DAEŞ’in teolojisi

Doç. Dr. Cengiz Tomar / Marmara Üniversitesi
01.08.2015

Hz. Ali ile Muaviye arasında siyasi sebeplerle çıkan savaşta Hariciler dini metinleri bağlamından kopararak zahiri manasını kullanan ilk grup olarak tarih sahnesine çıkmış ve kendilerinden olmayan herkese kafr diyen ilk zümre olmuştur. Günümüzde de Neo-Harici olarak nitelendirilen DAEŞ benzeri gruplar dini argümanları tarihi bağlamından bilinçli bir biçimde koparıp ve hatta tahrif edip, seçmeci bir yaklaşımla özellikle dini bilgisi zayıf gençler arasında çok etkili olmaktadır.



Tarih boyunca insanları toplumsal hareketlere yönlendirmek için din en işlevsel enstrümanlardan biri olmuştur. İslam tarihi boyunca da aslında siyasi, iktisadi ve sosyal sebeplerle ortaya çıkan pek çok isyan ve kalkışma, genellikle dini bir kisveye büründürülerek ve birçok paravan unsur kullanılarak, insanları daha etkin bir biçimde harekete geçirmek amaçlanmıştır. Dördüncü halife Hz. Ali ile Emevilerin kurucusu Muaviye arasında siyasi sebeplerle çıkan savaşta Hariciler dini metinleri bağlamından kopararak zahiri manasını kullanan ilk grup olarak tarih sahnesine çıkmış ve kendilerinden olmayan herkesi kâfir olarak yaftalayan ilk zümre olmuştur.  Günümüzde de Neo-Harici olarak nitelendirilen DAEŞ benzeri gruplar dini argümanları tarihi bağlamından bilinçli bir biçimde koparıp ve hatta tahrif edip, seçmeci bir yaklaşımla kullanarak özellikle dini bilgisi zayıf gençler arasında çok etkili olmaktadır. Gelin Hilafet, Cihat, Tekfir ve Hicret gibi İslami kavramları İŞİD’in nasıl kullandığını ve bu kavramların gerçekte nasıl değerlendirilmesi gerektiğine bir göz atalım.

İslam rahmet dinidir

Her şeyden önce barış manasına gelen İslam öncelikle bir rahmet dinidir. Hz. Peygamber de “(Ey Muhammed) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya, 107)” ayetinde ifade edildiği gibi sürekli savaş etmesi için dünyaya gönderilmemiş bilakis sahih hadiste “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) buyurarak risalet ve nübüvvetin misyonunu özetlemiştir. İŞİD’in dergi, web siteleri ve yayımlanan hutbelerinde ravi zinciri (hadisi nakleden şahıslar arasındaki ilişki) zayıf olan; sadece tarihi ve bir döneme veya olaya özel olan; geçerliliğini yitirmiş (mensuh) bir hadisi sıklıkla kullandığı görülmektedir. “Son saatin (ahir zaman) işareti olarak kılıçla gönderildim” hadisini hutbelerinde ve yayınlarında sürekli olarak kullanan DAEŞ, ravi zinciri zayıf dolayısıyla sahih olmama ihtimali mevcut ve sadece tek bir özel olay üzerine söylenmiş (sebeb-i vürud)bu hadise karşılık Allah’ın rahmetinin büyüklüğüyle alakalı Kur’an’da pek çok ayet bulunduğunu gözardı etmektedir (Kehf 58, Araf 156, Mü’min 7, Yusuf 87, Zümer 53, En’am 54).

Müslümana karşı cihat

DAEŞ’in yayın organlarında sürekli olarak kullandığı önemli kavramlardan biri olan Cihad da üzerinde durulması gereken önemli İslami terimlerdendir. Kur’an’da pek çok ayette geçen cihadın asla bir Müslüman’a karşı yapılamayacağı açıkça bilinmektedir. Müslüman olmayanlara karşı yapılacak olan cihad da pek çok şarta bağlanmıştır. Gayrımüslümlere karşı yapılacak cihatta da sadece Müslümanlara karşı savaşanlar hedef alınır. Çatışmalarda bulunmayanlar, din adamları kadınlar ve çocuklar cihadın bir parçası olamaz. Bunun dışında “savaş” anlamına gelen küçük cihadın dışında bir de insanın kendi nefsine (egosuna)  karşı yaptığı büyük cihad bulunmaktadır. İslam’da cihad bir savunma, güvenlik ve barışı koruma aracı olarak değerlendirilmiştir. İslam’a, dini metinlere ve tarihe bütüncül olarak yaklaşıldığında cihadın (savaş) bir amaç olmayıp barışı ve güvenliği korumak amacına yönelik bir araç olduğu anlaşılır. Nitekim vatan savunması herkesçe kabul edilen cihadın en kutsal şeklidir. Halbuki DAEŞ kendinden olmayan bütün Müslümanları önce tekfir edip, kendisine saldırmayan pek çok masum insana, sebeb-i nüzûlü ile ilgisi olmayan tarihi bağlamından koparılmış birkaç cihad ayetini seçmeci bir biçimde kullanarak devamlı bir saldırı içindedir.

Müslümanlar açısından cihadın bir amacı olmak zorundadır. Bu da sadece kendileriyle savaşanlarla savaşmaktır. Bu ayetle belirlenmiştir “Kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihada izin verildi” (Hac, 39). Bu ayet Hz. Peygamber ve Müslümanların on üç yıl boyunca işkence ve zulme mazur kalmalarının ardından inmiştir. Burada zulme ve işkenceye uğrayanlara dini özgürlüğü sağlamak, çıkarıldıkları vatanlarına geri dönmek ve güvenlik nedeniyle cihada izin verildiği açıkça görülmektedir. Cihad saldırganlıktan ziyade hukuku, can ve mal güvenliğini ve vatanı savunmak amacıyla yapılır. Bakara suresindeki “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar savaşın” 193. Ayet Müslümanlara karşı savaş açılmasıyla alakalıdır. Aksi halde sürekli savaş yapılmak zorunda kalınırdı ki Hz. Peygamber de sürekli olarak savaşmamıştı. İslam’da savaş sıkı kurallara bağlanmıştır. Savaşta kalleşlik, sakatlama, çocukların öldürülmesi yasaklanmış;Müslümanlarla savaşmayanlara, din adamları, zayıflar, kadınlar ve  çocuklara ilişilmemesi; Hayvanların öldürülmemesi ve hatta ağaçların kesilmemesi ayet ve hadislerle men edilmiştir. Esirlerle ilgili olarak  “Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin” (Muhammed, 47). “Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler” (İnsan, 8) nazil olan ayetler zaten esirlere nasıl muamele edileceğini açıkça belirlemiştir.

Tekfir yani Müslümanları kafir ilan etmek DAEŞ ideolojisinde önemli yer tutmaktadır. Bu konuda İslam’ın tavrı gayet açıktır. Her ne sebeple olursa olsun “Allah’tan başka ilah yoktur ve Hz. Muhammed O’nun elçisidir” diyen kişi kendi beyanının dışında hiç bir şekilde kâfir ilan edilemez. Nisa suresinin 94. Ayeti “Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin.” bunu çok güzel ifade eder. Hz. Peygamber de “Allah’tan başka ilah yoktur diyenin hesabı Allah iledir” (Buhari, Cihad, 2946) buyurmuştur. Kısaca İslam’a göre bir kişi “Lailahe illallah” diyorsa Müslüman kabul edilir. O nedenle bir Müslümanın öldürülmesi, köle yapılması ve mallarına el konulması kesinlikle mümkün değildir. Bu nedenle bir insana DAEŞ’in yaptığı gibi”namazın rekatları kaçtır?” diye sorularak bilemediğinde öldürülmesi asla İslam hukuku ile bağdaşmaz. Bilakis “Kim kardeşine inançsız (kafir) derse o gerçekten kafirdir” (Buhari, Adab, 6104). Nitekim Hz. Peygamber münafıkları bildiği halde onların yaşam haklarına tecavüz etmemiştir. Ezidiler ve Mecusiler gibi zümreler de dahil olmak üzere Gayrımüslimlerin Müslümanlarla savaşmadıkları halde öldürülmeleri ve köle edinilmeleri İslam hukukuna göre mümkün değildir (Mümtehine 8, Tevbe, 29,  Hac. 17). İslam’ın temel amaçlarından olan “kula kulluk” manasına gelen kölelik Müslümanların bir uygulaması olarak tedrici bir biçimde ortadan kaldırılmıştır ve tekrar geri döndürülmesi mümkün değildir. (Beled 12-14, Mücadele, 3)

Bilindiği üzere Ebubekir el-Bağdadi 2014 yılında kendisini halife olarak ilan etti. Halbuki halifelik bir kişinin kendi kendisini ilan etmek suretiyle kazanabileceği bir sıfat değildir. Bilakis bir insanın halife olabilmesi için gerekli şartları taşıması ve halifeliğinin ümmetin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmesini gerektirir. İkinci halife Hz. Ömer ‘Her kim Müslümanlara danışmadan bir insana biat etmeyi vaat ederse kendini kandırmış olur” demektedir. Zira bu şekilde herkes kendisini halife ilan edebilir ve bu da Müslümanlar arasında fitneye (karışıklığa) sebep olur.

Hz. Peygamber’in 622’de Mekke’li Müşriklerin baskısı sonucunda Medine’ye göç etmesinde sembolleşen Hicret kavramı da DAEŞ tarafından sıklıkla kullanılmakta ve Dünyadaki tüm Müslümanlara Irak ve Suriye’de kendi kontrolerindeki topraklara göç ederek cihad etmelerinin zorunlu olduğu ilan edilmektedir. Halbuki Hz. Peygamber “Fetih’ten (Mekke’nin) sonra hicret yoktur” buyurmuştur

(Buhari, Cihad, 2783)

Yapılması gereken

Yerimizin yetersizliği nedeniyle Yukarıda DAEŞ tarafından suistimal edilen kavramlardan sadece bir kaçına değinebildik. Örneklerden çok kolayca anlaşılabileceği gibi DAEŞ, ayet ve hadisleri, tarihi ve dini bağlamından seçmeci ve faydacı bir biçimde kendisine yarayan çok istisnai, tarihsel ve bir olaya özel uygulamaları çıkararak kullanmakta ve dinin inceliklerine vakıf olmayan gençleri bu argümanlarla gelişmiş medya, internet ve propaganda araçlarını çok iyi bir şekilde kullanarak çok rahatça etkileyebilmektedir. Yapılması gerekenlereden biri de bu propagandalara karşı İslam dininin bütüncül ve gerçek yorumlarını içeren bir karşı-propaganda atağıdır. Ancak şu ana kadar İslam Dünyasının bu konuda çok başarılı olduğunu, hatta bu ihtiyacı hissettiğini söylemek mümkün değildir.

cengiztomar@hotmail.com