Evimiz kira ama vatan bizim

Tarkan Zengin / Yazar
11.07.2020

Makarnacı diye küçümsedikleri millet, o gece tanklara, silahlara ve uçaklardan atılan bombalara karşı mücadele ederken, sözde ilerici ve darbe karşıtları marketlerde makarna kuyruğuna girmişti. “Evimiz kira ama vatan bizim” sözleriyle milletimizin evlatları meydanlara çıkarak darbecilerle mücadele ederken, sınıf siyaseti yaptığını söyleyenler ATM kuyruklarındaydı.



15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ’cü hainlerin işgal girişimini milletimiz tarihi bir mücadele ile püskürttü. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve milletimizin irfanı ile silahları, uçakları ve tankları durdurduk. Milletimiz, darbecilere ve bundan sonra böyle bir girişimde bulunma niyetinde olanlara da büyük bir ders verdi. Geriye dönüp baktığımızda milletimizin kararlı duruşunun, ülkemizi işgalden kurtardığı gibi bir iç savaş tehlikesini de bertaraf ettiğini hatırlıyoruz.

Halkın gücü

15 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir lider olarak halk üzerindeki etkisini ve milletin iradesine sahip çıkma konusundaki kararlılığını hatırlıyoruz. Kalkışmanın olduğu saatlerde “Halkın gücünün üstünde bir güç ben tanımadım bugüne kadar hayatımda, bundan sonra da zaten böyle bir şey tanımamız söz konusu değil” diyerek milletin emanetine sahip çıktığını hatırlıyoruz. Türkiye daha önce başlattığı ve 15 Temmuz’la birlikte artan bir ivmeyle sürdürdüğü darbecilerle hesaplaşma yolunda önemli eşikler atladı. Darbelerle mücadelede 23 Haziran 2020 tarihi bir gün oldu. 28 Şubat darbecilerinin müebbet hapis cezaları onandı. Aynı gün TBMM’de Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamlarını ve göstermelik bir mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı’nın kararlarını hükümsüz hale getiren kanun düzenlemesi yapıldı. Türkiye daha önce de 12 Eylül darbecileriyle hukuk önünde hesaplaşmıştı.

Darbe nasıl durduruldu?

Bazı araştırmalarda milletimizin 15 Temmuz gecesi sokağa çıkma motivasyonunu sağlayan ilk üç gerekçe şu şekilde sıralanmaktadır: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın insanlara sokağa çıkma çağrısı, TRT’de darbe bildirisinin okunması ve camilerden selaların okunması. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz gecesi uçakla Atatürk Havalimanı’na inmesi, milleti meydanlara davet etmesi, kriz yönetimi, süreçteki liderliği, okunan selalar, milletin silahlara karşı sivil direnişi, TBMM’nin açılması ve tüm siyasi parti milletvekillerinin darbeye karşı durması, Başbakan, Bakanlar ve bazı kuvvet komutanlarının açıklamaları, çok sayıda sendika, meslek örgütü ve STK’ların açıklamaları darbe girişiminin başarısız olmasında etkili oldu. Yıllardır kendilerini ilerici ve darbe karşıtı olarak tanımlayan sol, her şeyiyle sade ve samimi olan insanların darbeyi durdurmuş olmasından dolayı 15 Temmuz’a karşı öfkeli. Bu nedenle darbecilerden daha çok darbeye maruz kalan sivil siyaseti suçluyorlar. Solun gericilikle mücadele etmek adına düşman olduğu değerlere sahip işçiler, memurlar, çiftçiler, esnaflar ve bir millet uçaklardan atılan bombalara bağırlarını siper ederek kahramanlık destanı yazdı.

Sol sokağa çıkamadı

15 Temmuz ile ilgili Ertuğrul Başer’in o günlerde yazdığı yazısında (https://serbestiyet.com/yazarlar/bir-fatiha-arkadasim-ahmet-asikin-ruhuna-mektup-24188/) bu duruma dikkat çeken şu tespiti vardı: “Türkiye toplumu tarihinde ilk kez bir askeri darbeye yekten karşı çıktı; direndi, darbeye geçit yok dedi. Sosyalistlerinse bir teki bile (tam on yıllardır hayal ettikleri gibi) bir akşam vakti karanlığın kenarından ağır ellerini toprağa basıp doğrulmuş o sade, “sıradan” insanların, hani şu dillerinden düşürmedikleri “halkların” yanında darbecilere karşı sokağa çıkmadı. Çünkü onlar sosyalistti, demokrattı, ilericiydi, ileri görüşlüydü; çünkü darbenin püskürtülmesi en çok Erdoğan’a yarayacaktı.”

15 Temmuz’da sol yapıların çoğunun darbe karşıtlığının ilkesel olmadığını gördük. Açıklamalarında “amalı”, “fakatlı” darbe karşıtlığı vardı. Güçlü bir şekilde 15 Temmuz kalkışmasına karşıyız demedikleri gibi, 15 Temmuz yıldönümlerinde milletin zaferini ağızlarına almaktan kaçınıyorlar. O gece camilerde okunan selalara “cihat çağrısı” olarak bakıyorlar. Bu yüzden o gece meydanlara çıkmadıklarını söyleyenler var. Makarnacı diye küçümsedikleri millet, o gece tanklara, silahlara ve uçaklardan atılan bombalara karşı mücadele ederken, sözde ilerici ve darbe karşıtları marketlerde makarna kuyruğuna girmişti. “Evimiz kira ama vatan bizim” sözleriyle milletimizin evlatları meydanlara çıkarak darbecilerle mücadele ederken, sınıf siyaseti yaptığını söyleyenler ATM kuyruklarına girmişti. 15 Temmuz direnişiyle ilgili yapılan birçok analizde buradaki tespitleri doğrulayan bilgilere ulaşmak mümkün.

Son parçanın işgali

AK Parti tarafından 2017 tarihinde hazırlanan “15 Temmuz Milli İradenin Zaferinin Analizi” kitabında önemli bilgiler ve tespitler var. Kitap, 15 Temmuz direnişini oluşturan etkenler ile siyasi ve sosyal dinamikleri analiz ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kitapta “hem darbe girişiminin gerisindeki silüetler hem de başarılı olması halinde hayata geçirilecek niyetler itibarıyla 15 Temmuz’un, 1912’den 1923’e kadar geçen kısa sürede, “yüzde 80’i kaybedilen topraklardan elde kalan son parçanın işgali teşebbüsü olduğunu” vurgulaması önemli bir tespit olarak yer almakta.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz’un darbe girişiminin durdurulmasında milletimizin oynadığı rolü ifade eden şu tespitleri yapmaktadır: “Erkeği ve kadınıyla, genci ve yaşlısıyla, her meslekten, her sosyal kesimden, her siyasi görüşten ferdiyle bütün bir milletin, adeta Çanakkale ruhunu, İstiklal Harbi ruhunu bir asır sonra ihya etmiştir. Hamdolsun, milletimiz o gece, sahneye konmaya çalışılan senaryonun tüm safhalarını, perde arkasındaki tüm hazırlıkları anında kavramış, buna karşı tavrını da net bir şekilde ortaya koymuştur. Camilerden yükselen selaları duyunca gözünü kırpmadan tankların, helikopterlerin, uçakların üzerine giden bir milletin evladı olmakla gurur duyduğumu her fırsatta ifade ediyorum. Biz de milletimizden aldığımız güçle darbecilerin karşısında dimdik durduk ve böylece oyunu bozduk. Şairin, ‘Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkadan.’ ifadesinde olduğu gibi, o gece milletimizle birlikte yürüdük.”

Şehitlerimizin yaş ortalaması 36

Kitapta şehitlerimizin ve gazilerimizin profillerine ilişkin bilgilere yer veriliyor. Buna göre, şehitlerimizin yaş ortalaması 36. En genç şehit 15, en yaşlı şehit ise 63 yaşında. Gazilerimizin ise yaş olarak en küçüğü 9, en büyüğü ise 83 yaşında. 15 Temmuz kalkışmasına karşı mücadele ederken şehit olanların yüzde 31,3’ü memur, yüzde 30,1’i işçi, yüzde 18’i serbest meslek mensubu, yüzde 5,6’sı ise işsiz veya gündelik işlerde çalışanlardan oluşuyor. 15 Temmuz darbe gecesinde FETÖ’cü hainler, 373 çocuğumuzu yetim veya öksüz bıraktı.

Yarısı kurşunla vuruldu

Şehitlerimizin ve gazilerimizin ölüm nedenleri bazı çevrelerin “kontrollü darbe” ve “tiyatro” söylemlerinin içinin ne kadar boş olduğunu gösteriyor. Zira şehitlerimizin 47,5’i kurşunla vurulma, yüzde 21’i uçakların bombalaması, yüzde 9’u tankların ezmesi, yüzde 6,3’ü helikopterlerden açılan ateş, yüzde 4,2’si de şarapnel yaralaması sonucu hayatlarını kaybetti. Aynı şekilde gazilerimizin yüzde 39,8’i çatışmalar sırasında ateşli silahla vurularak, yüzde 27,8’i şarapnel parçalarıyla, yüzde 6,9’u helikopterden açılan ateşle, yüzde 7,9’u tankların ezmesiyle, yüzde 2,9’u uçakların bombalamasıyla yaralandığı kitapta yer alan bilgilerden. O gece tarihin en kanlı darbesini milletimiz canı pahasına önlemiştir. Şehitlerimizin ölüm nedenlerine ve gazilerimizin yaralanma tiplerine baktığımızda milletimizin o uzun gecede tam bir İstiklal ve İstikbal mücadelesi verdiği anlaşılmaktadır. 15 Temmuz gecesinde FETÖ’cü darbecilere karşı başlayan mücadele ilerleyen günlerde de devam etti. Muhtemel kalkışmalara karşı milletimiz 27 gün boyunca 81 ilin meydanlarında nöbet tutmaya başladı. Meydanlarda atılan sloganların, çalınan müziklerin ve milletin dayanışmasının ortak noktası “memleket sevgisi” oldu. Milletimiz, sokakları ateşe vermeden, araçları yakmadan, kamu araçlarına ve binalarına zarar vermeden, işyerlerini tahrip etmeden ve kaldırım taşlarını sökmeden demokratik eylemin nasıl yapılacağını gösterdi. Kendilerini ilerici gören kitlelerin Gezi kalkışmasından geriye kalan şiddet ve vandallık iken Demokrasi Nöbetlerinden geriye kalan ise barışçıl eylemler ve tertemiz bir mücadeledir. Gezi kalkışmasında yaşanan vandallıklara rağmen, oradan belgeseller, araştırmalar, raporlar, kitaplar ürettiler. Demokrasi nöbetleri üzerine yeterince çalışma yapılmadığını düşünüyorum. Tarihe geçecek önemli bir mücadelenin parçası olan “demokrasi nöbetleri” konusunda sendikalar, STK’lar, üniversiteler, araştırmacılar ve düşünce kuruluşları daha fazla çalışmalar yapmalıdır. 15 Temmuz mücadelesini ve ruhunu unutturmamak hepimizin görevi olmalı.

@TarkanZengin