı aktörü olan "anne"nin giyindiği bütün "kutsal kıyafetlerini" ve değerleri sözümona bir özgürlük havarisi olma adına üzerinden çekip alarak onları günü geçmiş kör bir ideolojinin nasıl birer kurşun askeri haline getirdiklerini çok iyi biliyorum.

PKK, yeryüzünde görebileceğiniz en büyük ifsat hareketidir. En başta da Kürtçeye ve Kürtlere karşı olan bir harekettir. Bölgenin en değerli aktörlerini "ihanet/itiraf" retoriği üzerinden hunharca katlederek tek varlık olmak adına söylemeyecekleri yalan, yapmayacakları bir ahlaksızlık yoktur. Bugün dünyada PKK terör örgütü kadar büyük bir kara propaganda aparatı yoktur. Bunun için her kes çok basit bir test yapabilir kendi kendisine. Ülkedeki siyasi amblemi olmadan ve temsilcisinin yüzü gizlenerek dinlediğimiz bir propaganda konuşmasında eğer muhatabınız bütün konuşmasını "demokrasi ve barış" kavramları üzerine kurmuşsa ilk akla gelen onun bir PKK/HDP'li olduğudur. Peki yaptığı tek işin hunharca cinayetler işlemek olan bir yapının son derece ulvi bu insani değerlerle anılması gayri nizami harp taktiklerinden başka ne ile mümkün olabiliyor bu?

Kürtçenin önündeki engeller

Kürtçeye gelince, cuntacı vesayetçilerin ve ulusalcı faşistlerin yasaklarına rağmen bölge insanı kendi anadilini konuşmaya devam etti. Daha sonra AK Parti iktidarları da bu dili kamunun içine dahil etti. Kürtçenin önündeki tüm engelleri kaldırdı. Üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri kuruldu ve TRT, KURDİ adıyla yayın yapan bir kanal açıldı ama HDP/PKK onu Türkçe sloganlarla Diyarbakır sokaklarında protesto etti.

Şimdi soralım, kim Kürtçenin gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunuyor, kim onu engelleyip rafa kaldırıyor? Benim çocukluğumda kırsalda yaşayan insanlar, aslını kaybetmiş görünme korkusuyla hanelerinde Türkçe konuşmaktan ar ederlerdi. Ama bugün PKK'nın Ulusalcı Kemalist ideolojik propagandası sayesinde hiç birimizin hanesindeki çocukları büyük anne ve büyük babalarıyla aynı dili konuşamıyorlar. Şimdi soralım cidden kim Kürtçenin gelişmesini istiyor kim onun yozlaşmasını? Lafı uzatmaya ve dolandırmaya hiç gerek yok, Kürt dilinin iki büyük pınarı var, Dengbejler ve medreseler. Bu iki kaynağı kurutan HDP/PKK değil midir?

Ez cümle bu ülkenin tam bağımsızlığı, kalkınmışlığı, özgür ve müreffeh olması en büyük romantik ütopyamızdır. Ve bana göre ülkenin bu konuma ulaşmasında ki en büyük engel ise terördür, etnik ayrımcılıktır. Bu gaye ile atılan her adım insana ancak gurur verir. Ki kendi adıma çözüm sürecini hayata geçiren AK Parti'de siyaset yapmaktan büyük bir şeref ve gurur duyuyorum.

Bu projenin beklenen sonucu vermediği iddialarının da yersiz olduğunu vurgulamak isterim, en azından insanlar, bu eli kanlı çetenin asıl niyetinin ne olduğunu bizzat deneyimleyerek gördü. Ki az önce de vurgulamıştım, örgütün en büyük gücü kara propagandadır. Onun söylemini yapı sökümüne uğratan her adım kıymetlidir değerlidir. Toplumsal kabullerin dışındaki pervasızlıklarını bile o sürece bağlamaları onların kirli yüzünü örten maskeleri düşürmeye yeter sanırım. Bu arada CHP'nın de bu fotoğrafları o sürece bağladığına ilişkin açıklamaları sizin de kulaklarınıza çalınmıştır sanırım ama ben onları bu konuda dikkate değer bir aktör olarak görmüyorum, zira sahibinin sesi olmanın ötesinde bir iradeleri söz konusu değildir. Oslo Görüşmeleri, Habur Girişi, İmralı'da kurulan Masa ve diğer tüm çabalar tek bir gaye içindi; kan akmasın ülkenin kardeşliği zehirlenmesin. Bu adımları atanlara laf eden çevreler bu süreci kanlı cinayetlerle engelleyen eşkıyalarla sarmaş dolaş arzı endam ediyorlar siyaset arenasında. O sürecin tanığı olarak söylüyorum, HDP/PKK'ya sözüm ona bir soruna binaen var olduğunu iddia edip ona siyasi ortaklık teklif edenlerin hiç birisi o dönem atılan adımları onaylamıyordu. Bu karşı çıkış, yürütülen projenin kalıcı bir çözüm ile neticelenmesinden duyulan korkudandı. Lütfen hatırlayın, bu fotoğraf karesi üzerinden çözüm sürecini mahkum eden ve haydi gelin Kürt meselesini mecliste çözelim diyen partinin ideologları o dönemde Kandil'deki terör baronlarının huzuruna çıkıp onlara bağlılık sunup aynı zamanda el pençe divan durup "sakın silah bırakmayın aman ha çatışmalardan vazgeçmeyin bak sigara izmariti bile atılmayan bir medya savunma alanı kurmuşsunuz ve bunlar sizin varlığınızın asil garantörleridir" diye nasihat ediyorlardı. Bir kez daha vurgulamak isterim ki o gün bu süreci başlatan iktidarın elindeki neşter vücuttaki cerahati akıtmak içindi bugün o neşteri eline alanlar toplumun yaşam kaynağı olan kanı akıtmak için kullanıyorlar.

Ey vekil, hanımefendi! Siz çözüm sürecini yanlış anlamışsınız. O süreç, siz dağa gidip eşkıyalarla aşk yaşayasınız diye diye başlatılmadı!

[email protected]