Dijital cepheler ve bir silah olarak veri

Dr. Muhammed Ersin Toy / Yazar
29.08.2025

Fiziksel, dijital ve bilişsel cephelerin senkronize yönetimi, savaşın her boyutuna eşzamanlı etki etmeyi mümkün kılmıştır. Bu gerçeklik, savunma planlaması yapan tüm devlet ve kurumlar için açık bir uyarıdır: Modern harp yalnızca sahadaki çatışmalarda değil; aynı zamanda kabloların, sinyallerin, yazılımların ve veri akışlarının yönetildiği görünmez cephelerde kazanılmaktadır.


Dijital cepheler ve bir silah olarak veri

Dr. Muhammed Ersin Toy / Yazar

7 Ekim 2023, İsrail'in Filistin'e yönelik soykırım sürecinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. İsrail bu dönemde dünyaya bir "savunma savaşı" yürüttüğünü ilan ederek harekâtını meşrulaştırmaya çalışmış; ancak 7 Ekim sonrasında sistematik ve çok boyutlu bir soykırım yürütmüştür. 7 Ekim'i ayırt eden husus, Filistinlilerin uzun süreli baskı rejimine karşı karşı hamlede bulunması; İsrail'in ise bu cevabı kapsamlı bir imha kampanyasına dönüştürmesidir. Çatışma yalnızca kitlesel sivil kayıpların zemini olmakla kalmamış; aynı zamanda çeşitli silah ve gözetim teknolojilerinin denendiği bir "laboratuvar" işlevi görmüştür. Özellikle yapay zekâ (YZ) temelli araçların geliştirilmesi, test edilmesi ve sahada kullanılması bakımından savaş, teknoloji–askerî bürokrasi–özel sektör üçgeninin serbestçe hareket ettiği bir deney alanına dönüşmüştür. Nitekim birçok araştırmacı Filistin'i, özel şirketler ve askerî kurumların geliştirmek istedikleri teknolojileri kullanmak, sınamak ve sistematik biçimde yinelemek konusunda olağanüstü serbestliğe sahip oldukları bir ortam olarak tanımlamaktadır. Bugün sahadaki tablo kısaca şudur: İsrail, YZ teknolojilerini Filistinlileri gözetlemek, denetlemek, kontrol etmek ve nihayetinde yok etmek amacıyla sistematik biçimde seferber etmektedir. Bugün, yapay zekânın modern savaşın başat biçimlerinden biri hâline geldiğini teslim etmek ve buna uygun önlemlerimizi–stratejik çerçeveleri inşa etmek zorundayız.

Kapsamlı denetim ağı

İsrail rejiminin, 7 Ekim 2023'ten önce de Filistinliler üzerinde kapsamlı bir gözetim–denetim–kontrol ağı kurduğu; 7 Ekim sonrasında ise bu ağın kapsam ve şiddetinin belirgin biçimde arttığı, ifşa edilmiş bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır. Soykırım süresince iletişimin sistematik biçimde kısıtlanması, denetlenmesi ve izlenmesi; konuşmaların dinleme yoluyla istihbarata dönüştürülmesi ve telefon sinyalleri aracılığıyla hassas, "nokta atışı" saldırıların icrası kurumsallaşmış ve süreklilik kazanmıştır. Buna paralel olarak, iletişim uyduları ile sosyal medyada kurulan denetim; botlar, algoritmalar ve deepfake içeriklerle beslenen bir algı yönetimi rejimine evrilmiştir. İsrail terör rejimi, Filistinlilerin yalnızca gıda ve barınma ihtiyaçlarını değil, "iletişimini, sözünü ve kelimelerini" de bombardıman altına almıştır. Üstelik bu bombardımanı, sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla bir şova dönüştürerek uluslararası basını da manipüle etmişlerdir.

İsrail terör rejimi, yaklaşık iki yıldır yürüttüğü soykırımı çok katmanlı bir mimariyle sürdürmektedir; bu mimarinin merkezinde medya, iletişim ve bu araçlar üzerindeki kontroller almaktadır. İlk hedef, Filistinlilerin maruz kaldıkları soykırımı dünyaya anlatabilecekleri her tür iletişim hattını ve ortamını ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle savaşın başından bu yana 300'ü aşkın gazeteci, dış dünyayla bağın kurulmasını engellemek amacıyla sistemli biçimde öncelikli hedef alınmış ve şehit edilmiştir. İzleyen aşama, Filistinlilerin iletişim araçlarının dinlenmesi; bu yolla nerede olduklarının, nereye gideceklerinin ve ne amaçladıklarının önceden tespit edilerek açık seçik bir soykırımın icra edilmesidir. Buna paralel olarak, haber dili, Filistinlileri "terörist" etiketiyle çerçeveleyecek biçimde kurgulanmıştır. Dijital platformlar ve sosyal medya üzerinden hikâye, tek taraflı bir dil ve anlatıyla inşa edilerek dünya kamuoyu yanıltılmaktadır. Sahte ve deepfake videolar aracılığıyla algı manipüle edilmektedir. İşlenen suç ise inkâr edilip tersyüz edilerek, sanki soykırımı Filistinliler gerçekleştiriyormuş gibi bir algı pompalanmaktadır. Benzer şekilde, akademik yayıncılıkta—kitaplar, makaleler, filmler, dergiler ve gazeteler aracılığıyla—İsrail'in anlatısı merkezde tutularak bir "hakikat anlatısı" inşa edilmekte ve böylece bir hafıza savaşı sürdürülmektedir. Bu bütünleşik düzenek, iletişim hâkimiyeti üzerinden işleyen; gerçeği sistematik biçimde bozan, bastıran ve tersine çeviren bir soykırım rejimi olarak çalışmaktadır.

Dijital abluka

6 Ağustos 2025'te Birleşik Krallık'ta yayımlanan The Guardian, "Saatte bir milyon çağrı: İsrail, Filistinlilerin geniş kapsamlı gözetimi için Microsoft'un bulutuna dayanıyor" manşetiyle, İsrail'in Filistin'i yalnızca fiziksel (kara) abluka ile değil; telekom hatları, iletişim uyduları, sosyal medya ve veri akışları üzerinden de dijital bir abluka altına aldığını ortaya koydu. Filistinlilerin iletişiminin dinlenmesine, okunmasına dayanan bu gözetim ve kontrol düzeninin işleyişine dair ayrıntılar, söz konusu analizde genişçe yer almaktadır.

Haberde, İsrail askerî istihbaratının birimi 8200'ün, Microsoft Azure altyapısını kullanarak Hollanda ve İrlanda'daki veri merkezlerinde Gazze ve Batı Şeria sakinlerinin her gün gerçekleştirdiği milyonlarca telefon görüşmesini arşivleyen bir sistem kurduğu; bu verilerin savaş sürecinde hedef belirleme mekanizmalarına aktarılmış olduğu belirtilmektedir.

8200 Birimi, IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) içinde istihbarat ve sinyal toplamadan sorumlu seçkin bir yapıdır. Son on yılın birçok önde gelen İsrailli teknoloji girişimcisi (örneğin Hamutal Meridor) bu birimden yetişmiştir. 8200, yalnızca kadro yetiştiren bir "okul" değil; aynı zamanda Lavender ve Gospel gibi içeriden geliştirilen YZ tabanlı hedefleme araçlarının da çıkış noktasıdır.

Azure'un muazzam büyük altyapısıyla güçlenen bu düzenek, söz konusu kayıtları toplayıp saklayan kapsamlı ve müdahaleci bir kitlesel gözetim mekanizmasıdır. Haberde, Filistinlilerin konuşmalarının istihbarata dönüştürüldüğü ve telefon sinyalleri üzerinden "nokta atışı" imha operasyonlarının yürütüldüğü aktarılmaktadır. Yine habere göre, İsrail Terör Devleti, 7 Ekim sonrasında 37.000 Hamas mücahidini tespit etmek amacıyla telefon görüşmelerini ve depolanan kayıtları yapay zekâ destekli araçlarla analiz etmiştir.

Bu çerçevede, The Guardian'ın manşetinin de işaret ettiği üzere, İsrail'in iletişim kontrolü–gözetim–imha pratikleri; Hizbullah bağlamındaki operasyonlara (örneğin çağrı cihazlarına patlayıcı yerleştirilerek üst düzey kadroların hedef alınması) uzanan uygulamalarla birlikte, Google, Meta, X ve Microsoft'un Azure altyapısı üzerinden yürütüldüğü ifşa edilen gözetim ve algı yönetimi mekanizmalarıyla birleşerek, soykırımın sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış bir iletişim hâkimiyeti sistemi olarak işlemektedir. İsrail, yapay zekâ, iletişim uyduları, sosyal medya, akıllı telefon ekosistemi ve bulut bilişimi teknolojilerini, soykırımın kontrolünü ve sürekliliğini güvenceye almak amacıyla sistematik biçimde seferber etmektedir. Ayrıca, Şehid İsmail Haniye'nin konumunun WhatsApp'taki iletişim trafiği üzerinden İsrailli suikastçiler tarafından tespit edildiğine dair iddialar, bu çerçevenin bir başka boyutunu göstermektedir.

7 Ekim sonrasında, 2015'ten beri Filistinlileri iletişim ve gözetim ablukası altında tutan Tel Aviv rejimi, arşivlenmiş telefon görüşmelerinden hareketle hem Hamas mensuplarına hem de Filistinli sivillere yönelik "nokta atışı" operasyonlar yürüttüğü açığa çıkmıştır. Filistin'de yaşananlar; iletişim uydularından telefon trafiğine, oradan sosyal medya platformlarına uzanan altyapı zinciri boyunca, soykırımın çok katmanlı ve eşzamanlı bir süreç olarak işletildiğini göstermektedir.

Haber, İsrail'in Filistinlileri iletişim araçları — yazışmalar, telefon konuşmaları ve emojiler dâhil — üzerinden denetim altında tuttuğunu, Filistinlileri bir fanus gibi İsrail'in gözetlediğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Microsoft'un Azure sistemi tek başına bir "yapay zekâ programı" değil, bir bulut bilişim altyapısıdır; ancak bu altyapı üzerinde çalışan yapay zekâ/analitik araçlarıyla iletişim içerikleri, "şüpheli" kabul edilen örüntüler ve anahtar sözcükler açısından taranmakta; buradan üretilen çıktılar ise soykırım sürecinde hedefleme ve imha için kullanılmaktadır.

The Guardian'ın haberinde aktarılan ayrıntılar bu iskeleti somutlaştırmaktadır: Kaynaklara göre 8200 Birimi, Avrupa'daki Microsoft Azure veri merkezleri üzerinde milyonlarca çağrıyı arşivleyen bir düzenek kurmuş; sivil nüfusun yoğun olduğu bölgelerde belirli bir kişiye yönelik saldırı planlanırken, yakın çevredeki arama kayıtlarının bulut üzerinden taranması pratiği uygulanmıştır. Projenin itici gücü, 2021–2024 arasında birimi yöneten Yossi Sariel'dir. 2015'ten itibaren paradigma "herkesi, her zaman izlemek" yönünde kaymış; yeni yapay zekâ yöntemleriyle SMS ve konuşmalara risk puanı atayan "noisy message" gibi sistemler devreye girmiştir. Belgeler, Temmuz 2025 itibarıyla Hollanda'daki Azure sunucularında yaklaşık 11.500 TB (≈ 200 milyon saatlik ses) verinin tutulduğunu, bir kısmının İrlanda'da bulunduğunu ve verilerin yüzde 70 kadarının Azure'a taşınmasının planlandığını öne sürmektedir.

İsrail terör rejimi, Filistin'in telekomünikasyon ve iletişim uyduları altyapısı üzerindeki kontrolü sayesinde işgal altındaki topraklarda uzun süredir telefon görüşmelerini engelleyip dinleyebilmektedir; ancak yeni ve kapsamı genişletilmiş bu sistem, istihbarat görevlilerinin Filistinlilerin cep telefonu konuşmalarını geriye dönük olarak yeniden dinlemesine ve çok daha geniş bir sivil kitlenin konuşmalarını yakalamasına imkân tanımaktadır. Projeye aşina kaynaklar, 8200 Birimi liderliğinin bir nüfusun tamamına ait telefon görüşmelerini taşıyacak ölçekte depolama ve işlem gücünün ordu sunucularında bulunmadığı kanaatiyle Microsoft'un Azure altyapısına yöneldiğini aktarmaktadır. Birim içinde, gözetim kabiliyetleri bakımından NSA düzeyine yaklaşan bazı personelin projeyi "Saatte bir milyon çağrı" iç sloganıyla anması, ölçek ve iddiayı yansıtmaktadır.

Aynı kaynaklar, Azure'da tutulan dev telefon arşivlerinden elde edilen istihbaratın Gazze'de bombalama hedeflerinin araştırılması ve belirlenmesi için kullanıldığını; sivil yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde belirli bir kişiye yönelik hava saldırısı planlanırken yakın çevredeki arama kayıtlarının bulut üzerinden taranıp analiz edildiğini belirtmektedir. Sistemin kullanımının, çoğu sivil olmak üzere 60.000'den fazla insanın (aralarında 18.000'den fazla çocuk) hayatını kaybettiği Gazze operasyonu sırasında arttığı ifade edilmektedir.

Sistemin başlangıçtaki odak noktası, yaklaşık üç milyon Filistinlinin yaşadığı Batı Şeria'ydı. Kaynaklara göre Microsoft'un Azure altyapısında depolanan veriler, nüfusa ilişkin zengin bir istihbarat havuzu oluşturmuş; birim içindeki bazı kişiler bunun şantaj, gözaltı ve hatta sonradan gerçekleştirilen öldürmeleri meşrulaştırmak amacıyla kullanıldığını iddia etmiştir. Bir kaynağın sözleri bu yaklaşımı özetlemektedir: "Birini tutuklamaları gerekip de bunu yapacak kadar iyi bir gerekçe yoksa, mazereti bulutta arıyorlar." Görünüşe göre, geniş çaplı dinleme ve kayıt uygulamaları nedeniyle "delil üretme" ihtiyacı fiilen ortadan kalkmış durumdadır.

Birleşik harekât planlaması

Sonuç olarak, Millî İstihbarat Akademisi'nin İran–İsrail arasındaki "12 Gün Savaşı" raporunda da vurgulandığı üzere, iletişim, siber, elektronik ve bilişsel harp artık birbirinden bağımsız değildir; iç içe geçmiş ve birleşik harekât planlamasının vazgeçilmez bileşenleri hâline gelmiştir. İsrail'in uyguladığı model yalnızca taktik düzeyde sonuç üretmekle kalmamış; stratejik algı yönetimi açısından da belirleyici olmuştur. Fiziksel, dijital ve bilişsel cephelerin senkronize yönetimi, savaşın her boyutuna eşzamanlı etki etmeyi mümkün kılmıştır. Bu gerçeklik, savunma planlaması yapan tüm devlet ve kurumlar için açık bir uyarıdır: Modern harp yalnızca sahadaki çatışmalarda değil; aynı zamanda kabloların, sinyallerin, yazılımların ve veri akışlarının yönetildiği görünmez cephelerde kazanılmaktadır. Geleceğin harp sahasında elektromanyetik spektrumda etkinlik, siber üstünlük ve stratejik iletişimin bütünleşik biçimde ele alınması zorunludur.

İsrail'in yalnız Filistin'de değil, İran sahasında da kapsamlı bir iletişim savaşı yürüttüğü tecrübesi, iletişim egemenliğinin kritik önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu nedenle dünya Müslüman halkları ve bölge ülkeleri için yerli/yaygın iletişim uyduları, millî iletişim altyapıları, yerli ve millî dijital platformlar, akıllı telefon ekosistemleri ve yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Bu adımlar, hem sahadaki güvenliği hem de bilgi–algı alanındaki direnci artırmanın temel şartlarıdır.