Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arnavutluk ve Libya'daki Hafter güçleri ile kurulan çok katmanlı ilişkiler ağı, İsrail'i, Orta Doğu'nun dar sınırlarından çıkarıp Akdeniz'in hâkim aktörlerinden biri konumuna taşımayı hedeflemektedir. Bu güvenlik hattı, Lübnan'dan başlayarak Güney Kıbrıs üzerinden Arnavutluk'a kadar uzanmakta, İsrail'e yalnızca bir enerji koridoru sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda Adriyatik'ten Doğu Akdeniz'e kadar geniş bir deniz alanında güvenliği kontrol etme kapasitesi kazandırmayı amaçlamaktadır.
Prof. Dr. İsmail Şahin/ USKAM Başkanı
İsrail'in geleneksel milli güvenlik doktrini, kuruluşundan bu yana kara sınırlarına ve yakın çevresindeki Arap komşularına odaklanmış durumdaydı. Ancak 21. yüzyılın getirdiği jeopolitik dönüşümler, özellikle Doğu Akdeniz'deki devasa doğal gaz keşifleri, bölgesel istikrarsızlıklar ve yeni güç projeksiyonları, Tel Aviv'i yeni bir stratejik eksen arayışına zorlamıştır. Günümüzde İsrail, yalnızca bir kara gücü olarak değerlendirilemez. Stratejik çıkarlarını Güney Kıbrıs'tan Arnavutluk'a uzanan geniş bir güvenlik hattı üzerinden Adriyatik'e taşıyan, deniz eksenli kapasitesini giderek güçlendiren bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Bu "Yeni Güç Kuşağı" ile İsrail, bir taraftan Doğu Akdeniz'deki nüfuzunu pekiştirmeyi, diğer taraftan ise Akdeniz'in batı terminallerine doğrudan erişim sağlamayı hedeflemektedir. Böylece deniz aşırı stratejik hatlar üzerinden bölgesel etki alanını genişleten çok katmanlı bir jeopolitik konumlanma inşa etmektedir.
Güvenlik hattının temeli: Güney Kıbrıs ve Yunanistan akseninde Girit
İsrail'in bu yeni stratejik kuşağının doğu ayağını Güney Kıbrıs, merkezini ise Yunanistan'ın Girit adası oluşturmaktadır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurulan üçlü ittifak, sadece enerji projeleriyle sınırlı kalmayıp, kapsamlı bir askerî ve istihbari iş birliğine dönüşmüştür. İsrail, bu ilişkiler sayesinde deniz güvenliğini ve stratejik derinliğini Girit adasına kadar derinleştirmeyi başarmıştır. Tel Aviv'e göre Girit, İsrail için sadece bir savunma noktası değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki operasyonel kapasitesini Avrupa içlerine doğru genişlettiği kritik bir lojistik merkez ve enerji geçiş güzergahıdır. Son yıllarda İsrail deniz ve hava kuvvetlerinin bu bölgede gerçekleştirdiği tatbikatlar ve Küresel Sumud Filosu'na düzenlediği saldırılar, Tel Aviv'in Akdeniz'in bu stratejik düğüm noktasında kalıcı bir kontrol kurma iradesini yansıtmaktadır.
Adriyatik'e uzanan el: Arnavutluk'ta güçlenme stratejisi
İsrail'in yeni güç kuşağının en dikkat çekici bileşenlerinden biri, Adriyatik kıyısındaki Arnavutluk'la kurulan derin ilişkilerdir. Arnavutluk, İsrail için Balkanlar'da ve Adriyatik'te "stratejik bir kale" işlevi görmektedir. Tel Aviv yönetimi; siber güvenlik, teknoloji, enerji ve tarım gibi alanlardaki iş birlikleriyle Arnavutluk'ta her geçen gün daha fazla güçlenmeye çalışmaktadır. Özellikle Başbakan Edi Rama döneminde İsrail Meclisi Knesset'e yapılan tarihi ziyaretler ve Kudüs'te büyükelçilik açma kararı, bu ülkenin İsrail'in Adriyatik'e açılan kapısı olma statüsünü pekiştirmiştir. İsrail için Arnavutluk, Müslüman çoğunluğa sahip olmasına rağmen Avrupa ve NATO'ya yönelmiş bir ortak olarak, Adriyatik üzerinden kurulan bu yeni güvenlik hattının en batıdaki kritik düğüm noktasıdır.
Arnavutluk'ta, İsrail'in Tiran üzerindeki artan etkisini eleştiren bazı çevreler, ülkede İsrail varlığının artmasını toprak kaybı ve egemenlik sorunu olarak değerlendirmektedir. Arnavut tarihçi Olsi Jazexhi, Başbakan Edi Rama'nın Eylül 2024'te İsraillileri Arnavutluk'a resmen davet etmesini, ülkeyi bir "sömürgeleştirmeye davet" olarak nitelendirmiş ve bu durumun Arnavutluk'un ulusal çıkarlarına zarar verdiğini savunmuştur. Rama'nın, hakkındaki yolsuzluk davaları nedeniyle hapse girmekten çekindiği ve bunun karşılığında Netanyahu hükümetinden siyasi koruma sözü aldığı, İsrail'e sağlanan bu imtiyazların arkasında bu tür kişisel anlaşmaların olduğu iddia edilmiştir.
Başbakan Rama her ne kadar "Arnavutluk Yahudilerin evidir" diyerek İsrailli yatırımcıları ve ziyaretçileri ülkesine davet etse de Tiran yönetimi için kritik eşik, Tel Aviv ile olan stratejik ortaklığını özellikle Washington ve Brüksel'e açılan bir kapı olarak görmek ve İsrail'in ABD nezdindeki nüfuzundan faydalanmaktır. Arnavutluk'un İsrail'e yönelik dış politikası, ülkenin Batı dünyasında ılımlı İslam ve dini hoşgörü modeli olarak imajını güçlendirme ve Doğu ile Batı arasında bir köprü olma çabasının bir parçasıdır. İsrail ile kurulan derin bağlar, Arnavutluk'un Avrupa ve NATO yönelimli çerçevesiyle uyumlu bir diplomatik iyi niyet alanı yaratırken; Başbakan Edi Rama'nın Tel Aviv ziyaretlerinin arka planında, ABD yönetimiyle daha yakın temas kurmak için İsrail'in Washington ve Capitol Hill'deki nüfuzunu kullanma arzusu yatmaktadır. Bazı analizlere göre Rama, İsrail ile olan bu yakınlığı, hem ülkesindeki yargı süreçlerine karşı uluslararası siyasi meşruiyet kazanmak hem de ABD'ye yapılacak üst düzey ziyaretler için lobi desteği almak adına bir anahtar olarak değerlendirmektedir. Öte yandan Yunanistan ise,İsrail'in Arnavutluk'ta güçlenmesini, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Balkanlar'daki etkisini dengelemek ve kendi stratejik derinliğini Adriyatik'e kadar yaymak için kritik bir fırsat olarak okumaktadır.
Güney kanadı ve deniz kontrolü: Girit ile Bingazi arasındaki hakimiyet
İsrail'in Adriyatik ve Doğu Akdeniz'deki etkinliğini kalıcı kılmak için odaklandığı bir diğer kritik alan, Libya'nın doğusudur. İsrail, perde arkasından Halife Hafter güçlerine sağladığı askerî ve istihbari destek sayesinde, Kuzey Afrika kıyılarında kendisine dost bir yönetim alanı yaratmayı hedeflemektedir. Hafter yönetimiyle (özellikle BAE ve Mısır üzerinden) kurulan bu gayri resmi ilişkiler, İsrail'e Girit ile Bingazi arasında bir deniz kontrol koridoru sağlama imkânı tanımaktadır. Bingazi-Girit eksenindeki bu kontrol, İsrail'in Avrupa'ya ihraç etmeyi planladığı doğal gazın güvenliğini sağlamak için hayati önemdedir. Hafter'in Libya'nın doğusundaki hakimiyeti, İsrail'in bölgesel rakiplerinin Akdeniz'in bu bölümündeki hareket alanını kısıtlamaktadır. İsrail, Hafter güçlerine hava savunma sistemleri ve milis eğitimi gibi doğrudan destekler sunarak, bu kuşağın güney kanadını sağlama almaktadır.
Diğer taraftan Halife Hafter, Libya'daki askerî ve siyasi gücünü tahkim etmek için İsrail'in askerî teknolojisine, istihbarat eğitimine ve siyasi lobi kapasitesine ihtiyaç duymaktadır. Bu kapsamda Hafter, BAE aracılığıyla temin edilen İsrail yapımı hava savunma sistemlerini kullanmakta, Mossad'tan milis eğitimi ve istihbarat analizi konularında destek almakta ve gece görüşlü dürbün gibi kritik teçhizatların tedarikinde Tel Aviv'e yaslanmaktadır. Siyasi alanda ise Hafter, özellikle ABD Kongresi gibi merkezlerde siyasi zemin kazanmak ve lobi desteği sağlamak amacıyla eski Mossad ajanlarına milyonlarca dolarlık ödemeler yaparak İsrail'in Batı dünyasındaki nüfuzundan yararlanmayı hedeflemektedir. Son olarak, Trablus'ta İsrail ve müttefiklerine karşıt bir yönetimin kurulmasını engelleme ve bölgedeki İsrail karşıtı unsurlarla mücadele etme noktasında İsrail ile Hafter arasında stratejik bir ilişki söz konusudur.
Bingazi ile Girit arasındaki deniz hattı, İsrail için stratejik bir kapı niteliği haline gelmektedir. Bu kapının güvenliği için Hafter, Atina ve Tiran ile ilişkiler oldukça hayatidir. Bölgenin askerî açıdan en kritik jeopolitik önemi, İsrail Hava Kuvvetleri'nin Girit'te konuşlu S-300 hava savunma sistemlerine karşı tatbikatlar yaparak, İran gibi bölgesel rakiplerin benzer kapasitelerine karşı operasyonel hazırlık yapmasına ve askerî kör noktaları gidermesine askerî imkân tanımasıdır. "Noble Dina" ve "Nemesis" gibi çok uluslu tatbikatlar aracılığıyla Girit çevresinde açık deniz doğal gaz platformlarının sabotajlara karşı korunması, denizaltı karşıtı harp ve liman güvenliği kapasiteleri geliştirilerek, İsrail ekonomisinin dış dünyaya açılan can damarı olan deniz ikmal yolları güvence altına alınmaktadır. Dahası Bingazi-Girit hattı koordineli bir tampon bölge işlevi görerek İsrail'e kıyılarından uzak bir stratejik derinlik kazandırmaktadır.
Anlaşıldığı kadarıyla Yunanistan, Güney Kıbrıs, Arnavutluk ve Libya'daki Hafter güçleri ile kurulan bu çok katmanlı ilişkiler ağı, İsrail'i Orta Doğu'nun dar sınırlarından çıkarıp Akdeniz'in hâkim aktörlerinden biri konumuna taşımayı hedeflemektedir. Bu güvenlik hattı, Lübnan'dan başlayarak Güney Kıbrıs üzerinden Arnavutluk'a kadar uzanmakta olup, İsrail'e yalnızca bir enerji koridoru sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda Adriyatik'ten Doğu Akdeniz'e kadar geniş bir deniz alanında güvenliği kontrol etme kapasitesi kazandırmayı amaçlamaktadır. Bu "Yeni Güç Kuşağı", İsrail'in 21. yüzyıldaki milli güvenlik vizyonunun karadan denize, Doğu Akdeniz'den Adriyatik'e kadar uzandığının en somut kanıtıdır.