Demokratik denetim ve STK'lar

Dr. Ülkü Nur Zengin / Polis Akademisi Öğretim Üyesi
30.07.2022

Yönetimi denetlemede bilinçli ve duyarlı bir kamuoyu oldukça etkili bir araçtır. Etkili bir kamuoyunun varlığı, diğer denetleme yollarına daha az başvurulmasına da neden olabilmektedir.



Devletleri ortaya çıkaran temel nedenlerden birinin de vatandaşlarının menfaatlerini korumak olduğu ileri sürülmektedir. Bu fikir üzerinden devletin yetkilerinin sınırlandırılması gerekliliği her dönemde savunulan bir görüş olmuştur. Özellikle modern devlet anlayışıyla uygulamaya geçen bu düşüncenin yansıması ise denetim mekanizmaları olarak ortaya çıkmaktadır. Güçler ayrılığı ilkesinin yaygın olarak uygulanmasıyla üç temel devlet erki olan yasama, yürütme ve yargının birbirleri üzerindeki denetimi de kurumsal bir yapıya dönüşmüştür. Ancak bu denetime ilaveten özellikle 1800'lü yıllardan sonra "kamuoyu" dediğimiz halkın tepkilerini doğrudan ortaya koyması ile oluşan denetim mekanizması da her geçen gün etkisini artırmaktadır. Yönetimi denetlemede bilinçli ve duyarlı bir kamuoyu oldukça etkili bir araçtır. Etkili bir kamuoyunun varlığı, diğer denetleme yollarına daha az başvurulmasına da neden olabilmektedir. Etkili bir kamuoyunun varlığının bilinmesi, yönetimi yasalara uygun davranılması konusunda daha dikkatli olmaya itmektedir.

Direnme noktaları

Demokratik toplumlarda kamuoyunun ve medyanın birlikte hareket etmeleri halinde hükümetleri denetleme fonksiyonu yerine getirmektedirler. Bu aynı zamanda vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmelerini de sağlamaktadır. Kamuoyu ile ilgili yapılan çalışmalar sonucunda toplumda serbest, başkalarının etkisi altında kalmadan bir kamuoyunun oluşabilmesi için bazı şartların oluşması gerektiği ortaya konulmuştur. (i) Ortada bir sorun olmalı ve bu sorun etrafında bireylerin karşılıklı çıkarları yer almalıdır. (ii) Kamuoyunun oluşabilmesinin ikinci koşulu bağımsız kitle iletişim araçlarının var olmasıdır. (iii) Kamuoyunun oluşabilmesi, var olan sorunla ilgili olayları tarafsız bir şekilde topluma aktaracak örgütlerin bulunmasına da bağlıdır. (iv) Kamuoyunun oluşabilmesinin bir başka koşulu da, ortaya çıkan sorun karşısında hükümet, siyasi iktidar, parlâmento, bakanlık gibi kamu otoritelerinden oluşan bir direnme noktasının bulunmasıdır. Direnme noktaları olmadan kamuoyu oluşmayacaktır. Kamuoyunun oluşmasında tutumlar ve kanaatler gibi psikolojik faktörler; gruplar, baskı grupları, kanaat önderleri, kültürel yapı, hukuki ve sosyal ortam gibi kurumların etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Hiç şüphesiz günümüzde kamuoyu oluşturmak için kullanılan araçların başında ise kitle iletişim araçlarının tamamını kapsayan medya gelmektedir. Gündemi belirleyen konuların ve tartışmaların seçimi, medya tarafından yapılmaktadır.

Sağlıklı bir kamuoyunun oluşması için en az medya kadar önemli olan diğer şart ise örgütlü bir toplumun varlığıdır. Demokrasi için gerekli koşullardan biri, farklılıklar temelinde örgütlenme özgürlüğüdür. Sivil toplumun örgütlü olmadığı bir toplumda, bireylerin siyasal iktidarın karar ve eylemlerine karşı taleplerini, sonuç doğuracak şekilde, aktarmaları zordur. Bundan dolayı, örgütlenmenin önünün açık olması gerekmektedir. Toplumsal farklılıklar, örgütlenmeye dönüşmeden sivil toplum ve demokrasi için bir anlam ifade etmez. Sivil toplum olarak ifade edilen bu alan, toplumsal sorunlara etkili ve uzun-dönemli çözüm bulma sürecine aktif olarak katılan, bu temelde de siyasi aktörleri bu çözümleri yaşama geçirecek politikalar üretmeye yönlendirmek için çalışan farklı gönüllü örgütlerin devlet dışında kurduğu ortak alandır. Bu tanımlama günümüzde sivil toplum kavramına yüklenen değer ve sorumlulukları da kapsayıcıdır. Bu tanım çerçevesinde, birincisi; sivil toplum, sorunların çözümünde etkili bir aktör olarak görülmekte, ikincisi; sivil toplumun sorunların çözümünde, devlet ile işbirliği yapabileceği ifade edilmektedir. Üçüncüsü de; sivil toplumun bir yandan bireylerin aktif bir şekilde siyasal katılımını sağladığı düşünülürken, diğer yandan da, farklı inanç ve düşüncedeki toplumsal kesimlerin demokratik kültür içinde birbirlerini hoş görmelerine imkân sağladığı kabul edilmektedir.

Yeterli STK var mı?

Bütün bu bilgiler ışığında Türkiye'ye baktığımızda sağlıklı bir kamuoyu oluşumundan bahsetmenin çok mümkün olmadığını görüyoruz. Bu aksaklığın yaşanmasına sebep olan zayıf halka olarak da STK'lar görülmektedir. Nitekim bireysel paylaşımların ön planda olduğu patronsuz medya dediğimiz yeni medyanın da belli ilkeleri geliştirebilmesi ancak sivil toplum alanının gelişmesiyle mümkün görünmektedir. Türkiye'de ise STK'lar ile ilgili yaşanan iki temel problem bulunmaktadır: Yeterli sayıda sivil toplum kuruluşunun olmayışı ve var olan sivil toplum kuruluşlarının misyonlarına uygun hareket etmeyişi.

Ülkemizde sivil toplumun yeterince gelişmemiş olmasının birtakım sosyal ve siyasi nedenleri vardır. Özellikle STK'lara güven duyulmaması en önemli meselelerden biridir. Bu yüzden örgütlü toplum desteklenmeli, insanlar arasında yayılmaya çalışılan güvensizlik, ortak ve meşru hedefler çerçevesinde bir araya gelmiş bireyler tarafından aşılmalıdır. Toplumun inşası ve güçlendirilmesi için kullanılan ve demokratik yapının vazgeçilmezi olan STK'lar bireyler arasındaki ilişki ve güven düzeyinin de göstergelerinden biridir. Hayır, hayırseverlik, bağış, gönüllülük, sosyal sorumluluk, saygı, toplumsal miras ve çevre gibi faaliyetler, değerler ve bu değerlerin arkasındaki motivasyonları da kapsayan sivil toplum anlayışının Türkiye'de istenen gelişme düzeyinde olmadığı da açıktır.

Türkiye'de sivil toplum kuruluşları ile ilgili yaşanan ikinci problemin ise mevcut kuruluşların misyonlarına uygun davranmaması olduğunu söylemiştik. Bu durumun örneklerini öteden beri görmek mümkündür. 28 Şubat sürecinde 5'li Çete olarak nitelendirilen yapılar ülkede darbe yapanların destekçisi olmuşlardır. Ekonominin ciddi zarar gördüğü, çalışanların başta çalışma hakkı olmak üzere pek çok hakkının ihlal edildiği bu darbeye sözde hak savunucusu sendika ve odaların destek vermesi genel anlamda STK'lara olan güveni de sarsmıştır. Günümüzde faaliyet alanı ile hiç ilgisi olmamasına rağmen Türk Tabipler Birliği gibi bazı meslek örgütlerinin sınır ötesi operasyonlar gibi güvenliğe dair meselelerde açıklamalarda bulunması aynı zihniyetin devam ettiğinin işaretidir. Ancak bu tutum temelden yanlıştır. Sivil toplum örgütleri vatandaşların kendilerini ilgilendiren mesleki ya da özel ilgi duydukları alanlarla ilgili fikir beyan edebilecekleri siyaset dışı, ideolojik olmayan yapılar olmalıdır.

Sorunun boyutları

Sivil toplum alanında yaşanan bu sorunun toplumsal hayata dönük somut çıktılarından birkaçına değinmek, sorunun boyutunu anlamak için yerinde olacaktır. Taleplerini sivil toplum örgütleri üzerinden ya da başka mecralardan duyuramayınca tüm beklentiler siyasete yönelmektedir. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde ülkemizde olduğu kadar yüksek seçim katılım oranları görülmemektedir. Ülkemizde STK'lar yoluyla çözülebilecek konuların bile siyasallaşarak tartışma konusu yapılması olumlu bir durum değildir.

Siyasetin bu derece hayatın merkezine konuluyor olması zannedilenin aksine siyaseti de olumsuz etkilemektedir. Herkes, her konuda siyasetçilerin ön ayak olmasını beklemekte, hiçbir anlamı veya etkisi olmayacak konularda bile siyasi referanslar üzerinden ilerlemeye çalışmaktadır. Böyle bir sıkışmışlığın içerisinde gerçek misyonu genel politikalar üretmek ve uygulamak olan siyasi kurumların veya siyasetçilerin bireysel talepler ile ilgilenmek zorunda kaldıkları görülmektedir.

Ülkemizde yaşanan aşırı politize olma, tartışma zeminlerinin ideolojik nedenlerle etkin kullanılamaması gibi sağlıklı kamuoyu oluşumunun önündeki engellerin aşılması için toplumun kodlarında var olan sivil toplum örgütlenmelerinin desteklenmesi, bu konuda var olan engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Toplumda var olan düşünce ve beklentilerin ifadesi yoluyla vatandaşa nefes aldıracak olan STK'lar devletin yükünü de hafifletme potansiyeline sahiptir. Gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi de olan kişi başına düşen STK sayısının gelişmiş ülkelerdeki seviyelere çıkması daha sağlıklı bir toplum ve buna bağlı olarak da daha sağlıklı bir kamuoyu oluşumunun gereğidir. Bu konuda en büyük sorumluluk da mevcut STK'lara düşmektedir. Halkın güvenini yeniden tesis etmek STK'ların bulundukları yerin hakkını vermeleriyle, siyaset üstü tutum sergilemeleriyle ve kendi mensupları için doğru alanlar açmalarıyla mümkün olacaktır.

[email protected]