Derin HDP'nin kâbusu

Doç. Dr. Adem Palabıyık / Bitlis Eren Üni., Sosyoloji
30.04.2021

Bir toplumsal hareket olarak Diyarbakır Anneleri, örgütlü değildir ve birbirini tanıyan insanlardan oluşmamıştır. Tam tersine, birbirini tanımayan anne ve babalar, ortak bir amaç için, Kürt sorununda kendilerinin söz hakkı olduğunu söyleyen bir yapıya, yani HDP'ye karşı protesto kültürü geliştirmiştir. Diyarbakır Anneleri'nin ideolojisi mevcut değildir, yani anneler "ci-cu" ekleri ile mevcut toplumsal hareket içinde kodlanamamaktadır. PKK'nın imamları, ölenleri Kâbe'ye doğru değil Kandil'e doğru gömmüştür. Öcalan, hiçbir zaman Hz. Ebubekr, Hz. Ömer ve Hz. Osman'dan saygıyla bahsetmemiş ama Hz. Ali için İmam Ali ifadesini kullanmıştır. Çünkü PKK içindeki Alevileri küstürmeyi göze alamamıştır. Halbuki Kürt halkının inanç kökeni, PKK'nın yansıttıkları ile taban tabana zıttır. Özellikle bölgedeki medrese geleneği, Kürt halkı için oldukça mühimdir.



Marx'ın 'Komünist Manifesto' eserinin giriş cümleleri bizlere sosyolojinin hayaletlerle de devam ettiğinin en bariz örneğini sunar ve şöyle devam eder: "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor. Komünizm hayaleti. Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler: Papa ile Çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman polis ajanları". Marx'ın bahsettiği hayalet bütün Avrupa'yı korkutan ama gerçekte kendisini beden üzerinden varedememiş bir niteliğe sahip olan dönemin ideolojisidir. Hayalet kabusa dönüştükten sonra korku daha da artar ve karşıdakinin modus operandisini aksaklığa uğratarak neredeyse bir epistemolojik şizofreni yaşatır; bugün HDP'de olduğu gibi...

HDP'nin özellikle son iki yıldır izlediği siyasette ciddi travmaların olduğunu görüyoruz. Aslında bu travmaların sebeplerini araştırmak bizleri pek ilgilendirmiyor ama sözde Ermeni soykırımı meselesi ile alakalı yaptığı açıklamalara bakınca HDP'de şizofrenik bazı işaretlerin olduğunu görmeye başladık. HDP bu anlamda ne ontolojisinden ne de epistemolojisinden kopuyor aksine mevcut sosyolojik yapısını dönüştürüyor ama bunu yaparken, kâbusundan kurtulmanın yollarını arayan HDP'nin neredeyse kâbusunun önünde diz çöktüğünü de gözlemleyebiliyoruz. Aslında süreç çok fazla eskiye dayanmıyor çünkü Diyarbakır'daki evlat nöbeti 22 Ağustos 2019 tarihine başladı. Yaklaşık iki yıldır HDP'nin Diyarbakır il binasının önünde süren bu toplumsal hareket, büyüyerek HDP'nin kâbusu haline gelmiş durumdadır.

Bölünerek büyüdüler

Diyarbakır Anneleri'nin en önemli niteliği ise bölünerek büyümesidir. Diyarbakır'da başlayan evlat nöbeti Van, Muş, Hakkâri gibi illere de sirayet etmiş ve diğer illerdeki anneler de evlat nöbetine başlamışlardır. Elbette her başlangıcın önemli zorlukları da mevcuttur. Annelerin Diyarbakır'da evlat nöbetine başladığı ilk anlarda kendileri ile alakalı sivil olmadıkları, siyasi aktörler tarafından desteklendikleri, şov amaçlı bir eylem yaptıkları, HDP binasının önünün tercih meselesinde yönlendirildikleri ve AK Parti'nin güdümünde olduklarına dair çok fazla ifade kullanıldı. Laken anneler, tüm söylenenleri boşa çıkararak annelik güdüsünün herşeyin üstünde olduğunu defalarca kanıtladı. Şimdiye kadar ülkemizde görülmeyen bir toplumsal hareket olan Diyarbakır Anneleri'nin hareketlerini Diyarbakır'dan başlatmaları da oldukça anlamlıydı. Çünkü Diyarbakır gençlerin en fazla kandırıldığı ve kaçırıldığı ildi. Diyarbakır ilinde ciddi bir duygudaşlık vardı, kaçırılan evlatların en fazla dönüş yaptığı il Diyarbakır'dı, HDP'nin en fazla oy aldığı il olarak görülüyordu, Kürt meselesinin tam kalbiydi, Nevruz'un gerçekleştiği yerdi ve HDP, birçok açıklamasını bu ilde yapmıştı. Dolayısıyla annelerin bir anlamda da sivil itaatsizlik örneği olan toplumsal hareketlerini Diyarbakır'dan başlatmış olmaları sosyo-politik bağlamda önemli bir hamleydi.

Örgütlü bir hareket değil

HDP il binası önündeki küçük ama hiç olmadığı kadar güçlü bir hareket olan Diyarbakır Anneleri'nin çadırında, hem asker anneleri hem polis anneleri hem de sivil anneler mevcuttur. Sivil anne ve babaların çadırda olması, terörün varlığını ve HDP'nin de Türkiye'de yaşanan teröre karşı sessiz kaldığını aşikar olarak ortaya koymaktadır. Terör örgütü kendisine düşman inşa etmekte ustadır ama sivillerin düşman edilmesinin bir gerekçesi yoktur. Bu da PKK'nın bir terör örgütü olduğuna ve onun eylemlerine sessiz kalan HDP'nin terör örgütünü desteklediğine dair en somut delilidir. Ayrıca Diyarbakır Anneleri örgütlü bir hareket değildir. İlk defa Kürt kavramı üzerinde bir siyasal mücadele içinde olmadan sivil bir mücadele başlatılmıştır. Bir toplumsal hareket olarak Diyarbakır Anneleri, örgütlü değildir ve birbirini tanıyan insanlardan oluşmuştur. Birbirini tanımayan anne ve babalar, ortak bir amaç için Kürt sorunu meselesinde kendilerinin söz hakkı olduğunu söyleyen bir yapıya, yani HDP'ye karşı protesto kültürü geliştirmiştir. Sosyolojide örgütlü hareketlerin bir ideolojisi, lideri, beslendiği kaynağı ve siyasal dayanakları vardır. Diyarbakır Anneleri'nin ideolojisi mevcut değildir, yani "ci-cu" ekleri ile anneler mevcut toplumsal hareket içinde kodlanamamaktadır. Ayrıca, anneler lidersizdirler, her anne ve baba kendi çocuğu için mücadele verirken, öte taraftan diğer anne ve babaların dertlerine de ortak olmaktadır. Diyarbakır Anneleri, tamamen sivil bir hareket olduğu için, ihtiyaçları da sivil otoriterler, gönüllüler tarafından karşılanmaktadır. Bunun temel sebebi ise annelerin eylemine destek olmak ama geride durmak isteyen binlerce insanın varlığıdır.

Kürt sorunu ve PKK

Diyarbakır Anneleri'nin eylemi, Kürt sorunu ile PKK'nın aynı konular olmadığını bir kere daha ortaya koymuştur. Sosyal bilimlerde Kürt meselesi tartışılırken muhakkak PKK'dan bahsetmek zorunlu olarak kendini göstermektedir. Çünkü meselenin ortaya çıkış serüveninde PKK'nın "sözde bir hak mücadelesinde olduğu ve bu hakkın da Kürt hakkı olduğu" söylemi vardır. Tam bu sebepten PKK, özellikle çıkış dönemlerinde hesap etmediği kazanımlar elde etmiştir. PKK'nın temel tezi, İran, Irak, Suriye ve Türkiye'nin bir kısmını da içinde alan konfederal bir Kürt devleti kurmaktır. Zaten en başından itibaren Kürt meselesi ile PKK sorunu ayrı mecralarda ilerlemiştir. Kürtler, bağımsız bir devlet istememişlerdir. Elbette isteyen anarşistler olacaktır ama Kürt halkının derdi bu değildir. Türkiye'deki Kürtlerin temel sorunu daha iyi anlaşılabilmek ve PKK'nın kendilerini temsil etmediğini topluma anlatabilmektedir. PKK, Kürt kavramı ve tarihi içinde analiz edilmesi gereken bir sosyolojik sorundur, bu tespit ile ancak Kürt kavramı ile PKK'nın ayrı uçlarda olduğu ortaya konulabilir. Tam bu sebepten, meselenin başlangıcı Deniz Gezmiş idamına dayanacaktır. Çünkü Gezmiş idam edildikten sonra Öcalan, devrimci sol hareketin başsız kalan bedenine sahip olmak istemiş ve PKK'yı, devrimci solun Kürt uzantısı olarak kurmuştur. Bayrağa orak-çekiç yerleştirmiş ve her konuşmasında arka perdede Marx-Engels, Stalin-Lenin resimlerini asmıştır. Dikkat edilirse arkada hiçbir Kürt âliminin fotoğrafı yoktur. Dolayısıyla Öcalan ve kurduğu PKK, başlangıçtan itibaren İslam ile arasına mesafe koymuş ve İslam'ı düşman olarak görmüştür. Hatta PKK'nın imamları, ölenleri Kâbe'ye doğru değil Kandil'e doğru gömmüştür. Ayrıca Öcalan, hiçbir zaman Hz. Ebubekr, Hz. Ömer ve Hz. Osman'dan saygıyla bahsetmemiş ama Hz. Ali için İmam Ali ifadesini kullanmıştır, çünkü PKK içindeki Alevileri küstürmeyi göze alamamıştır. Halbuki Kürt halkının inanç açısından kökeni PKK'nın yansıttıkları ile taban tabana zıttır. Özellikle bölgedeki medrese geleneği Kürt halkı için oldukça mühimdir. Medreseler, Kürt halkı adına bir emniyet supabıdır. Bunun yanında Zerdüştlük söylemi de PKK'da üst safhadadır. Oysa Zerdüştlük, PKK'nın ileri sürdüğü bütün bağlamlardan farklıdır. HDP'nin din ile olan kavgası, bu süreçte de kendini göstermiştir. Anneler ve babalar, dindar oldukları için HDP'liler tarafından dinlenilmediklerini söylemişlerdir.

'Kürt kadını' tezi çöktü

HDP'nin iddia ettiği "Kürt kadınını biz temsil ediyoruz ve Kürt kadınının demokratikleşmesini biz sağlayabiliriz" iddiası ve tezi Diyarbakır Anneleri karşısında adeta çökmüştür. Bu tez, terör örgütü PKK'nın tezidir ve bu pratikle anlaşılmaktadır ki, HDP, PKK'nın politikalarını uygulayan bir partidir. HDP, Kürt sorunundan ziyade PKK'yı kurtarma ve ayrıcalık sağlama peşindedir. PKK'nın "demokratik modernite" olarak isimlendirdiği tez; modern kadın, demokratik İslam, ekoloji, jineoloji gibi kavramları bir çatı altında birleştirmeye çalışmıştır. PKK, özellikle Suriye'de yaptıklarını efsaneleştirerek bir millet ve kadın bilici oluşturmak istemekte ve kadın tezini, kahraman ve savaşçı Kürt kadın tezi ile diyalektikleştirmeye çalışmaktadır. PKK'ya veya HDP'ye göre Kürt kadını seküler, özgür ve bağımsız olmalıdır ama bunların yanında PKK'nın bağımsızlık ideolojisini de benimsemelidir. Yine HDP'ye göre kadın Kürt milli anne rolünde olmalı, Suriye ve diğer alanlardaki mücadeleleri sonraki kuşağa aktarmak için görevini iyi benimsemelidir. Tüm bunlar HDP'nin, anneliği siyasallaştırılmaya çalıştığının temel göstergeleridir. Aslında PKK, yetiştirmeye çalıştığı Kürt milli annelerinden kendisi için savaşacak evlatlar istemektedir. Bu kadar çeşitlilik ancak anarşide olur ve PKK'nın yahut HDP'nin bu tezlerine bakıldığında ortaya inanç kavramının da dahil olduğu heterodoks bir yapı çıkmaktadır. Ayrıca unutulmamalıdır ki, Leyla Zana, çözüm sürecinde Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile görüştükten ve çözüme dair Erdoğan vurgusu yaptıktan sonra neredeyse tecrit edilmiştir. İşte HDP, tam karşısında konumlanan, kendisine meydan okuyan Diyarbakır Anneleri'ni, siyasallaştıramadığı için, siyasetine alet edemediği için ve istediği kadın modelini hayata geçiremediği için, sunduğu "kadın tezi" iflas etmiştir. Anneler ve babalar, ilk defa sivil bir hareket olarak HDP'yi kendi politikasında alaşağı hale getirmiştir.

Cumhurbaşkanına güven

Diyarbakır Anneleri, süreç içinde Sayın Cumhurbaşkanı'na çok güvendiklerini, Cumhurbaşkanı'nın kendilerine bu konuda destek olacağını belirttiğini ve ancak bu ifade sonrası gönüllerinin huzur bulduğunu birçok yerde dile getirmişlerdir. Anneler ile birlikte, devlete karşı güven üst düzeyde sağlanmıştır. Annelik de güveni tesis eden bir statü olarak, Diyarbakır'da HDP'ye karşı yeniden inşa edilmiştir. HDP, anneleri kendi geçmişlerinden koparmaya çalışmış, seküler bir yapının parçaları olmalarını teklif etmiş ama anneler bunu reddetmiştir. Güven kavramının tesisi için annelerin başlattığı toplumsal hareketin başarısı için evlatlarının bulunması/gelmesi talebi çok önemlidir. Çünkü faili meçhuller de bu anlamda önem kazanacaktır. Anneler ve babaların evlatları ne kadar çok gelirse güven de o kadar artacaktır. Burada en önemli misyon devlete düşmektedir. Özellikle geçmiş yıllarda yaşanan faili meçhuller, bir evden birkaç kişinin canının yakılması gibi olaylar, ister istemez Kürt halkı üzerinde bir tedirginlik oluşturmuştur. Annelerin eylemi, mevcut tedirginliğe verilen en güçlü cevaptır ve devlet de anneler için elinden geleni yapmaktadır. Geçmişin hafızasında yer alan kötü anıları silmek, bu anlamda devlete ciddi bir güç ve güven kazandıracaktır. Çünkü anneler vesilesiyle devlet-halk arasındaki güven kendiliğinden tesis edilmiş ve şeffaf bir süreç izlenerek ilerlemiştir. Anneliğin merhameti ve şefkati ile devletin şefkatli yaklaşımı, Diyarbakır'da HDP'nin bütün tezlerinin çürütülmesinde ciddi bir adım olacaktır. Belki bu sayede, umutsuz bir vaka olan HDP de kendi politikalarını gözden geçirebilir, nerede hata yaptığını anlayabilir, PKK'nın tavrı ile arasına mesafe koyabilir ve PKK'nın, oluşturulan siyaset kanallarını mayınlamasına izin vermeyebilir. HDP'nin önündeki çadır bu anlamda sıradan bir çadır değildir.

Sosyalist otoriter model

Anlaşılmaktadır ki HDP içinde derin bir HDP mevcuttur ve politikaları asıl belirleyen derin HDP'dir. HDP'nin bu konumlanışının ayaklarının ise yurt dışında olduğu artık aşikârdır. Özellikle Almanya ve Fransa merkezli bir akıl, HDP'nin politikalarını ciddi anlamda yönlendirmektedir. Sözde Ermeni soykırımı ile alakalı olarak yapılan açıklamanın arkasında da böyle bir akıl vardır. Derin HDP'nin temel işlevi sorunları çözümsüz hale getirmek, Suriye'deki gelişmelerin ateşini Türkiye'ye sıçratmak ve PKK'nın toplumsal inşa ütopyasını Suriye'de gerçekleştirmektir. Ayrıca bu yapılanma HDP'nin örneklemini belirlemekte, Alevilik konusunda ciddi çalışmalar yapmakta, birçok Kürt ailesi ile duygudaşlığı canlı tutmakta, İslam ve gençler arasına ciddi bir mesafe koyma çabasına yönelmekte, özellikle üniversitelerin birinci sınıflarında yurt arayan öğrencileri yalanlarla kazanmaya çalışmakta, üniversite faaliyetlerini kulüpler üzerinden yürütmekte ve gençleri ideolojikleştirmektedir. Aslında mesele demokratik, barışçıl olmak, ortak yaşam mücadelesi vermek değildir. PKK gerçekte sosyalist otoriter bir modeldir.

Diyarbakır Anneleri çadırı, gençleri farklı ideolojik zeminlere çekme çabasına da verilebilecek en iyi karşıt derstir. Çünkü anneler ve babalar, orada PKK'nın asıl yüzünü ilan etmekte, derin HDP'nin söylemlerinin palavra olduğunu ortaya koymakta, gençlere bir uyarı niteliğinde öğütler vermekte, sorununun ancak devlet eli ile çözüme kavuşacağını ifade etmekte ve Kuran okumakta, dua etmekte, yardımı Allah'tan dilemektedir. Devlet de onların serzenişini duymuş, karşılık vermiş ve derin HDP'yi derinden sarsmıştır.

adem.palabiyik@hotmail.com