Özbek-Türk stratejik ortaklığının derinleştirilmesi, yalnızca iki ülkenin gelişimine değil, aynı zamanda güvene, karşılıklı saygıya ve bölgenin geleceğine yönelik ortak sorumluluğa dayanan yeni bir uluslararası işbirliği modelinin şekillenmesine katkı sağlayacaktır.
Abdulaziz Kamilov/Özbekistan Cumhurbaşkanı Dış Politika Danışmanı
Bir zamanlar Osmanlı saraylarının salonlarında Semerkant ve Buhara'dan gelen elçiler, yabancı olarak değil, kardeş olarak — "dünya biliminin merkezi ve İslam medeniyetinin başlıca odaklarından birinin temsilcileri" sıfatıyla — kabul edilirdi; çoğu zaman protokol sırasını dahi beklemeden huzura çıkarılırlardı.
Bugün, yüzyıllar sonra, bu eşsiz tarihî yakınlık başarıyla yeniden tesis edilmekte ve yeni boyutlar kazanmaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel angajmanı ve siyasi iradesi sayesinde Özbekistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, sıradan iş birliği çerçevesini aşarak; ekonomik çıkarların sinerjisi, stratejik önceliklerin örtüşmesi ve derin tarihî-kültürel karşılıklı bağlılık temelinde yeni bir kapsamlı stratejik ortaklık modeline dönüşmüştür.
Modern Özbek-Türk ilişkilerinin başarılı gelişiminin temel unsurlarından biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ileri görüşlülüğe ve uzun vadeli ortaklıklar inşa etme kabiliyetine dayanan geniş siyasi tecrübesidir.
Onun kişisel inisiyatifi, ortak girişimlere verdiği istikrarlı destek ve somut sonuçlara ulaşma yönündeki kararlılığı, ikili etkileşime yeni bir dinamizm ve derinlik kazandırmıştır.
Bugün Özbekistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, kararlı bir şekilde tam kapsamlı stratejik ortaklığa doğru evrilmektedir; bu ortaklık yalnızca iki ülke arasındaki etkileşim düzeyini yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda Orta Doğu ve Avrupa'dan Asya-Pasifik bölgesine kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeni bir bölgesel mimarinin önemli bir unsurunu teşkil etmektedir.
Özbek-Türk iş birliğinin gelişimine, en üst düzey temasların yoğunluğu ve pratik verimliliği özel bir dinamizm kazandırmaktadır.
Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi
2017 yılından bu yana iki ülke liderleri arasında en az sekiz karşılıklı ziyaret gerçekleştirilmiş olup, her biri somut iş birliği mekanizmalarının hayata geçirilmesi ve ortaklığın kurumsal temelini oluşturan anlaşma paketlerinin imzalanmasıyla sonuçlanmıştır.
En önemli kazanımlardan biri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın desteğiyle kurulan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi olmuştur.
Bu yapı, anlaşmaların sistematik şekilde ilerletilmesini sağlayan ve ikili ilişkilerin sürdürülebilirliğini teminat altına alan etkili bir koordinasyon platformuna dönüşmüştür.
Bu sayede son yıllarda ülkelerimiz arasındaki ekonomik iş birliği benzeri görülmemiş bir dinamizm kazanmıştır.
Türkiye bugün Özbekistan'ın başlıca ticaret ortakları arasında yer almakta olup, ülkenin dış ticaret yapısında sağlam bir konuma sahiptir.
2016–2017 yıllarında karşılıklı ticaret hacmi 1–1,5 milyar dolar seviyesinde iken, 2024–2025 döneminde yaklaşık 3 milyar dolara ulaşarak neredeyse iki katlık bir artış göstermiştir.
Aynı zamanda, bu göstergenin yakın vadede 5 milyar dolara, orta vadede ise 10 milyar dolara çıkarılması yönünde iddialı ancak gerçekçi bir hedef belirlenmiştir.
Bu rakamlar sadece niceliksel büyümeyi değil, aynı zamanda ekonomik ilişkilerin niteliksel dönüşümünü de yansıtmaktadır.
Yatırım iş birliği, ikili ilişkileri harekete geçiren temel güçlerinden biridir.
Türkiye'nin Özbekistan ekonomisine yönlendirdiği yatırımların hacmi hâlihazırda 3 milyar doları aşmış olup, Türk sermayeli işletmelerin sayısı 2 bini geçmiştir.
Türk şirketleri tekstil sanayii, inşaat, enerji, ilaç sanayii, tarım ve yapı malzemeleri üretimi gibi birçok alanlarda aktif olarak faaliyet göstermektedir.
Yaklaşık 10 milyar dolar tutarındaki büyük ölçekli yatırım anlaşmalarının imzalanması, ortaklığın uzun vadeli özelliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bunun yanı sıra, ulaştırma bağlantılarının geliştirilmesi Özbek-Türk ortaklığının en önemli yönlerinden biri haline gelmektedir.
Küresel lojistik zincirlerin yeniden yapılandırıldığı günümüzde, Çin'i, Orta Asya'yı, Kafkasya'yı ve Avrupa'yı birbirine bağlayan Orta Koridor hattı giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Özbekistan ve Türkiye bu güzergâhın geliştirilmesinde doğal ortaklar olarak öne çıkmaktadır.
Bütünleşik ve karşılıklı bağlantılı bir lojistik ekosistem
Özbekistan demiryolu altyapısını, lojistik merkezlerini ve sınır geçiş noktalarını modernize ederek ulaştırma sistemini sistematik biçimde geliştirmektedir.
Türkiye ise gelişmiş limanları ve ulaşım altyapısı sayesinde Avrupa pazarlarına açılan en önemli çıkış noktalarından biri konumundadır.
İki ülkenin çabalarının sinerjisi, Orta Asya'dan Akdeniz'e kadar uzanan bütünleşik ve karşılıklı bağlantılı bir lojistik ekosistemin oluşturulmasına imkân tanımaktadır.
Demiryolu koridorlarının geliştirilmesi, ulaştırma süreçlerinin dijitalleştirilmesi ve gümrük idaresinin sadeleştirilmesi dâhil olmak üzere büyük altyapı projelerinin hayata geçirilmesi, işlem maliyetlerinin azaltılmasına ve güzergâhın kapasitesinin artırılmasına katkı sağlamaktadır.
Bu bağlamda, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 20 yılda elde ettiği ve uluslararası düzeyde kabul görmüş modernleşme başarılarını özellikle vurgulamak gerekir.
Onun siyasi iradesi sayesinde Türkiye son yirmi yılda kapsamlı bir modernleşme sürecinden geçmiş ve Avrasya'nın başlıca güç merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılası 2000'li yılların başına kıyasla üç kattan fazla artarak 1 trilyon dolar seviyesini aşmış, ihracatı ise yaklaşık 30 milyar dolardan 250 milyar doların üzerine çıkmıştır.
Altyapı önemli ölçüde modernize edilerek binlerce kilometre uzunluğunda yüksek hızlı otoyollar inşa edilmiş, demiryolu ağı aktif şekilde geliştirilmiş ve havacılık alanında büyük ölçekli projeler hayata geçirilmiştir.
Bu kapsamda, İstanbul'da dünyanın en büyük ve en başarılı şekilde işletilen havalimanlarından biri inşa edilmiştir.
Tüm bu dönüşümler, Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında en büyük lojistik merkezlerden biri haline gelmesini sağlamıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağdaş uluslararası siyasetteki seçkin konumunu özellikle vurgulamak gerekir; onun liderliği, dünya düzeninin çok kutuplu yapısının şekillenmesinde önemli bir faktör haline gelmiştir.
Nitekim onun "Dünya beşten büyüktür" şeklindeki meşhur sloganı — Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin reformuna yönelik çağrıyı içeren bu yaklaşım — Küresel Güney ülkeleri için bir manifesto niteliği kazanmıştır.
Erdoğan, dünya genelinde Müslümanların haklarının savunucusu olarak kararlı bir şekilde hareket etmekte; Filistin meselesinin adil çözümünü savunmakta ve İslam medeniyetinin değerlerine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Aynı zamanda İslamofobi ile mücadele konularında da net ve ilkeli bir tutum sergilemektedir.
Onun liderliğinde Türkiye, bağımsız bir dış politika izlemekte; küresel gündemi aktif şekilde etkileyebilen ve uluslararası süreçlerin sorumlu ve aranan bir aktörü olarak öne çıkmaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın stratejik vizyonu ve siyasi esnekliği, Ankara'nın yalnızca kendi konumunu güçlendirmesine değil, aynı zamanda karmaşık bölgesel ve uluslararası meselelerin çözümünde arabulucu ve yapıcı bir ortak olarak kendine özgü bir konum edinmesine imkân sağlamıştır.
Diyaloğun teşvik edilmesine, gerilimin azaltılmasına ve karşılıklı kabul edilebilir çözümlerin bulunmasına yönelik diplomatik faaliyetleri; ulusal çıkarlarla daha geniş uluslararası sorumluluk arasında denge kurma kabiliyeti yüksek takdiri hak etmekte ve Türkiye'nin küresel itibarının güçlenmesine katkıda bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk dünyasının gelişimine yaptığı katkı ayrıca özel bir takdiri hak etmektedir.
Onun tutarlı desteği ve kişisel katılımı sayesinde Türk Devletleri Teşkilatı, siyasi diyaloğun derinleşmesine, ekonomik entegrasyonun ilerlemesine ve insani iş birliğinin gelişmesine katkı sağlayan tam teşekküllü bir kurumsal platforma dönüşmüştür.
Türk halklarının birliğinin güçlendirilmesine yaptığı üstün katkılardan dolayı Recep Tayyip Erdoğan, "Türk Dünyası Yüksek Nişanı" ile ödüllendirilmiştir.
Bu durum Özbekistan için bölgesel iş birliğinin genişletilmesi ve Avrasya süreçlerindeki rolünün güçlendirilmesi açısından ilave fırsatlar sunmaktadır.
Bu bağlamda, Türk tarafının Türk bölgesinin küresel bir ekonomik güç merkezine dönüştürülmesine yönelik önerdiği reformlar güçlü destek görmektedir.
Bunlar arasında Orta Koridor altyapısının geliştirilmesi, Türk devletleri arasında ortak bir ekonomik alan oluşturulması ve Türk Yatırım Fonu'nun faaliyetlerinin etkinleştirilmesi gibi tedbirler yer almaktadır.
Ancak Özbek-Türk etkileşiminin temel değeri yalnızca ekonomik göstergelerle sınırlı değildir.
Bu ilişkiler, yüzyıllar boyunca şekillenmiş derin tarihî ve kültürel yakınlığa ve aynı zamanda kalkınma, modernleşme ve bölgesel entegrasyon konularında örtüşen stratejik yaklaşımlara dayanmaktadır.
Bu yakınlık günümüzde yeni ve pratik bir içerik kazanmakta, uzun vadeli ortaklığın en önemli kaynaklarından birine dönüşmektedir.
Kültürel ve insani iş birliği ülkelerimiz arasında artan bir ivmeyle gelişmekte olup; eğitim, bilim, sanat ve tarihî mirasın korunması gibi alanları kapsamaktadır.
Bu etkileşimin başlıca araçlarından biri, 2018 yılında Taşkent'te Yunus Emre Enstitüsü'nün açılması olmuştur; bu kurum, Türk dilinin ve kültürünün yaygınlaştırılması açısından önemli bir platform haline gelmiştir.
Her yıl düzenlenen Türk kültür günleri, film gösterimleri, sergiler ve eğitim programları binlerce katılımcıyı çekmekte ve halklarımız arasındaki karşılıklı anlayışın derinleşmesine katkı sağlamaktadır.
Ortak kültürel alan güçleniyor
Bu tür girişimlerin hayata geçirilmesi yoluyla, kültürel yakınlığın kişisel deneyimin bir parçası haline geldiği yeni bir uzman ve genç nesil yetişmektedir.
Ortak kültürel alanın güçlendirilmesine TİKA'nın faaliyetleri de önemli katkı sağlamaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk dünyasıyla bağların güçlendirilmesine yönelik kişisel bir projesi olarak değerlendirilen bu ajansın desteğiyle, Özbekistan'da 1000'den fazla proje hayata geçirilmiştir.
Bu kapsamda, Taşkent'teki Şeyh Zeynüddin kompleksi ile Semerkant ve Buhara'daki Timurlular dönemine ait anıtlar dâhil olmak üzere önemli eserler restore edilmiştir.
Bu projeler yalnızca kültürel değil, aynı zamanda dini ve manevi bir öneme de sahiptir; zira halklarımızın ortak tarihî mirası ve medeniyetler arası bağlılık bilincini güçlendirmektedir.
Bu bağlamda, Osmanlı sarayında "Türkistan elçilerine" gösterilen özel muameleye ilişkin tarihî gerçekleri hatırlamak yerinde olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk resmî saray tarihçisi Mustafa Naima'nın temel eseri olan "Naima Tarihi"nde belirtildiği üzere, Buhara veya Semerkant'tan gelen elçiler Osmanlı sarayında "İslam ve ilmin beşiğinden gelen elçiler" olarak kabul edilmekteydi.
Avrupalı elçilerin bazen uzun süre kabul için bekletilmesine karşın, Türkistan'dan gelen elçilerin mümkün olan en kısa sürede kabul edilmeye özen gösterilmesi, aralarındaki akrabalık bağının altını çizmekteydi.
Türkistan elçilerinin getirdiği en değerli hediyeler arasında Semerkant atlası dahil diğer kumaşlar yer almakta olup, Osmanlı seçkinleri bu ürünleri Venedik kumaşlarından daha yüksek değerli olarak kabul etmekteydi.
Ayrıca Buhara'nın en iyi hattatları tarafından yazılmış Kur'an nüshaları ve bilimsel eserler gibi nadir el yazmaları da büyük değer görmekteydi.
Bunun yanı sıra, Orta Asya bozkırlarından getirilen doğanlar ve şahinler gibi av kuşları da sultanlar için gözde hediyeler arasında yer almaktaydı.
Sultan ise karşılık olarak elçilere samur kürklerle süslenmiş "hil'atlar" (şeref kaftanları) hediye eder ve onların hükümdarlarına, değerli taşlarla süslenmiş "muraşşa kılıçlar" gönderirdi; bu durum, halife adına onların kendi toprakları üzerindeki hâkimiyetinin tanındığını simgelemekteydi.
Eğitim ve dil alanındaki etkileşim
Günümüzde eğitim ve bilim alanlarında iş birliğine yönelik karşılıklı ilginin yeniden canlanmasına tanıklık etmekteyiz.
Son yıllarda iki ülkenin üniversiteleri arasındaki temaslar önemli ölçüde artmış, ortak eğitim forumları düzenlenmiş ve akademik değişim programları hayata geçirilmiştir.
2022–2024 yılları arasında Semerkant, İzmir ve İstanbul'da büyük Özbek-Türk eğitim forumları gerçekleştirilmiş; bu forumların sonuçları doğrultusunda üniversiteler arasında onlarca ortaklık kurulmuş ve ortak eğitim programları başlatılmıştır.
Özbekistan'da dil alanındaki etkileşim de genişlemektedir.
Türkçe, en çok talep gören yabancı diller arasında ilk beş içinde yer almakta ve giderek daha yaygın şekilde öğrenilmektedir.
Yeni eğitim programları açılmakta, Özbek öğrencilerin dil kurslarına ve sınavlara katılımı ise istikrarlı bir artış göstermektedir. Bu, dilin iletişim ve bütünleşme aracı haline geldiği ortak bir insani alandan oluşan geniş bir eğilimi yansıtmaktadır.
Ocak 2026'da Ankara'da gerçekleştirilen Özbekistan-Türkiye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin dördüncü toplantısı, ikili stratejik ortaklığın gelişiminde kaydedilen önemli ilerlemeyi bir kez daha teyit etmiştir.
İki ülke liderlerinin gerçekleştirdiği ortak basın toplantıda, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a sıcak misafirperverliği ve yüksek düzeydeki kabulü için teşekkür etmiş; Türkiye'nin son yıllarda çeşitli alanlarda elde ettiği önemli başarıları ile uluslararası arenadaki itibarı ve tanınırlığını özellikle vurgulamıştır.
Bugün Özbekistan ve Türkiye, ikili ilişkilerin ötesine geçen ve daha geniş bir bölgesel konfigürasyonun parçası haline gelen yeni bir etkileşim mimarisinin oluşum aşamasındalar.
Bu ortaklık, Avrasya genelinde sürdürülebilirliğin, karşılıklı bağlantının ve ekonomik büyümenin güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır.
Özbek-Türk stratejik ortaklığının daha da derinleştirilmesi, yalnızca iki ülkenin gelişimine değil, aynı zamanda güvene, karşılıklı saygıya ve bölgenin geleceğine yönelik ortak sorumluluğa dayanan yeni bir uluslararası işbirliği modelinin şekillenmesine de katkı sağlayacaktır.
Özbek tarafı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'nin güvenilir bir ortak ve stratejik müttefik olarak kalmasına özel önem atfetmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ileri görüşlü liderliği, siyasi kararlılığı ve kapsamlı dönüşümleri hayata geçirme kabiliyeti, Türkiye'nin modern, dinamik ve etkili, işbirliğine ve ortak üretime açık bir devlet olarak güçlenmesindeki en önemli faktörler olduğu aşikârdır.
...
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev'in Ocak 2026'daki Ankara ziyareti ve sonrasındaki gelişmeler vesilesiyle ikili ilişkilere dair analiz, Özbekistan Cumhurbaşkanı Dış Politika Danışmanı Abdulaziz Kamilov tarafından kaleme alınmıştır.