Dünya ticaretinin geleceği ve Afrika

6.05.2026

DTÖ verilerine göre dünya ticareti yavaşlarken dünyada ticaretin arttığı önemli kıta olarak Afrika işaret edilmektedir. DTÖ'nün tüm dikkatleri üzerine çektiği Afrika'da dünya ticaret öncüleri arasında ciddi bir gümrük vergisi mücadelesi sessiz sedasız ama yüksek bir şiddette devam etmektedir.


Dünya ticaretinin geleceği ve Afrika

Ömer Faruk Doğan/ Yazar

Bilindiği üzere, 2020 yılların başından bu yana dünyada önce Corona 19 sonra bölgesel krizler ve savaşlar dünya ticaretini ciddi şekilde yavaşlatmıştır. Dünya Ticaret Örgütünün DTÖ öncesinde yüzde 5'ler seviyesinde öngördüğü ticaret artışı, yüzde 1'ler seviyesine geri çekilmiştir. Bazı büyük ticaret öncüsü ülkelerde ihracat artışı yüzde 0,5'lerin altına düşmüş, Almanya ihracat artışını ancak yüzde 0,2 seviyelerinde koruyabilmiştir. Türkiye'de ise Mayıs 2026 aylık ihracat artışımız son zamanların en yüksek oranıyla yüzde 22,3 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bölgemizde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen yaşanan bu önemli artış oranı, üzerinde dikkatle durulması gereken ciddi bir başarı olup ısrarla devamı üzerinde durulmalıdır.

Afrika'da dikkat çeken artış

DTÖ verilerine göre dünya ticareti yavaşlarken dünyada ticaretin arttığı önemli kıta olarak Afrika işaret edilmektedir. Diğer bölgesel krizlerin yanı sıra 28 Şubat tarihinden bu yana devam eden ABD/İsrail-İran savaşı özellikle de dünya enerji vanası konumundaki Hürmüz Boğazı'nın çift taraflı işgali, dünya ticaretini durma noktasına getirmiştir. Enerji arzının ciddi anlamda daralması, enerji fiyatlarındaki istikrarsızlık, aşırı dalgalanmalar, sadece ekonomileri değil iş dünyasını ve iş camiasının hareketliliğini de önemli ölçüde kısıtlamıştır. Yakıt krizi nedeniyle birçok havayolu firması yavaş yavaş oyun dışına çıkmaya başlamıştır. En kayda değer sonuç ise, dünya ticaretindeki hissedilir gerileme ve takibi zorlaşan fiyat artışları, genel enflasyondur.

Bu olumsuzlukların her geçen gün daha yüksek seviyelerde tezahür ettiği süreçte DTÖ'nün tüm dikkatleri üzerine çektiği Afrika'da dünya ticaret öncüleri arasında ciddi bir gümrük vergisi mücadelesi sessiz sedasız ama yüksek bir şiddette devam etmektedir. ABD içeride ekonomiyi istikrara kavuşturmak borçlarını dengeleyebilmek için ABD Başkanı Trump aracılığı ile şiddetli bir GV mücadelesi yürütürken, bir yandan bütün gücü ile Könfez'de İran ile savaşmaktadır. ABD başkanı Trump'ın, uyguladığı değişken ilave GV oranları, ticaret öncülerini istikrarsızlığa zorlarken, Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA) ile Afrika'ya özel muafiyetler tanımıştır. Eylül 2025 sonunda sona eren yasanın geçerliliği geçtiğimiz şubat ayında, geriye dönük ve 31 Aralık 2026'ya kadar uzatılmıştır.

Ayrıca, dünya ticaret lideri Çin, ABD'nin Afrika'ya yönelik girişimlerini karşılıksız bırakmayıp, kıtaya özel ilgi gösterdiğini ve münhasıran Afrika'ya yönelik özel strateji uyguladığını ortaya koymuştur. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Halk Meclisi'nde, 24 Nisan 2025 tarihinde tüm Afrika ülkeleri için ithalatta uyguladığı GV oranlarını 1 Mayıs Cuma'dan itibaren sıfırladığını ilan etmiştir.

Her ne kadar bu karar Afrika lehine alınmış gibi görünse de,karar Çin'in kendi ihtiyaçları doğrultusunda Afrika'dan daha ucuz hammadde temini politikasının bir aracı olarak değerlendirilebilmektedir. Bunu, Afrika ülkelerinin Çin'e yönelik ihracatını artırmaya imkân tanıyacak bir teşvik unsuru olarak da görmek mümkündür. Bu yaklaşım, Washington'un Nisan 2025'te başlattığı Afrika Kıtası'na yönelik yaklaşık otuz Afrika ülkesi arasındaki tercihli GV'siz ticaret anlaşmasına bir reaksiyon ve kıtanın önde gelen ekonomik ortağı olma konumunu güçlendirme yaklaşımı olarak da görülebilir. Nitekim, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping; "sıfır tarife" politikasının "Afrika'nın kalkınması için yeni fırsatlar sunacağını" söylemişse de, Afrika'nın Çin ile ticaretinin Çin lehine olduğu dikkatten uzak değildir.

Çin pazarındaki büyük fırsat

Doğu Afrika'nın nispeten ekonomik çeşitliliğe sahip güçlü ülkesi Kenya'nın, çay, kahve, çiçek ve hatta kuruyemiş gibi,ekonomisinin temel direği konumundaki tarım ürünlerinin Çin pazarı açısından büyük fırsatlar sunduğu da dile getirilen önemli bir yaklaşım. Afrikalı tarım ürünleri ihracatçılarının, Çin'in uygulamaya aldığı GV muafiyetinden en çok faydalanan kesim olabileceği, Çin pazarında önemli pay edinme imkanının önünün açılabileceği belirtilmektedir. Münhasıran "susam, avokado veya kahve gibi ürünlerde GV'lerinin tamamen sıfırlanması, Afrika lehine önemli sonuçları beraberinde getirebilecektir.

GV muafiyetinin, Çin'in zaten önemli tedarikçilerinden Angola veya Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi büyük petrol ve mineral üreticilerinin Çin'deki varlık ve etkinliğini önemli ölçüde güçlendirme imkânı oluşturacağı düşünülüyor. Pekin'in yıllardır istikrarlı bir şekilde Afrika menşeli ürünler için GV oranlarını aşamalı olarak düşürerek kıtanın en yoksul ülkelerinden 30'unun, Çin piyasasına zaten girme imkanı sağladığı, bu suretle kendi ihracat imkanlarını katlayarak Afrika kıtasının en önemli ticaret ortağı haline geldiği de biliniyor. Uluslararası Stratejik İlişkiler Enstitüsü'nün (IRIS) 2025 verilerine göre Çin'in Afrika ile ticaret hacmi 348 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda.

Afrika'nın Çin'e yönelik ihracatının 2/3'ten fazla bir bölümünün zaten pazara GV'siz girdiği, kalan az bir bölümünün ise yüzde 5'in altında önemsiz vergiye tabi olduğu, yeni kararla, "0" GV oranının 50'nin üzerinde ülkeye yaygınlaştırılmasının, aslında mevcut durumun ilanı olduğu söylenebilir.

Asimetrik bir ticaret modeli

Ancak, Afrika ülkelerinin Çin'e ihracatlarını kısıtlayan lojistik darboğazı, idari mekanizmaların farklılığı, ürün kalitesi ve tüketim alışkanlık farklılığı önemli bir engel teşkil etmektedir. Afrika için sanayi çeşitlendirmesi olmadan, GV'lerinin "0"lanması, Çin lehine asimetrik bir ticaret modelini zorlayacak gibi görünmektedir. Çin'e yönelik Afrika menşeli ürün ihracatı hacim olarak artabilecek gibi görünse de Afrika'da yapısal dönüşüm olmadan, uygulama Çin ürünlerinin Afrika pazarındaki hacminin artışı olarak yansıyabilecektir. Dolayısıyla bu yeni sürecin kazananın da Afrika değil, Çin olduğu söylenebilir.

Çin'in kıtanın önde gelen ekonomik ortağı olma statüsünü giderek pekişeceği öngörülebilir. Kritik hammadde tedariğini güvence altına almanın yanı sıra, Afrika ekonomik sistemindeki varlığını daha da güçlendirebileceği gözlenmektedir. Bir başka ifadeyle; Afrika, "Çin-Amerikan" ticaret rekabetinin yeni merkezi olma konumundadır.

Diğer taraftan, önemli bir başka husus ise, son on beş yılda, Çin'in Afrika'da geniş altyapı yatırımı ve etki programı olan "Yeni İpek Yolları"dır. Afrika genelinde yollar, limanlar, gökdelenler ve kamu binaları inşa edilmektedir. Kıtada ABD ise Kongo ve Zambiya madenlerinin Atlantik Okyanusu'nda Angola kıyılarına bağlanmasını amaçlayan büyük demiryolu projelerini finanse etmektedir. Çin'in stratejik bir proje olarak Afrika bakır kuşağını, Hint Okyanusu'ndaki Tanzanya kıyılarına bağlayan rakip demiryolu hattını yenilemesi de bölgede üstünlük elde etme, rekabet projeleri olarak değerlendirilmektedir.

Esas olarak kıtada, tüm bu kıyasıya mücadelede daha mütevazi ancak, insani değerleri önceleyen dış politika yaklaşımıyla Türkiye öne çıkmaktadır. Sn. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu özel "Afrika Stratejisi", kazan-kazan anlayışına dayalıdır, karşılıklı ilişkiler birebir göz hizasındadır. Kısıtlı imkanlarla çok daha büyük gelişme ve imkanların elde edilmesinin mümkün olduğunu bu strateji ortaya koymuştur.

Ayrıca, önümüzdeki 17-18 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek, "Uluslararası İnşaat Zirvesi Türkiye-2026" etkinliğinin tüm ülkeler açısından olduğu gibi,özellikle bu alanda çok bakir olan Afrika için de karşılıklı büyük imkanlar sunabileceğinin ilgili kesimlerimiz tarafından dikkatle değerlendirildiği düşünülmektedir. Organizatör kurum Türkiye Müteahhitler Birliği başta olmak üzere, ilgili tüm kurumlarımız ve müteahhitlerimizin bu büyük fırsata özel önem atfetmeleri, bölgede yaşanan savaşta yıpranan Körfez'in yeniden yapılanması açısından önemlidir. Bunun yanı sıra, müteahhitlik sektörümüz ve ihracatımız açısından yeni imkanları beraberinde getirebilecek nitelikte olan bu organizasyon, Türkiye'yi Afrika'da rekabet halindeki ABD'nin de Çin'in de önüne çıkarabilecek kabiliyete sahiptir.