Dünyanın ilk 10’una doğru

Prof. Dr. Mehmet Bulut / İstanbul Sabahattin Zaim Ünv.
23.01.2016

Dünyanın değişik bölgeleri ve Avrupa’nın belli başlı ülkelerini de derinden etkileyen ekonomik ve finansal krizlere karşın Türkiye, istikrar içinde büyüyen bir ekonomik modeli hayata geçirmeyi başarmıştır. Hem reel ve hem de finansal piyasalardaki istikrar yanında, ihracat, istihdam, kamu finansman dengesi ve büyüme alanındaki gelişmeler önümüzdeki on yıllardaki hedefler bakımından ümit vericidir.



Barışa Son Veren Barış  adlı kitabın yazarı David Fromkin Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti altında bulunan beş asırlık barış coğrafyasının (Pax Ottomana) çözülmesinden sonra modern Ortadoğu’nun kuruluş serüvenini, büyük güçlerin yüz yıl önce buradaki rollerini ve mücadelelerini ayrıntılı bir şekilde anlatır. Aynı büyük güçler yüz yıl sonra Ortadoğu’da neredeyse tekrar aynı rolde ve mücadele alanında. Bir fark var ki bu sefer sanki İran da önemli bir oyuncu olarak oyuna dahil olmuş durumda.

Osmanlı Devleti’nin durdurulmasından sonra dünya tarihi, siyaseti ve ekonomisine yön verme potansiyeli bulunan Türkiye, uzun bir dönem kontrol altında tutulduğu için yirminci yüzyıl boyunca dünya ekonomisi ve siyasetinde sınırlı bir role sahip olabilmiştir.

Hesaplar yeniden yapılıyor

I. Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenen düzende, özellikle Avrupa’nın hakim güçlerinin Türkiye için öngördükleri gelecek herkesin malumudur. Türkiye’nin son yıllardaki başarısı, özellikle bölgesel düzeyde hesapları bulunan güçleri ve belli merkezleri tedirgin etmişe benzemektedir. Daha da önemlisi bu gelişmeler dünyadaki belli güç merkezlerinin dikkatini bir kez daha bölge ve Türkiye’nin üzerine çekmiştir. Bölgesinin en büyük ekonomik gücü olarak 2023’te dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı hedefleyen Türkiye’nin  bu yönelimi bazı çevrelerin hesaplarını yeniden yapmalarını gündeme getirmiştir. Son dönemlerde yaşananlara bakıldığında Türkiye’nin kolay kolay ilerlediği bu yolda, kendi haline bırakılacak gibi bir durumu kabullenemediklerine çok açık biçimde işaret etmektedir. Dünyanın büyük güçleri, demokrasi, insan hakları vb. edebiyatını da zaman zaman dillerine dolayarak Türkiye’yi yeniden çevrelemiş ve oyunu yeniden kurmaya girişmişlerdir.

Son dönemlerde sık sık yaşanan ve dünyanın değişik bölgeleri ve Avrupa’nın belli başlı ülkelerini de derinden etkileyen ekonomik ve finansal krizlere karşın Türkiye, istikrar içinde büyüyen bir ekonomik modeli hayata geçirmeyi başarmıştır. Gerçekleşen üç önemli seçimle birlikte ülkeyi karıştırmaya dönük dış destekli hamlelerin yanında, yakın çevresindeki istikrarsızlıklar, göçler, savaşlar, siyasal, sosyal ve ekonomik krizlere rağmen Türkiye ekonomisindeki istikrar dikkat çekicidir. Hem reel ve hem de finansal piyasalardaki istikrar yanında, ihracat, istihdam, kamu finansman dengesi ve büyüme alanındaki gelişmeler önümüzdeki on yıllardaki hedefler bakımından ümit vericidir. Tabiatıyla başta AR-GE olmak üzere, katma değeri yüksek ürünler üretme, belli başlı sektörlerde uzmanlaşma, göç yoluyla aramıza katılan muhacirleri de hesaba katarak genç nüfus potansiyelimizin daha etkin ve verimli istihdamını sağlayacak şekilde istikbale hazırlanması konusunda üniversite-sanayi-toplum işbirliğinin arttırılması yoluyla orta gelir tuzağından çıkmak için gerekli çalışmaların yapılması ayrı bir öneme haizdir.

Oyunu doğru okumak

Türkiye’nin kendi içindeki öncelikli meselelerine mutlaka ve zaman geçirmeden çözüm bulması, sonrasında da bölgesel ve küresel ölçekteki “oyun” u doğru okuması ve ona göre ekonomik, sosyal, siyasal, hukuki alanlardaki gerekli tedbirlerini alması gerekmektedir. Yaşadığımız bu zor coğrafyada kartlar yeniden karılırken, başta göç, savaşlar ve açlık olmak üzere dünyada sorunlar yaşanırken tarih 21. yüzyılın başında Türkiye’ye bir kez daha büyük sorumluluklar yüklemiştir.

Başta İslam coğrafyası olmak üzere yaşanan savaşlarda her gün insanlar ölmeye devam etmektedir. Bu gelişmelerden etkilenen milyonlarca insan göçe zorlanmakta ve insani dramlar gün be gün artmaktadır. Türkiye günümüzde insani dramlar konusunda en duyarlı ülkelerin başında gelmektedir. Gerçekten Türkiye insani ve sosyal yardımlar konusunda öncü bir konumdadır. Özellikle medeniyetimizin üretim, paylaşma, diğerkamlık gibi alanlardaki birikiminin başta yakın coğrafyamız olmak üzere tüm insanlığa daha sistemli bir şekilde aktarılmasına ihtiyaç vardır. Bu çerçevede Türkiye’nin ekonomide İslam ekonomisi ve İslami finans konusu alanında etkinliğini artırması, bölgesel ve küresel gelişmelerin olumsuz etkilerini minimize edecek tedbirlerin hayata geçirilmesi ve var olan insan kaynağının daha nitelikli ve katma değeri artıracak şekilde istikbale hazırlanmasının önünü açacak anayasal değişiklikler dahil yapısal dönüşüm beklenmektedir.

2050’yi beklemeden

Milletin oynanan oyunları fark edip vaziyete el koyması, devlet-millet kaynaşmasının temin edilmesi ile 2030 ve 2050’yi beklemeden Türkiye’nin 2023’te dünyanın ilk 10 büyük ekonomisinden biri olması mümkündür. Bunun için başta insan kaynağı olmak üzere Türkiye’nin öncelikle sahip olduğu potansiyelini en etkin ve verimli bir şekilde hayata geçirmesi ve sahip bulunduğu enerjisini sinerjiye dönüştürecek yapısal dönüşümü gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu hedefin gerçekleşebilmesi, büyük ölçüde toplumun tüm kesimlerini bu “sürece” dahil edebilme maharet ve becerisini ortaya koymaya ve “anayasa” başta olmak üzere gerekli değişikliklerin zaman kaybetmeden hızla hayata geçirilmesine bağlıdır. Türkiye bu konuda yeterli tecrübe birikimine sahiptir. Tarihsel birikim ve yaşadığımız coğrafyanın mirasına sahip olan Türkiye tüm kesimleriyle yeniden birlik ve beraberlik içinde milletiyle bütünleşmiş basiretli ve ferasetli yöneticileriyle bunu gerçekleştirebilecek potansiyeli taşımaktadır.

mehmetbulut05@gmail.com