Dış temas azalmışken sigaya çekilmek vakti

Prof. Aysun Bay Karabulut / Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü
23.04.2021



Yeni bir Ramazan ayına, yeni bir rahmet ve bereket ayına daha kavuştuk. Şükür kavuşturana. Bir yıldan daha uzun bir süredir insanlığı tehdit eden korkunç salgından dolayı ne kadar zor durumda, uzun süredir akrabalarımızla ve dostlarımızla bir araya gelemediğimiz için ne kadar üzgün ve hasretlikle dolu olsak da on bir ayın sultanını coşku ve heyecanla karşıladık yine. Yeni bir rahmet ayına ulaşmanın mutluluğu içerisindeyiz. Fakat geçen Ramazan'da aramızda olup da bu yıl rahmete gidenler oldu hayatımızda. Bu Ramazan ayında "inşallah" birlikte iftar etmeyi hayal ettiğimiz, tokalaşıp sarılabilmeyi istediğimi arkadaşlarımız ve ellerini öpüp bayramlarını kutlayarak dualarını alacağımız yaşlılarımız. Allah hepsine rahmet eylesin.

Umutla beklemiştik ama...

Geçtiğimiz yılın Ramazan ayında, Covid-19 pandemisinin bayramdan sonra ya da hiç olmazsa yaz sonunda nihayete ereceğine içtenlikle inanıyor, birkaç ay sonra yeniden gündelik hayatımıza dönebileceğimizi ümit ediyorduk. Fakat maalesef bu iyi niyetli beklentimiz gerçekleşmedi. İstatistikler, başlangıcından bugüne kadar dünyada 137 milyon insanın salgına yakalandığını ve 3 milyona yakın insanın Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettiğini gösteriyor. En başından beri başarılı bir sağlık politikası takip eden Türkiye'de ise yaklaşık 4 milyona yakın vatandaşımıza bulaşan hastalık, 34 binden fazla insanımızı da bizden kopardı. Kuşkusuz çok üzgünüz, ancak içinde bulunduğumuz günlerde biraz da tedbirleri gevşetmemiz nedeniyle bulaş katsayısı çok yükselen Covid-19'dan yakında kurtulacağımıza dair ümidimiz her zamankinden çok daha güçlü. Coşkuyla karşıladığımız mübarek Ramazan ayını bu açıdan bir çeşit fırsata dönüştürerek "normal hayata döneceğimiz günleri" daha da yakınlaştırabiliriz.

Ramazan ayı bir fırsat

13 Nisan'da düzenlenen kabine toplantısının ardından Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın duyurduğu yeni tedbirler ve Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca tarafından 12 Nisan akşamı yapılan resmî açıklamalar, güzel günler için biraz daha dişimizi sıkmamız gerektiğini gösteriyor. Yaşlılarımızın ve sağlık çalışanlarımızın büyük bir bölümü aşılandı ve aşılama çalışmalarının sonuçları, salgının bulaş oranı yükselse de etkisinin azaldığını ve daha da azaltılabileceğini gösteriyor. 20 milyona yakın aşı tedarik eden ve yaklaşık 11 buçuk milyon vatandaşımızın ilk doz, 7 buçuk milyondan daha fazla vatandaşımızın ise ikinci doz aşılarını yapan Türkiye, yakında teslim alacağı 30 milyon doz aşı ile ülke içerisinde aşılama oranını daha da yükseltecek. Çok daha iyi haber ise yerli aşıda sona yaklaşılması: Türk aşısının üretilmesi çalışmalarında ikinci faz tamamlandı ve üçüncü faz çalışmalarına geçildi. Birkaç ay sonra bu son aşamanın da tamamlanması ve sonbaharda hem yerli aşı ile bütün nüfusumuzun aşılanması hem de seri üretime geçilerek aşı ihtiyacı olan ülkelere ihraç edilmesi bekleniyor. Salgını çok yakında alnının akıyla atlatacak olan Türkiye'nin geleceği çok parlak ve bundan kuşku duymamız için herhangi bir neden yok.

Koronavirüsün bulaş oranlarının kapıldığımız rehavet sonucu tedbirleri gevşetmemiz nedeniyle umulmadık seviyede artmış olması, siyasetçilerin aldığı tedbirler ve canlarını dişlerine takmış sağlık çalışanlarımızın fedakârca gayretleri bir yana, kişisel tedbirin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Özellikle bu son haftalarda, virüsün gençlere ve çocuklara da daha önce olmadığı kadar bulaştığını gördük. Bunun için de yeniden ve umuyoruz ki son defa kapanmamız gerektiği artık aşikâr. Ve bu süreçte rahmet, bereket ve arınma süreci olan, Müslümanları her zaman "kapanmaya, iç muhasebeye, Allah ile irtibat kurmaya ve kendini sigaya çekmeye" davet eden Ramazan ayı biz Müslümanlar için benzersiz bir fırsat sunuyor. Bunu en iyi biçimde değerlendirmek elimizde.

Ramazan ayı, Müslümanların yalnızca oruç tutarak bedenleri ve iradeleri ile Allah'a ibadet ettikleri bir zaman dilimi değil, aynı zamanda hem fiziksel hem de ruhsal olarak yenilendikleri, arındıkları ve temizlendikleri bir dönem. Bu süreçte biraz daha içimize kapanmak, fiziksel hayat ile aramıza mesafe koymak, gerekli olmadığı müddetçe "dışarısı" ile maddî ve manevî olarak temas kurmamak hepimize iyi gelecek. Belki daha fazla ibadet ve dua etmek, daha fazla okumak, daha fazla düşünmek... Böylece yalnızca manevî olarak kirlerimizden değil, aynı zamanda salgından da arınacağız. Ben kendi hesabıma çok kısa bir süre sonra bugünleri buruk bir kederle hatırlayacağımızdan ve nasipse bir sonraki Ramazan'da hep birlikte iftar edip teravih namazlarımızı eda ederken ya da akşam evimizin balkonunda komşularımızla oturup çay içerken bu süreçte kaybettiğimiz insanlarımızı rahmetle anacağımızdan hiç kuşku duymuyorum.

Bedeni ihmal etmeyeceğiz

Salgında son dönemeç olduğuna inandığımız Ramazan ayında gerçekleştireceğimiz "bireysel" kapanma sürecinde en çok dikkat etmemiz gereken konuların başında bedensel sağlığımız geliyor. Geçtiğimiz bir yılda çok yıprandık. Kendimizi kapana kısılmış gibi hissettik. Umudumuzu hiç yitirmesek de, zaman zaman bunaldığımız ve "aman, ne olacaksa olsun artık" dediğimiz de oldu. Şimdi umuda en güçlü bir şekilde sarılmalı, içinde bulunduğumuz olumsuz şartların haletiruhiyemizi tahrip etmesine izin vermemeliyiz. Ramazan manevî açıdan bize çok yardımcı olacak, fakat oruç tutarken öğünlerimizin azalması ve açlık sürelerinin yaklaşık 16-17 saatlere kadar çıkması bizi yalnızca bedensel olarak değil, aynı zamanda ruhsal olarak da hırpalayabilir. Uyku düzeninin ve sindirim sisteminin farklılaşmasına bağışıklık sistemimiz doğal olarak tepki verecek ve süreç iyi yönetilmediği takdirde hem gün içerisinde beslenme sorunlarından kaynaklanan çeşitli bedensel rahatsızlıklar (tansiyon, enerji kaybına bağlı halsizlik, mide sorunları) yaşayabilir, hem de ruhsal anlamda çeşitli sarsıntılar (stres, depresyon, kaygı bozukluğu, melankoli) geçirebiliriz. Örneğin stresin bağışıklık sistemindeki zayıflamayla çok yakından ilgili olduğu ve yine bağışıklık sistemini tahrip ettiği hatırlanacak olursa, bedensel sağlığımız ile ruhsal sağlığımız arasındaki en güçlü bağlantı noktasının bağışıklığımız olduğu söylenebilir. Aynı zamanda Covid-19 ile mücadelede de en önemli bedensel silahımız olan bağışıklık sistemimizin kilit önemde olduğunu unutmamalıyız. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz süreçte en büyük yatırımımızı bağışıklık sistemimize yapmamız gerektiğini söylemekte bir sakınca yok. Bu bakımdan Ramazan ayındaki beslenme programımızın tamamen bu amaca dönük olarak planlanması en doğru adım olacak. Üstelik bu hiç de zor bir şey değil. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek besinlerin ağırlıkta olduğu, diğerlerinin ise mümkün mertebe kısıtlandığı, hatta hiç dâhil edilmediği bir beslenme rejimi bizi amacımıza ulaştırmaya yeterli. Tabii bunun için öncelikle günlük açlık ve susuzluk süresinin Ramazan şartlarında olabileceği ölçüde azaltılması, bir başka ifadeyle düzenli bir biçimde sahur yapılması gerekiyor.

Sahur ve iftar vakitlerinin merkeze alınacağı yeni beslenme rejimimizin olmazsa olmaz başlığı sıvı tüketimi: Günlük en az iki buçuk-üç litre sıvı tüketmeyi aklımızdan çıkarmamalıyız. İftardan sahura uzanan sürece yayacağımız bu sıvı tüketimini başta su olmak üzere süt, ayran, taze sıkılmış sebze ve meyve suları, doğal pekmez ve marmelatlardan hazırlanmış içeceklerden ya da "az miktarda olmak kaydıyla" papatya veya yeşil çay gibi bitki çaylarından temin edebiliriz. Buna ilave olarak iftar ve sahur arasında kendimize iki küçük ara öğün hazırlayarak midemize fazla yüklenmekten kaçınmamız da ziyadesiyle önemli. Bütün bu söylediklerimizden iftarda ve sahurda midemizi yoracak, metabolizmamızın yavaşlamasından dolayı hem bizi bedensel olarak rahatsız edecek hem de "kilo almamıza" neden olabilecek yiyeceklerden özenle kaçınmamız gerektiği de anlaşılmıştır.

Birçoğumuzun Ramazan ayını "kilo vermek" için bir fırsat olarak gördüğünü biliyoruz. Doğru beslenme rejimiyle bunun mümkün olduğu da bir gerçek. Ama uzun süre besinsiz kalan vücudumuzun özellikle de iftarda yediğimiz şeyleri "tedbir için depolama" eğiliminde olduğunu unutmamalıyız. Bunun için de iftar vaktinde önce su, çorba, zeytin, hurma ve peynir gibi hafif şeylerle midemizi uyarmalı, karnımızı mümkünse biraz ara verdikten sonra sebze ve yeşillik ağırlığı da ihmal edilmeyen bir sebze yemeği ile doyurmalıyız. Kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltip aynı hızla düşüren beyaz ekmekten kaçınmalı, ille de ekmek yemek istiyorsak tam tahıllı ekmekleri (kuşkusuz birkaç dilim) tercih etmeliyiz. Et, balık, tavuk, hindi, yumurta, nişastasız sebzeler, yulaf ezmesi, havuç, ıspanak, yeşil erik, domates, balkabağı, bezelye, bakla, enginar, maydanoz, yeşilbiber, bulgur, kuşburnu, portakal, kivi, mandalina, greyfurt, turunç, limon, çilek, yabanmersini, ahududu, böğürtlen, elma, ceviz, tuzsuz kuru yemişler, bitter çikolata gibi hem insülin dengesini bozmayan hem kan şekerini dengeleyen hem de bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalar Ramazan sofralarından eksik olmamalı.

Mideyi geç terk eden gıdalar

Sahurda hafif bir kahvaltı ile yetinmek en doğrusu. Fakat gün içerisinde ağır bedensel işleri olanlarımız daha uzun süre tok tutan ve mideyi daha geç terk eden lifli gıdaları öne alabilirler. Bunun için de biraz yoğurt, haşlanmış yumurta, bol bol yeşillik ve biraz da sebze ile desteklenen protein oranı yüksek gıdalar, örneğin kuru fasulye, nohut, mercimek, kuru baklagiller ve bulgur pilavı gibi besinlerden oluşan sağlıklı öğünleri önerebiliriz. Umarım Ramazan ayı hem Türkiye'miz hem de bütün insanlık için normal hayata dönüşün mümkün hale geldiği bir dönem olur.

Ramazan mönüsü

Sahur: Birkaç dilim tam tahıllı ekmek, haşlanmış yumurta, peynir, zeytin, domates ve bol bol yeşillik. Bir porsiyon meyve. Bol sıvı. (Gün içerisinde ağır işi olanlar için haşlanmış yumurta ve yeşillik ile desteklenmiş mercimek çorbası, kuru fasülye ve bulgur pilavı.)

İftar: İftariyelik olarak kuru kayısı, kuru incir, zeytin, hurma ve peynir. Öğün açılışı olarak belki birkaç dilim tam tahıllı ekmekle birlikte bir porsiyon çorba ve bol yeşillikli salata. Ortalama yarım saatlik ya da mümkünse bir saatlik aradan sonra sebzeli tavuk veya et haşlama, birkaç kaşık bulgur pilavı ve biraz yoğurt. İlerleyen saatlerde hafif bir kayısı tatlısı.

aysunbay@hotmail.com