Duyguların tarihi müzik arşivlerinde

5.11.2021

Müzikte Batı'da, 18. yüzyıl rasyonelliğini temsil eden, "müzik müzik içindir" anlayışı benimsendi. Klasik dönemde formun mekanik formülü reçete edilmişken düzen, mantık ve açıklık, bol arpej ve gam geçişleri kullanımıyla, armonik kurallara sıkı bağlılıkla, düzenli, keskin çerçevesi çizilmiş ritimle, sabit tempoyla tanımlanarak makine çağının standardize olmaya evrilen yeni insanına adapte oldu.


Duyguların tarihi müzik arşivlerinde

Doç. Dr. Evren Kutlay / Yazar

Duygular tarihi çalışmaları uluslararası bilim dünyasında hız kazanıyor. Türkiye'de ise henüz bebek adımlarla farklı disiplinlerle ele alınmaya başlandı. Duygu tarihçilerinin kaynakları literatürde törenler, arkeolojik kalıntılar, dini retorik, edebiyat, tıp, fen bilimleri, sosyoloji, psikoloji, kültürel çalışmalar alanlarına dair malzemeler olarak tanımlanmaktadır. Doğrudan somutlaşmış duygular kadar örtülü/gizli duygular, karşılaştırmalı duygular, ikilikler, duyguların kesişimi gibi olgular duygular tarihi araştırmacılarının tespit mekanizmalarında uygun kaynaklardan etkin, birden fazla disiplini hesaba katan metodolojilerle tahlil edilmelidirler. Arşivler tarih araştırmalarında öne çıkan başvuru kaynaklarıdır. Duygular arşivlenir mi? Bence, duyguların tarihini müzik arşivlerinde tespit edebilmek mümkün. Üstelik müziğin dili bilinirse çok daha derinlikli taramalar ve analizler yapılabilir.

Duygunun dışavurum araçlarının belgeleri, duygular tarihi araştırmaları için veri niteliğindedir. Konu hangi süreci kapsarsa kapsasın bu belgelerin sadece yazıyla veya görsel imgelerle ifade edildiğini düşünmek araştırmacıyı konusuna dar bir bakış açısıyla bakma tuzağına düşürür. Müzik ve kaynağı olan ses insanın doğasındadır. Yazılanın sesi ise harflerle sınırlı değildir. Besteci tarihin duysal tanıklarından biri olma görevini bilinçli ya da farkında olmadan üstlenir. Yaşadığı dönemin kaydını kendi araçlarıyla tutar. Dolayısıyla duysal malzemeden duyguyu okuma duygu tarihçisinin çalışma alanına girer. Verilerin yorumlanması ise tarihçiliğiyle el ele yürümek zorundadır. Toplumsal olaylar, toplumsal hafıza, sosyal grupların hareketleri, toplumsal cinsiyet, sınıf analizleri, kavramsallaştırma ve kodlama biçimleri ve bunların zamansal dönüşümü alan (müzik) yöntem ve teknikleriyle tarihselleştirilir ve böylelikle müzik üzerinden bir duygular tarihi arşivi oluşur.

Duyguların tarihselliği

Duygular tarihinin temel sorunsalı duyguların tarihselliğini, incelenen duygunun dönemindeki karşılığını yorumlayabilmektir. Diğer bir deyişle, mesele, ele alınan duygunun değerinin, anlamının, ne ifade ettiğinin, nasıl bir deneyime yaklaştığının ya da doğrudan yol açtığının tespit edilebilmesi gereğidir. Duyguları tecrübe etme biçiminin dahi kişisel ve/veya toplumsal devinimlere, dönüşümlere ve tekâmüle bağlı değişkenlik gösterebilmesi duygular tarihi araştırmalarının çok yönlü kaynaktan beslenmesi gereğine dikkatimizi çekmelidir. Endüstrileşmenin ilk adımlarıyla üretimde makineleşme insana mekanik hayata adım attırdı. Müzikte ise Batı'da, 18. yüzyıl rasyonelliğini temsil eden, "müzik müzik içindir" anlayışı benimsendi. Klasik dönemde formun mekanik formülü reçete edilmişken düzen, mantık ve açıklık, bol arpej ve gam geçişleri kullanımıyla, armonik kurallara sıkı bağlılıkla, düzenli, keskin çerçevesi çizilmiş ritimle, sabit tempoyla tanımlanarak makine çağının standardize olmaya evrilen yeni insanına adapte oldu. Patronaj sistemiyle çalışan besteci, örneğin sosyal bir toplantı (eğlence, ziyafet, resmi buluşma, vb.) için hamisinin ısmarlaması üzerine bestelediği eserinde o olayın toplumsal, sınıfsal veya mekânsal duygusunu müzikal öğelerle vurguladı.

Arşivleri yorumlamak

Peki birbirine tepki olarak doğan akımlarda duygular ve onların müzikal ifade biçimleri, sembolleri, türleri, araçları da dönüştü mü? Örneğin Bach'ın karanlık, kasvetli, melankolik, naif minör tondaki bir eserinin sonunu sürprizli olarak majör bir akorla bitirmesi, şaka kabul edilirse beklenmeyenin yaratacağı hayret, şaşırma, kafa karışıklığı ve belki rahatsızlık hissi negatif algılanırken, karanlıktan aydınlığa çıkışı ifade etmeyi hedefliyorsa ümit, mutluluk, neşe, güven, iyiye inanç gibi pozitif duygulanımı, dolayısıyla da ikili bir duygu yelpazesini sunuyor olabilir. Klasik döneme gelindiğinde sadece bir akorla uyandırılabilen bu duygular uyaranın belki de zamana yenik düşerek sıradanlaşmış, Beethoven ile ancak karmaşık, hızlı tempolu, geniş, şaka adıyla anılan yeni bir formla (Scherzo) ses getirir hale gelebilmiştir.

19. yüzyılın ilk yarısında Klasik döneme tepki olarak, duyguları merkeze alan, bestecinin duygusal tasvirine ve esinlenmesine odaklanan Romantizm akımı, önceki yüzyıllarda örtük olan duyguları yeni baştan tanımladığı kurallarla ifşa etti diyebiliriz. Sadece söylenmeyene değil, dönüşen, ya da o güne kadar hiç bilinmeyen, fark edilmeyen yeni duygulara tercüman oldu. Burada terminoloji, armonik kurallar, artikülasyon ve daha nice mekanizma kadar aktarım araçlarının türleri ve kapasiteleri de etkilidir. Bach'ın klavyeli çalgısı org, ne Mozart'ın ya da Beethoven'ın, ne de Sanayi Devrimi'nin getirdiği teknolojik imkânlarla geliştirilmiş 19. yüzyıl Chopin'inin ya da Liszt'in piyanosu gibidir. Yani Barok Bach'ın, Klasik Mozart'ın, ya da eserlerine Appasionata (Tutkulu) gibi başlıklar atan, formlarla oynayan, Romantik döneme köprü olan Beethoven'ın, ya da daha önceki yüzyıllarda olmayan Romans, Balad, Rapsodi gibi Romantik formlarda eserler besteleyen Chopin'in duyurduğu duygular, dönemin gereklerinin yanı sıra çalgıların sürekli evrimiyle değişen ses renklerinin, tınıların ve dinamik opsiyonların (piano (hafif) veya forte (kuvvetli)'nin) ekstrem uçlarına kadar duyurulabilirliğinin etkisiyle, notaya yazıyla eklenen dolce (tatlı), cantible (şarkılı) gibi terminoloji dağarcığının ekstra vurguladığı taleplerle her defasında yeniden tanımlanmış olabilir. Ayrıca çalgılar, duygu yaratımı açısından görev üstlenirken kendi familyalarındaki gelişmelerin ışığında değerlendirilmelidirler. Örneğin, bugünün duyanına, lir arp kadar ya da klavikord piyano kadar zengin bir duygu çeşitliliği sunamayabilir.

Sosyal hiyerarşi ve ötesi

Müzik sözcüğüyle ona dair alt kavramları genellediğimizden, alana dokunuşlarla yapmaya çalıştığımız, duygular tarihi çalışmalarına müziğin ne kadar çok yönlü, geniş bir perspektif sunabileceğine dair görüşlerimizi paylaşmaktır. Toplumsal katmanların duygusal hafızalarını ise müzik türleri açısından değerlendirmelerle yorumlayabiliriz. Örneğin, Amerika'ya getirilen Afrikalı kölelerin kökenlerine dayanan, düşük sosyoekonomik sınıfı temsil eden Caz müziğini ve bu kölelerin tarlalarda çalışırken söylediği, acı, hüzün, özgürlük özlemi gibi duyguları anlatan Blues'u ele alalım. Bugün sınıf hiyerarşisinin en tepesindeki gruplara hitap eden, kendisini elit, gelişmiş ve entelektüel olarak tanımlayan dinleyicisiyle yeniden konumlanan bu müzik türleri, tarihsel süreçte duygu hafızasındaki dönüşümü, tüketicisini köle müziğinden entelektüellik varsayımına taşıyarak vurgular. İsyan ve acının, göçün, kent yoksulluğunun ifadesi olarak arabeskin sosyal statüsündeki ve dolayısıyla temsil ettiği duygulardaki değişim de benzerlik addedebilir. Diğer yandan, gurbet hissinin yarattığı sıla hasreti türkülerde, ölümlerin acıları, yas, yalnızlık, kayıplar, özlem ağıtlarda, zafer kutlamalarının coşkusu marşlarda kültürel bağlamlarında kendi duygular tarihlerini yazarlar.

Koro ve/veya çalgı topluluklarını kapsayan müzik formları ya da kalabalık gruplarca gerçekleştirilen icralar, eserde temsil edilen duygu(ların) yoğunluğunu artırırken kolektif bilinç düzeyinde bir duygu hafızasını nesillere aktarmaktadırlar. Birden fazla kültürde kabul görmüş eserler de kollektif bir duygu hafızası oluşturabilir. Örneğin, Mozart'ın Do M Varyasyonlarının teması, bizim "Daha dün annemizin kollarında yaşarken" olarak bildiğimiz kesit, geniş coğrafyalarda yüzyıllardır çocuk şarkısı olarak mutluluğu temsiliyle kabul görmüştür.

evrenkutlay@gmail.com