Darwin evrimi Müslüman âlimlerden öğrendi

Cemal Aydın / Mütercim
22.01.2022

Eski dönemin İslâm âlimlerinden bazıları Darwin'in evrim teorisine benzer görüşleri açık ve net olarak savunmuşlar. Elbette bunu şimdiki gibi fosilleri inceleyerek değil, evrendeki yaratılışın safha safha geliştiğini dikkate alarak ve akıl yürüterek yapmışlar. Onlar, şu âyetin evrendeki belli bir oluşum ve gelişime işaret ettiği kanaatine varmışlardır: "Biz sizi evrelerden geçirerek/aşama aşama yarattık!" (Nuh, 71/14.) Gazzâlî Hazretleri, El-Münkız Mine'd-Dalâl'de "Sizin hiç bilmediğiniz bir konuda âlimler önemli bilgilere ulaşmışlarsa, onların görüşlerini toptan ve kesin olarak reddetme yoluna gitmeyin! Öyle yaparsanız, onlar sizin dininizin hak din olduğundan şüpheye düşer ve reddederler!" meâlinde bizlere çok önemli bir uyarıda bulunur. İbn Tufeyl'in Hayy bin Yakzân kitabının giriş kısmında, insanın oluşumu konusunda öyle şeyler anlatılır ki bugün bir İslâm ülkesinde birileri onu söyleyecek olsa, derhal kâfir ilân edilir.



Mukaddime'yi tercüme ederken İbn Haldun'un evrim teorisini andıran şu ifadelerine rastlamıştım:

"Sonra da şu yaratılış âlemine bir bakalım! Bu yaratılış, minerallerle başlar ve yavaş yavaş takdire şayan bir şekilde bitkilere ve sonra hayvanlara yükselir. Minerallerin son düzeyi, bitkilerin ilk düzeyine bağlanır, bu düzeyde tohumsuz otlar ve bitkiler yer alır. Bitkilerin son düzeyi -hurmalar ve üzüm asmaları-, hayvanların ilk düzeyiyle, yani sadece dokunma duyusu olan salyangoz ve sedeflerle bağlantılıdır. Kullandığımız bağlantı kelimesi, her bir grubun son seviyesinin, kendisinden sonraki grubun birincisi olmaya mükemmel bir şekilde hazırlandığı anlamına gelir. Canlılar âlemi daha sonra gelişir, türleri artar ve yaratılışın kademeli ilerleyişinde, tefekkürle ve eyleme yönelik düşünceyle donatılmış insanda doruk noktasına ulaşır. İnsanî düzeye maymunlar âleminden sonra erişilir. O âlemde zekâ ve algıya rastlanır, fakat tefekküre ve eyleme yönelik düşünce seviyesine henüz ulaşılmamıştır. Bu yetenekler ancak insanın düzeyi olan bir sonraki düzeyin başında görülür. Yaptığımız gözlemlerin erebildiği nihâî nokta budur." (İbn Haldun, Mukaddime: Evrensel Tarihe ve Toplum Bilimlerine Giriş, s. 146, Timaş Yayınları)

İşte bu ifadelere rastlayınca, kendi kendime "İbn Haldun, bunu kendi kafasından uydurmuş olamaz, mutlaka bir geçmişi vardır. Demek ki İslâm âlimleri bu konuda daha önce bu türden görüşler ortaya atmışlar. Tercümeyi bitirdikten sonra bu meseleyi bir araştırayım!" demiştim.

Yaratılışın safhaları

Araştırdım ve gördüm ki eski dönemin İslâm âlimlerinden bazıları Darwin'in evrim teorisine benzer görüşleri açık ve net olarak savunmuşlar. Elbette bunu şimdiki gibi fosilleri inceleyerek değil, evrendeki yaratılışın safha safha geliştiğini dikkate alarak ve akıl yürüterek yapmışlar. Onlar, şu âyetin evrendeki belli bir oluşum ve gelişime işaret ettiği kanaatine varmışlardır: "Biz sizi evrelerden geçirerek/aşama aşama yarattık!" (Nuh, 71/14.)

Öncelikle bir hususu açıklayalım: Bazı İslâm âlimleri, dünyamızın 7 ilâ 10 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ileri sürmüşlerdir. Onlar bu bilgiyi ne Kur'ân'dan ne de Peygamberimiz aleyhisselâmın hadislerinden almışlardır. Onların dayanakları, daha doğrusu kaynakları İsrâiliyyât'tır, yani Yahudilik ve Hıristiyanlık'tan İslâm kaynaklarına geçtiği kabul edilen bilgilerdir. O yüzden İslâm'a göre dünyanın şimdiye kadarki ömrü şu kadardır demenin dinî hiçbir delili yoktur. Bu İsrâiliyyât iddiasından tamamen farklı bir bakış açısı taşıyan ve keşf sahibi olan (yani kalbini arındırmak suretiyle gayb âlemini ve bu arada varlık âleminin yaratılışını ve sırlarını gören) Muhyiddin ibn Arabî Hazretleri, bambaşka ve çok şaşırtıcı bir rakam verir. Onun verdiği bu rakam, bir bakıma kabul görebilir ve doğru olduğu sayılabilir. Muhyiddin ibn Arabî'nin, bundan neredeyse sekiz yüz sene öncesinde, dünyamızın o âna kadarki ömrü hakkında verdiği rakam şudur: 2 milyar 319 milyon yıl. Bu rakama baktığımızda anlıyoruz ki: İbn Haldun, yukarıda geçen "Bu yaratılış, minerallerle başlar ve yavaş yavaş takdire şayan bir şekilde bitkilere ve sonra hayvanlara yükselir" ifadesiyle, yaratılışın bir anda olmadığına, şu veya bu sayıda canlı türünün damdan düşercesine ortaya çıkmadığına, zamanla gelişe gelişe oluştuğuna dikkat çekiyor.

Kur'ân'da sekiz kadar âyette geçen "Kün fe yekûn!" ifadesi, meâllerimizin çoğunda "Ol der ve olur; ol der ve hemen oluverir" diye tercüme edilirken bazı meallerimizde "Ol der, o da hemen olmaya başlar/oluşmaya başlar" gibi anlamlar veriliyor ki Allah'ın yaratma kanununa (sünnetüllaha) uygun düşen de budur. Çünkü bu kanuna göre, bir şey hemen ânında, yani bir anda değil, belli evrelerden sonra meydana gelir. Aslında "Kün fe yekûn!" ifadesine, "Ol der ve mutlaka olur!/Ol der, o da mutlaka olur!" anlamı verilse çok daha yerinde olur. Bu konuda en iyi misal, Hz. İsa'nın yaratılışından bahseden Âl-i İmrân suresinin 47. âyeti ile Meryem suresinin 18'den 24'e kadar olan âyetleridir. Nitekim 47. âyetteki o "Ol!" emrinin hemen o anda değil, belli bir süreç içinde, yani dokuz ay on günlük bir sürede gerçekleştiğini görürüz.

Darwin öncesi evrimcilik/prédarwinisme diyebileceğimiz türden görüşlere, pek çok İslâm âliminde rastlarız. Nitekim Darwin de zaten evrim meselesini ilk defa Müslüman âlimlerden öğrenmiştir. Darwin aile mesleği olan doktor olduktan sonra bir ameliyatın ardından tıptan nefret eder, bunalıma girer. Cambridge Üniversitesi'nin İlâhiyat Fakültesine devam eder. Karşılaştırmalı Dinler Tarihi dersini takip ederken İslâm'la karşılaşır ve İslâm'ı yakından bilip tanımak için de Arapça öğrenir. Hem de hocasına Arapça mektup yazabilecek kadar çok iyi öğrenir. Hocası kendisine İhvân-ı Safâ'nın Risaleleri ile İbn Miskeveyh'in El-Fevzü'l-Asğar kitabından da parçalar okutur. Darwin evrim konusundaki ilk ilhamını bu iki kaynaktan alır. Kafasında çakan bu ilk şimşekten sonra harekete geçer. Yaptığı uzun seyahat, araştırma ve gözlemler sonucunda da evrim teorisini ortaya atar.

Darwin ateist değildi

Darwin'in kendisi ateist olmadığı, evrim teorisini, Allah'ı asla inkâr için değil de, sadece yaratılış sürecini ve varlık âleminin geçirdiği evreleri göstermek gayesiyle ortaya attığı hâlde, maalesef bazı ateist evrimciler, onun teorisini tamamen din dışı, Allah'ı reddeden, rastlantıyı esas alan bir teoriye dönüştürdüler. Böylece Batı âleminde bir din ve bilim çatışması meydana getirdiler.İslâm dünyasında ise, bu konuda daha önce böyle bir çatışma olmadı. Evrim teorisi denebilecek görüşler Darwin'den bin sene kadar önce İhvân-ı Safâ ve İbn Miskeveyh başta olmak üzere pek çok İslâm âlimi tarafından ileri sürüldü ve hiçbir Müslüman âlim de onları kâfirlikle itham etmedi.

Farklı görüşlere saygı vardı

İbn Tufeyl'in Hayy bin Yakzân kitabının giriş kısmında, insanın oluşumu konusunda öyle şeyler anlatılır ki bugün bir İslâm ülkesinde birileri onu söyleyecek olsa, derhal kâfir ilân edilir.

İslâm'ın o altın çağları, düşünce hürriyetinin zirvede olduğu, herkesin görüşünü rahatça söyleyebildiği çağlardı. O dönemlerde hiçbir âlim, "Falan kişi böyle diyorsa, kâfirdir!" demeyi dinen uygun bulmazdı. Farklı görüşlere saygı duyulurdu. İslâm'ın altı çağları, işte öylesi bir hürriyet ortamında dünyaya ışık saçtı. Hangi bilim dalında olursa olsunlar o çağlardaki âlimlerin hepsi de hâfızdılar. İnsanın evrimleşerek ortaya çıktığını ileri süren o hâfız âlimler, elbette ilk insanın yaratılışıyla ilgili Kur'ân âyetlerini diğer âlimler ve bizler kadar çok iyi biliyorlardı. Onlar ortaya attıkları evrim görüşüyle söz konusu âyetleri kesinlikle inkâr etmiyor, sadece Kur'ân'da sözü edilen o yaratmanın çok uzun süren bir dönemi kapsadığını, dolayısıyla insanın gelişiminin, yani insanın insan olarak ortaya çıkışının hayli zaman aldığını ileri sürüyorlardı.

Hazreti Mevlâna'nın yaşadığı dönemlerde de insanın evrimleşerek geliştiği görüşü hiç yadırganmamıştı. Kendisine şöyle bir soru yöneltilmişti: "Kur'ân'da şu âyet var: "Rabbin meleklere: Bakın, Ben yeryüzünde ona sahip çıkacak birini yaratacağım! demişti. Onlar da: Seni övgüyle yüceltip takdis eden bizler dururken, orada bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler." (Bakara, 2/30). Söyler misiniz: Hz. Âdem o sırada henüz yaratılmadığına göre, melekler insanoğlunun bozgunculuk yapacağını ve kan dökeceğini nereden biliyordu?" Şu cevabı verdi Hazreti Pîr: "Melekler, akıl ve mantıklarını kullanarak o insanın ve ondan türeyen insanların dünyalı olacağı, dolayısıyla ister istemez hayvan niteliği taşıyacağı, hayvandan da kesinlikle o türden (bozguncu, kan dökücü) davranışların ortaya çıkacağı kanaatine varmışlardı." Bu cevaptan sonra Mevlâna, canlılar âleminin aşama aşama nasıl geliştiğini anlatır. (Fîhi Mâ Fîh, s. 308, Timaş Yayınları)

Mesnevî'sinde de şöyle der: "Ben cansız varlıkken öldüm ve bitki oldum / Bitkiyken öldüm, hayvan suretinde zuhur ettim / Hayvanlıktan da geçtim, hayvanken de öldüm de insan oldum / Artık ölüp de yok olmaktan ne korkayım? / Bir hamle daha edeyim, insanken öleyim de melekler âlemine geçip kol kanat açayım..." (Mesnevî, 3/3901 ve devamı ve 4/3657 ve devamı)

Hazreti Mevlâna, şu âyetten hareketle bir uyarı da yapar: "Elbette sizler hâlden hâle geçirileceksiniz. Peki, onlara ne oluyor da (öteki dünyaya) inanmıyorlar? (İnşikâk, 84/19-20). Yüce Allah bu düzeyleri, daha kat edilecek diğer düzeyleri kabul edesin diye gösterdi. Sen inkâr eder de 'Varoluş bundan ibarettir!' dersin diye sonra kat edilecek olanları sana göstermedi." (Fîhi Mâ Fîh, s. 38, 39, Timaş Yayınları)

Gazzâlî'nin uyarısı

Bizler o altın çağları ve tefekkür gücümüzü kaybettiğimiz için son derece hoşgörüsüz bir hâle geldik, çok katı bir bağnazlaşma yoluna girdik ve bundan bir türlü yakamızı kurtaramıyoruz.

Gazzâlî Hazretleri, El-Münkız Mine'd-Dalâl'de "Sizin hiç bilmediğiniz bir konuda âlimler önemli bilgilere ulaşmışlarsa, onların görüşlerini toptan ve kesin olarak reddetme yoluna gitmeyin! Öyle yaparsanız, onlar sizin dininizin hak din olduğundan şüpheye düşer ve reddederler!" meâlinde bizlere çok önemli bir uyarıda bulunur. Biz Müslümanlar bu uyarıyı dikkate alsak çok isabetli olur kanaatindeyim.

[email protected]