Emperyal düşleri Doğu Akdeniz'de boğan Akka savunması

Koray Şerbetçi / Tarihçi, Yazar
25.09.2020

Akka savunması; Batı'nın emperyal düşlerine karşı bugün Ortadoğu diye adlandırdığımız bölgede her daim savunma insiyatifini elinde tutan ve Doğu'yu yağmalamak isteyen Batı'nın tarih boyunca karşısına dikilen Türk etkeninin örneğidir. Bu yüzden Fransızların Cezzar Ahmet Paşa'yı hatırladıkça Doğu Akdeniz'deki emperyal düşleri adeta bir karabasana dönüşmektedir.



Takvimler 1799 tarihini gösterirken Napolyon önderliğinde başlayan Akka Kuşatması tarihin seyrine etki edecek önemli bir sayfayı açmaktaydı. Saldırıları sertleştirdi. Napolyon’un başlattığı saldırı ne kadar şiddetleniyorsa Osmanlı komutanı Cezzar Ahmet Paşa’nın direnci de o kadar sertleşiyordu. Yaşlı ve deneyimli Cezzar Ahmet Paşa’nın emrindeki askerlerin kaledeki direnişi bir destan boyutuna çoktan erişmişti.

İstanbul’dan gelen yardım

Kale savunulmaya devam edilirken, İstanbul’dan gelen bir yardım yanlışlıkla, Fransızların elindeki Yafa’ya gitmişti. Geminin içindeki casuslar, mürettebatın kafasını karıştırıp, donanmanın Akka’ya değil de Yafa’ya yanaşmasını sağladı. Giderek sertleşen Fransız saldırıları, kuşatmanın başlamasından yaklaşık bir buçuk ay sonra sonra ilk sonucunu verdi.

Öyle ki Akka Kalesi'nin Fransızların eline geçmesine ramak kaldı. İstanbul’dan Cezzar Ahmet Paşa’ya gönderilen iki gemi dolusu cephane ile yüklüce bir altını ele geçirmiş olan Fransızların bu başarıdan kuvvet ve moral bularak şiddetlendirmesinin meyvasıydı bu başarı.

Göğüs göğüse

Burc-ı Ali Kulesi’ni lağım açarak yıkan Fransızlar, Akka’dan içeri ilk adımlarını attılar. Bir süre sonra Akka içinde kimsenin kimseyi tanımadığı göğüs göğüse bir mücadele başladı. Tam bu noktada kale düşmek üzere iken Cezzar Ahmet Paşa’nın komutanlık kabiliyetini muazzam bir şekilde ortaya koyması ve kahramanca mücadelesi kaleyi kurtardı.

Osmanlı merhameti

Ama bu sırada ilginç bir gelişme yaşandı. Fransızlar Akka Kuşatması’nda büyük bir bozguna uğrayıp geri çekilince canlarını kurtarabilen Fransız kuvvetlerinden ikiyüz kadarı ne yapacağını bilmez bir halde Akka içindeki büyük camiye sığındılar ve gün ağarıncaya kadar direnip sabaha teslim oldular. Bu kadar büyük bir mücadeleden sonra, cami içinde esir alınan Fransızlar, Napolyon’un Yafa’da yaptıklarına misilleme olarak kılıçtan geçirileceklerini düşünüyorlardı. Fakat Cezzar Ahmet Paşa, görülmedik bir Osmanlı merhametiyle bu savunmasız askerleri serbest bıraktı. Yaşlı paşa dünyaya sadece Fransızlara karşı Türk askerî kabiliyetini gösteremiyor aynı zamanda savaşın bir ahlakı olduğunun da somut örneğini gözler önüne seriyordu.

Bu esnada kuşatmanın kaleye Rodos Adası’ndan üç bin kadar Nizam-ı Cedid askeri geldi. Sultan III.Selim’in en büyük projesiydi Nizam-ı Cedit askerleri. Kısacası III.Selim’in Batı karşısındaki yenilgilere karşı Türk savaşçı ruhunu modern silahlarla donatarak ve yeni askerî modeli benimseyerek yeniden ihya etme projesinin somut adımıydı kuşatmaya yetişen askerler. Nizam-ı Cedit askerlerinin gelmesiyle zaten yıpranmış olan Fransız ordusu, bunu duyunca moral bakımından iyice çöktü. Şimdi artık bir adım geri adım atmayan Cezzar Ahmet Paşa’nın yanında daha büyük bir ordu vardı. Artık Napolyon kaleyi alamayacağını anlamıştı.

Napolyon önderliğindeki Fransız işgal ordusu sadece askerî açıdan Akka Kalesi önünde durdurulmamıştı.

Emperyal imparatorluk hayali

Aynı zamanda Fransa’nın İngiltere’ye heveslenerek doğuda kurmak istediği emperyal imparatorluk hayalleri de Akka Kalesi önlerinde tuzla buz olmuştu. Ama Napolyon bu mağlubiyetin hırsıyla geri çekilirken belki yüz yıl sonra bu bölgeyi Batı emperyalizmine karşı savunmasız bırakacak olan politik ayrılık virüslerini bu topraklara saçmayı ihmal etmedi.

Ne mi yaptı? Aslında günümüz insanına hiç de yabancı gelmeyecek olayların tohumlarıydı bunlar:

Önce Mısır’ı Osmanlıdan koparmak için “Mısır Mısırlılarındır” sloganını ortaya attı. Böylece bir Mısır milliyetçiliği oluşturup Mısır Araplarını Osmanlı’ya düşman etmeye uğraştı. Ardından Lübnan’ın Katolik ahalisi olan Marunilere mektup yazarak aslında kendisinin Haçlı Seferi yürüttüğünü ve Müslümanlara karşı orduna katılmayı teklif etti. Sonra aynı zamanda Lübnan ahalisinden Dürzi ileri gelenlere haber saldı ve maksadının Dürzileri bağımsızlığına kavuşturma olduğunu söyledi. 1799’da Moniteur Universelle gazetesinde bir bildiri yayınlayarak Suriye ve Filistin’de kurulacak bir Yahudi Devleti ile Yahudileri bağımsızlaştıracağını ilan etmişti. Bunu yaparken Mekke Şerifi ve Vahhabi hareketinin lideri Abdulvahhab’a da mektup yollayarak Araplara bağımsızlık vermek istediğini söylemişti.

İşte Fransız generalin saçtığı bu ayrılık tohumları daha sonra İngilizler tarafından sinsi politikalarla sulanacak ve bu zehirli tohumların meyveleri günümüze dek İslam coğrafyasının kanlı bir alt üst oluşa sürükleyecekti.

Öyleki Fransız komutan Akka önlerinden bu zehirli tohumları saçarak geri çekilirken dudaklarından da: “Eğer Türkler beni Akka önünde durdurmasaydı, bütün doğuyu ele geçirmek işten bile olmayacaktı” sözleri dökülmekteydi. Fakat tam bu noktada tarih, bu konuyla ilgili bir soruyu kendiliğinden ortaya çıkarmakta: Napolyon’a Moskova’yı bırakan, kenti ateşe veren, açlıktan ve soğuktan kırılan Fransız ordusuna baskın vererek bir galibiyet kazanan Kutuzov’un adı göklere çıkarılırken, tam bir siyaset ve askerlik dehası Cezzar Ahmet Paşa’nın cesaret ve zeka içeren bir taktikle Napolyon’u perişan etmesinden neden söz edilmez?

Napolyon’un hayatını anlatan Fransız yapımı ünlü bir belgeselde işte bunların hiçbirinden bahsedilmez. Hatta Cezzar Ahmet Paşa’nın adı bile geçmez. Akka’da olanlar “Napolyon Akka seferinde başarısız olarak geri çekildi”gibi sanki Napolyon’un karşısında hayalet bir rakip varmış gibi muğlak bir ifadeyle geçiştirilir. Aslında Fransızlar Akka Kalesi’nde kimin olduğunu gayet iyi bilmekteler ama 19. asırda Avrupa ordularını silindir gibi eze eze Moskova’ya kadar giden Avrupalı bir generalin bir Türk paşası karşısındaki çaresizliğini anlatmanın tehlikesinin de çok iyi farkındadırlar. Ama bu sadece Batı kibrinin ete kemiğe bürünmüş hali olan Fransızların kaprisinden de öte bir meseledir. Zira bu savunma aynı zamanda; Batı’nın emperyal düşlerine karşı bugün Ortadoğu diye adlandırdığımız bölgede her daim savunma insiyatifini elinde tutan ve Doğu’yu yağmalamak isteyen Batı’nın tarih boyunca karşısına dikilen Türk etkeninin canlı örneği olarak durmaktadır. Bu yüzden Fransızların Akka savunmasını ve Cezzar Ahmet Paşa’yı hatırladıkça Doğu Akdeniz’deki emperyal düşleri adeta bir karabasana dönüşmektedir.

Hadi Fransızları anladık...

Fakat işin garip bir yanı da var. Elbette Fransızların bu tavrını bir yere kadar anlamak mümkündür. Ama garip olan kısmı ise Türk kamuoyunda Cezzar Ahmet Paşa’nın adının tarihçiler dışında neredeyse hiç bilinmemesidir. Aslında Türk çocuklarına ve gençlerine adının ezberletilmesi gereken, yaptığı savunmanın edebiyattan sinemaya dek her alanda Batı’nın karanlık gözlerine bir projektör tutulması gibi sokulması gereken bir savunmadır Akka savunması. Fakat bunların hiçbirinden eser yok maalesef. O zaman insanın aklına ister istemez şöyle bir düşünce geliyor: Birileri, eğer Türkler Cezzar Ahmet Paşa’nın farkında olurlarsa Fransa karşısında aşağılık kompleksi duymaktan vazgeçeceklerinden korkmuş olabilir mi?

korayserbetci@gmail.com