Doğu Akdeniz ve Musul'un mazisi

Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu / Gaziantep Üniversitesi
28.08.2020

Kutupların bittiği ve uzayın dahi parsellendiği bir zamanda Doğu Akdeniz havuzunu da kaybedersek ikinci Musul faciasını yaşarız ve Akdeniz yerine Antalya körfezine hapsolan Türkiye batmaya mahkûmdur.



Üç kıtanın arasında bulunan Akdeniz, tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de dünyanın en önemli jeo-stratejik konumunu korumaktadır. Bir ucu Akdeniz’den başlayıp sırtını Toros Dağları’na dayayarak, Basra Körfezi’ne inen bölgeye, Verimli Hilal denilmektedir. Su, toprak, geçiş bölgeleri ve enerji kaynaklarının merkezi olan bu bölge, Sümerler, Persler, Hitit, Mısır, Roma ve İslam medeniyetlerinin üzerinde yükseldiği bölgedir. Yazı, para ve tekerleğin ilk kez kullanıldığı yer olan, Verimli Hilal’e hâkim olan, dünyaya hâkim olur. Kısaca dünya ana karasının kalbgahı (Heartland) burasıdır. Buranın giriş-çıkış kapısı ise Doğu Akdeniz’dir. Akdeniz Fatihi Barbaros Hayreddin Paşa’nın, “Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur” dediği bu bölge, deniz ve karanın birleştiği yerdir.

Gelecek şekilleniyor

21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğini hızla tükettiğimiz bir zamanda, Doğu Akdeniz ve Verimli Hilal’in tamamında gelecek yüzyılların dünyası şekillenmektedir. Çin, demir ipek yolu ve şirketleriyle petrol-gaz kaynaklarına ulaşmaya çalışırken; ABD, Büyük Ortadoğu Projesi ile bölgeyi hücrelerine kadar parçalayıp İsrail’in emrine vermekte, Rusya sıcak sularda üs kurmakta, Türkiye ise bunlar arasında bir denge bulmaya çalışmaktadır. Dünya siyasi tarihinin en büyük çatışması yaşanmaktadır.

Şu anda Türkiye-Libya Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sahasının doğusunda, tüm küresel petrol şirketleri ve ABD, Rusya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere küresel güçler bölgede yoğun bir hareketlilik içinde bulunmaktadır.

ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi’ne göre Levant Havzası’nda (Kıbrıs, Suriye, Lübnan ve İsrail) 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunmaktadır. Sadece Kıbrıs civarında 400 milyar dolar değerinde petrol bulunmaktadır. Bu da dünyanın en büyük enerji yataklarından biri demektir ve Türkiye’nin 500 yıllık gaz ihtiyacını karşılayacak miktar anlamına gelmektedir.

İstanbul, Süveyş ve Cebelitarık boğazlarına sahip olan Akdeniz, dünya deniz ticaretinin en az üçte birinin geçiş bölgesidir. Rus gazı, Londra’dan Çin’e giden demir ipek yolu ve 2006 yılında Bakü petrollerinin de Kerkük petrolü gibi Anadolu’ya gelmesinden sonra, dünya dengeleri temelinden sarsılmıştır. BOP kapsamında bir oyun olan Arap Baharı, Yemen, Suriye, Lübnan, Libya savaşları ve İsrail’in siyasi faaliyetlerinin sebebi budur.

Truva Atı Yunanistan

1821 yılında isyan ettirildiği günden bugüne kadar Avrupa ve Rusya’nın, Türkiye’ye karşı kullandığı Yunanistan, hak ve hukuk dinlemeksizin hareket etmektedir. En son Mısır ile imzaladığı MEB anlaşmasıyla haddini iyice aşmaktadır. Burada asıl rahatsızlık veren olay, Batı’nın darbeci kuklası Sisi’ın Türkiye ile imzalayacağı MEB’e göre en az 40 bin kilometrekare alan kaybettiği ve Mısır halkının tarih ve çıkarına aykırı anlaşmasıdır.

Doğu Akdeniz’de en uzun sınıra sahip olan Türkiye’nin tezleri uluslararası hukuka uygundur. Coğrafyanın üstünlüğü prensibine dayanan MEB, ana karadan 200 mil öteye kadar olup, denizdeki kaynakları, “Mavi Vatan” olarak kapsamaktadır. Buna göre Akdeniz’de Türkiye’nin 180 bin kilometrekare mavi vatanı varken, uluslararası hukuku da kabul etmeyen, Seville Üniversitesi’ne hazırlatılan Rum-Yunan ikilisinin tezlerine göre Türkiye, Antalya körfezine hapsedilmekte ve sadece 40 bin kilometrekareye boğulmaktadır. Türkiye Doğu Akdeniz kıyıdaş ülkelerin toplantısını talep ederken bu talebe Rum Yunan çetesi korsanları hayır diyor. Bu tez, bize Ege yani Adalar denizini kapatan Yunan tezlerinden daha korkunç bir mana ifade etmektedir ve doğrudan savaş sebebi “casus belli” ilan edilmelidir.

Ortadoğu’nun kalbini oluşturan, Basra, İskenderun ve Süveyş üçgeni arasında Libya ve Suriye’ye yerleşmeyen çalışan Putin Rusya’sı, Haziran 2013’de “Akdeniz Bölgesi’ni birinci derecede ulusal çıkar alanı” etmiştir.

İşgali önlemek için...

1900’lerin başında araçlarda kömürün yerine kullanılmaya başlanan, şirketlerin toprağın altında sondajla aradığı, Musul’da ise yüzeyden akarken buldukları petrol, Sultan II. Abdülhamid tarafından, işgali önlemek için bir önlem olarak (Bağdat ve Musul) şahsi mülk hâline getirmiştir.

Musul’un elden çıkışı

2014 yılı Temmuz sıcağında, Kerkük’ü sömüren Kuzey Petrol sahasını gözlemlerken alıkonulduğumda, dışardaki perişan Iraklıların halinin tersine içerde golf sahası, yüzme havuzları ve lüks arabaların sebebini acı ve çok tehlikeli bir şekilde öğrenmiştim.

Maalesef Iraklılar gibi, Irak petrol rezervlerinin üçte birine sahip olan Musul, yaklaşık 4 trilyon dolar değerinde gaz ve petrol yataklarına sahip olup, silahsız ve İngiliz komplosuyla elimizden de 1925 yılında tamamen çıkmıştı.

Musul’un elden çıkmasıyla Şeyh Said olayları arasında bir bağ kuruluyorsa da bu yanıltma, çok kötü bir tesadüf ve zorlamadır. Çünkü daha on yıl önce Kürt Aşiretleri Osmanlı’ya karşı isyan ettiremeyen İngilizlerin Palo’dan çok Ankara’da etkili olduklarını biliyoruz. Ayrıca bundan çok daha büyük olarak, Süleymaniye merkezli ve İngilizlere Kuzey Irak’ı dar eden Kürt Şeyh Mahmut Berzenci isyanı yıllardır sürüyordu. Berzenci, Musul’u İngilizlerden almış ve Kürt Aşık Veysel’i, Kavis Axa’nın hala canlı şarkılarıyla (şexe zıraf), “Türk kardeşlerinden İngilizlere karşı yardım” istemekteydi. Bu isyanı da İngilizler, tarihte ilk kez sivil halka karşı havadan kimyasal silahlar kullanarak bastırabilmiştir.

Bugün bir damla petrole hasret olan Türkiye’nin Doğu Akdeniz enerji kaynakları, Türkiye’nin dörtte biri kadar olan “Mavi Vatan”da bulunmakta ve bu kavramı ilk kez kullanan, Doç. Dr. Cihat Yaycı’nın ifadesiyle, bu rezerv “Türkiye’nin 500 yıllık ihtiyaçlarını karşılayacak” miktardadır.

Enerjide dışa bağımla olan bir ülkenin bağımsız olması imkânsızdır. Bugün Türkiye, enerjide dışa bağımlıdır. Sınırları Musul yerine, Irak-Zaxo’nun ve Hakkâri’nin arasındaki dağların başında olan Türkiye, elindeki petrolü içse bile yetmez.

İngiliz kuklası Rum-Yunan ikilisinin tezgâhları, Libya ve Suriye olayları yorgan kavgasıdır. Bu cambazlara bakamayız. Hem geçiş yolları hem de enerji havzası olan Doğu Akdeniz’de en avantajlı ülke Türkiye’dir.

Kutupların bittiği ve uzayın dahi parsellendiği bir zamanda Doğu Akdeniz havuzunu da kaybedersek ikinci Musul faciasını yaşarız ve Akdeniz yerine Antalya körfezine hapsolan Türkiye batmaya mahkûmdur.

Bir damladan vazgeçmeyiz

Akdeniz’deki çatışmada aktif olan Fransa’nın aksine Almanya, son 120 yılda üçüncü kez şaşkın ve İtalya’da vebalı görülürken, bunlar üçüncü bir savaş daha çıkartmadan elinden tutup, Türkiye-Rusya ittifakının üyeleri olmalarına yardımcı olmalıyız.

Yarım asrı aşan beşli çete sisteminin parçalanmasına, Almanya, İtalya ve Çin de destek vermek zorunda kalır ki burada da merkez ülke Türkiye’dir. Son yıllarda Türkiye’nin gücünü artıran, istihbarat eksenli bir siyaset ve askeri teknoloji odaklı bir ekonomi için Akdeniz’de bir damla sudan vazgeçemeyiz.

Hseyhanlioglu2019@gmail.com