Dünden bugüne Türkiye-Cezayir ilişkilerinin stratejik önemi

15.05.2026

Cezayir ve Türkiye'nin akademik ve kültürel alandaki ilişkileri de çok önemlidir ve gelişme potansiyeli çoktur. İki ülke yönetimleri ve halkları arasında birbirine karşı çok olumlu bir bakış olmasına rağmen, akademik ve kültürel ilişkiler hala istenen seviyede değildir ama ciddi mesafe de katedilmiştir.


Dünden bugüne Türkiye-Cezayir ilişkilerinin stratejik önemi

Prof.Dr. Ahmet Uysal/ Katar Üniversitesi, Doha

Türkiye-Cezayir ilişkileri derin tarihsel ve kültürel bağlara dayanır. Endülüs'ün düşmesinden sonra Kuzey Afrika'nın da Batı sömürgesine düşme tehlikesi oluşunca Osmanlı-Cezayir birlikteliği zorunlu hale gelmişti. Barbaros Hayreddin Paşa ve kardeşi Oruç Reis'in Osmanlı'ya gönüllü katılmasıyla, İmparatorluğun sınırları Batı Akdeniz'e genişlemiş oldu. Bu bölgede büyük bir askeri varlık bulunduran Osmanlı İmparatorluğu, hem Kuzey Afrika'ya hem de Batı Akdeniz'e uzun süre istikrar getirmiştir. Örneğin, Fas'ı işgal etmek isteyen Portekiz ordusuna karşı Cezayir'deki Osmanlı ordusu işgaline düşmesini engellemiştir (1578).

Osmanlı Devleti, Reconquista olarak bilinen Yeni Haçlıları durdurmak için Anadolu'dan Müslüman Yeniçeri askerleri göndermiştir. Bu askerlerin orada yerli halka evlenmesinden Kuloğlu olarak bilinen yeni bir melez nesil doğmuştur.Cezayir'de Türk kökenlilerin sayısının birkaç milyonu aştığı bilinmektedir. Bu siyaset, Libya ve Tunus'ta da uygulandığı için bu ortak miras Türkiye'de pek bilinmezken Kuzey Afrika'da çok önemsenmektedir. Bu dönemde İspanya ve Portekiz'in Batı Akdeniz'e saldırıları durdurulmuş, engizisyonlardan mustarip olan Endülüs halkının sağ salim çıkışlarına da yardım edilmiştir. Bu Endülüs muhacirlerinin bazıları Kuzey Afrika'daki Osmanlı vilayetlerinde, diğerleri de (Yahudiler dahil) Balkanlar ve Anadolu'da iskan edilmiştir.

Bağımsız tarihçiler nerdeyse tüm dünyayı ele geçiren sömürgecilerin 300-400 yıl Garp Ocakları olarak bilinen Osmanlı'nın Kuzey Afrika'daki topraklarına giremediğini not ederler. Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayınca Batılı güçlerden Fransa, ilk olarak Cezayir'i işgal etmiştir. Osmanlı'ya bağlı olan ve Tunus üzerinden desteklenen Elhac Ahmed Bey, Fransızların Konstantin vilayetine girmesini yaklaşık 20 yıl geciktirmiştir. Batı'da Fransa'ya direnen Emir Abdülkadir de teslim olmak zorunda kalınca Osmanlı'ya sığınmıştır ve fani ömrünü Bursa ve Suriye'de geçirmiştir.

1 milyondan fazla şehit verildi

En kötü sömürge tecrübelerinden birini yaşayan Cezayir halkı,onurlu bir bağımsızlık mücadelesi verirken 1 milyon fazla insanı şehit olmuştur. Bağımsızlık mücadelesi sürecinde (özellikle Menderes döneminde) Türkiye'nin Cezayir'e yardım etmeye çalıştığı yeni ortaya çıkmıştır. Cezayir'in bağımsızlık mücadelesinde Türk kökenlilerin de öncü rol oynadığı görülmektedir. Bağımsızlıktan sonra geçici hükümette görev alan liderlerden en az üç tanesinin Türk olduğunu isimlerinden tespit ettik: Mustafa İstambuli, Lakhdar bin Topal ve El-Emin Han. İsimden belli olmayan başkalarının da olması muhtemeldir ve tarihçilerin bu konuyu araştırması gerekir.

Türkiye gibi Cezayir de kendi başına ciddi stratejik öneme sahiptir. Cezayir, coğrafi ve kültürel olarak Akdeniz, Arap dünyası ve Afrika'nın Sahel bölgesini birbirine bağlayan özel konumu vardır. Afrika'nın en geniş ülkesi olarak, Avrupa'ya yakın olduğu gibi uzun Akdeniz kıyı sahili, deniz güvenliği, göç yolları ve bölgesel ticaret açısından da önem taşımaktadır. Bu geniş coğrafyada ciddi madenler ve doğal kaynakları vardır ve diğer Arap ülkelerine göre ekonomisi çeşitlenmeye müsaittir. Bağımsızlıktan beri komşusu Fas ile rekabet ve gerginlik yaşamaktadır ve iki ülke Batı Sahra yüzünden ihtilaf yaşamaktadır.

Büyük bir enerji gücü

Bugün Cezayir önemli bir enerji gücüdür. Dünya petrol üretiminin yüzde birini sağlarken, doğal gaz payı yüzde 2-3 civarındadır. Özellikle İspanya ve İtalya gibi ülkelere bağlanan boru hatları vasıtasıyla Avrupa'ya doğal gaz ve petrol ihracatında önde gelen ülkelerden biridir. Türkiye ve Avrupa ülkelerine LNG ihraç etmekte; Avrupa yanında Çin ve Kore gibi ülkelere de petrol satmaktadır. Ukrayna Savaşı'ndan sonra, Avrupa ülkeleri Rus gazına alternatif olarak Cezayir enerjisine daha fazla ilgi göstermiştir. Son İran-ABD savaşı Körfez'den gaz ve petrol çıkışını engelleyince Cezayir'in jeopolitik değeri ve uluslararası profili daha da yükseltmiştir.

Güvenlik Cezayir, Afrika'nın en güçlü ordularından birine sahiptir. Sahel bölgesindeki istikrarsızlık ve terörizmden oldukça endişe duymaktadır. Türkiye gibi Libya'nın istikrarına önem vermektedir. Güvenlik ekseninde eskiden beri Rusya ile ilişkileri güçlüdür ve İran ile ilişkileri iyidir. Dış politikada stratejik bağımsızlığa önem verir ve dış müdahalelere karşı hassastır. Hem Batı ülkeleriyle hem de Rusya ve Çin gibi güçlerle ilişkilerini sürdürmeye çalışmaktadır. Bu durum, Cezayir'i Kuzey Afrika ve Afrika jeopolitiğinde etkili bir dengeleyici aktör haline getirmektedir.

İran savaşından sonra Avrupa için alternatif enerji kaynağı olarak Cezayir'in önemi artmıştır. İtalya başbakanı Melonie yanında İspanya ve Portekiz dışişleri bakanları ülkeyi ziyaret etmişlerdir. Diğer taraftan Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun bu dönemde Umman ve Türkiye'ye üst düzey ziyaretler yapmıştır. Eskiden İran eksine daha yakın duran Cezayir, İran ve İsrail eksenlerinin zayıflamasıyla bağlantılı olarak son dönemde güçlenen Sünni eksene (Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan, Katar) daha fazla yaklaşmıştır. En üst ağızdan BAE'ne karşı tavır alarak, Suudi Arabistan'a destek vermiştir.

Türkiye ve Cezayir'in bağımsız politikaları, ortak anlayış ve çıkarları iki devleti doğal olarak bir araya getirmektedir. Filistin meselesindeki ortak tavırları gibi, bölgeye dış müdahalelere karşı çıkışları dikkat çekmektedir. Türkiye ve Cezayir, bölge sorunlarının çözümünde büyük güçlerin değil, bölge ülkelerinin rol almasını istemektedir. İki ülke, Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında ve Türk-Afrika zirveleri kapsamında işbirliği yapmaktadır. Özellikle Filistin meselesi ve İslam düşmanlığı konusunda ortak tavır sergilemektedir. Son yıllarda üst düzey ziyaretlerle ve kapsamlı anlaşmalarla ikili ilişkiler de çok ciddi gelişme göstermiştir.

Cezayir ve Türkiye ekonomileri de birbirini tamamlamaktadır. Türkiye ekonomisi, sanayi, turizm, tarım ve ihracatıyla önplana çıkmaktadır. Cezayir ekonomisi ise petrol ve doğal gaz kaynakları, madencilik ve ithalatıyla bilinmektedir. Cezayir bir yandan ülke ekonomisini güçlendirmeye çalışarak sanayi ve turizme önem vermektedir. Diğer yandan, ülke ekonomisinin petrol ve doğal gaza olan bağımlığının azaltarak çeşitlendirmek istemektedir. Türkiye'nin çok boyutlu ekonomisi ve sanayileşme başarısı, Cezayir'e tecrübe aktarımı anlamında önem arz etmektedir.

Türkiye, Cezayir'i Afrika ve Kuzey Afrika'ya açılan kapı olarak görmektedir. Cezayir, Rusya, İran ve Azerbaycan'dan sonra Türkiye'ye doğal gaz sağlayan dördüncü ülkedir. İki ülke arasında ticaret hacmi arttığı gibi Türkiye'nin Cezayir'de madencilik ve altyapı projelerinden tüketici ürünlerine kadar yatırımları (7-8 milyar dolar) artmaktadır. Türkiye'nin sanayi ve ticaret tecrübesiyle Cezayir'de ortak üretimle hem Afrika ve Arap dünyasına, hem de Avrupa pazarlarına ulaşması daha kolay olacaktır. Cezayir'in doğal kaynakları keşif ve yatırım beklerken Türkiye bu konuda daha aktif rol oynayabilir.

Cezayir ve Türkiye'nin akademik ve kültürel alandaki ilişkileri de çok önemlidir ve gelişme potansiyeli çoktur. İki ülke yönetimleri ve halkları arasında birbirine karşı çok olumlu bir bakış olmasına rağmen, akademik ve kültürel ilişkiler hala istenen seviyede değildir ama ciddi mesafe de katedilmiştir. Cezayir'de Türk dizilerine ve Türk diline ve kültürüne ilgi fazladır. Akademik ve kültürel alanda işbirlikleri başlamıştır ve daha da geliştirilebilir. Örneğin, TİKA kalkınma yardımları yanında ortak tarihi ve kültürel mirasımızın canlandırılması konusuna da hizmet etmektedir. Maarif okulları açılmaya başlamıştır. Cezayir üniversitelerinde Türkçe dersleri ve Türk dili bölümleri vardır ve daha fazlası açılabilir.

Ortak tarih Cezayir için önemli

Cezayirli turistlerin ve öğrencilerin Türkiye'ye ilgisi fazladır ama karşı ilgi eksik kalmaktadır. Cezayir tarafı, kendi kültürü, tarihi, toplumu, geniş coğrafyası ve siyasetinin Türkiye'de daha iyi bilinmesi için daha fazla çaba göstermelidir. Türk okullarında da Cezayir tarihi ve bağımsızlık mücadelesi ve uğradıkları soykırım anlatılabilir. Diğer Arap ülkelerinden farklı olarak Cezayir hem yönetim hem de halk düzeyinde ortak tarihe (Osmanlı Devleti) çok olumlu bakmaktadır. Bu durum ilişkilerin çok daha sağlıklı zemine oturmasına imkan sağladığı gibi, bir çok alandaki ortak çıkarlar, hızla gelişen iki ülke ilişkileri daha da geliştirmektedir.

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun'un Türkiye ziyaretinde çok üst düzeyde bir karşılama yapılmıştır. Aile Bakanı Mahinur Özdemir döneminde ciddi sıçrama gösteren iki ülke ilişkileri son dönemde stratejik ortaklık düzeyine taşınmıştır. Ziyaret esnasında birinci yüksek seviyeli stratejik konsey toplantısı yapılmış ve hemen her konuda görüş alışverişinde bulunulmuştur. Ziyaret esnasında iletişim, ulaşım, tarım, sanayive teknoloji, karşılıklı ticaretin ve yatırımların teşviki ve dezenformasyonla mücadele konularında anlaşmalar imzalanmıştır. Bu anlaşmaların ilişkileri daha da geliştireceği açıktır ama uygulamasının da takibi gereklidir.

İlişkilerin daha da gelişmesi için iki ülke arasındaki seyahat rejiminde bir dönüşüme gidilebilir. Kaldı ki vize muafiyeti Fas ve Tunus vatandaşları için geçerlidir. Buna Cezayir'in de dahil olması, ekonomik gücünün daha yüksek olması nedeniyle olumlu neticeler getirecektir. Keza medya, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının karşılıklı işbirliğine öncelik vermesi faydalı olacaktır. Ticaret ve yatırım açısından Cezayir'in potansiyeli görünenden kat kat fazladır.