Evvelen bizzat tüm ebelere selam olsun

Mustafa Çiftçi / Yazar
16.10.2020

Ebelerin yaptıkları işte sabır pek mühim biliyorsunuz. Bazen doğum iki üç gün sürebiliyor ve ebe uykusuz geçen saatlerin ardından dünyaya gelen bebeğe ilk dokunan kişi oluyor. Anneme sorardım; “...bir canlıya ilk kez dokunmak nasıl bir his?” diye. Pek anlatmazdı. Biraz sırlı ve tılsımlı kalsın isterdi herhalde.



Köy ebelerinden bahsedeceğim izniniz olursa. Neden, “izniniz olursa” diyorum? Çünkü periyodik olarak bir yerde yazmak demek her yazıda bir oturum açmak ve dertleşmek, halleşmek gibi bir iştir. Hal böyle olunca oturumu açan kadar o mekana oturanın da hakkı vardır. Biz böyle bakıyoruz o sebepten “izin” talep ediyoruz. Gerçi bizim bu şekildeki bakışımız modern gazeteciliğin benimsediği bir tanım değildir. Ama ne yaparsınız ki Türkiye vatandaşı olarak biz de ne tam Doğulu ne tam Batılıyız. Ortaya karışık bir anlayışımız vardır, vesselam.

Okurumuzdan izin aldığımızı varsayıyor ve köy ebelerinden bahsedecek oturumu açıyorum. Evvela “Ebe” deyince aklımıza gelen kişi ihtiyarlamış hatun kişidir. Bu kişi bazen babaanne bazen anneanne olur. Kişiden kişiye değişir. Bazı yaşlanmış hatun kişiler kendilerine “Ebe” denmesinden pek hazzetmezler. Evvelen bizzat benim anneanneme kuzenim “Ebe” dediğinde kendisi pek kızar.. “Seni kim alıştırdı bu lafa? ‘Ebe’ neymiş yavrum” diyerek sitem ederdi. Sonradan öğrenmiştim ki anneannemi kızdırmak için yapılmış bir operasyon neticesi ona “Ebe” dedirtip gülüşüyormuş dayım ve teyzelerim. Peki neden “Ebe” lafından hoşlanılmıyor. Çünkü “Ebe” dedin mi yaşlılığa vurgu yapmış oluyorsun. Kadının yaşlılığını vurguladın mı mayınlı araziye girdin demektir. Bu eskiden de böyleydi şimdi de böyledir.

Kimsenin gönlü razı değil

“Ebe” olmaya kimsenin gönlü razı değil anladık. Bizim bahsettiğimiz “doğum hemşiresi” manasında ebedir. Yoksa kimsenin yaşıyla bir meselemiz yoktur. Doğum hemşiresi olanlar Türkiye’de sağlık sisteminin neresindeler? Ebelik eğitiminin tarihi nasıldır? Bu konulara girmek bizim işimiz değil. Her ne kadar yazdığımız yer akademik bir ek de olsa. Hem akademisyen olmadığımız için hem de meseleyi akademik alana taşırsak okuyucuyu sıkmak endişesinden dolayı işin başkaca bölümlerini anlatmaya talibiz.

Hemen söyleyelim rahmetli annem ebe idi. Yıllarca emek verdi. Sağlık ocakları, hastanelerde çalışıp emekli oldu. O sebepten benim ebelerle ilgili söyleyecek bir şeylerim vardır. Hele şimdi ebelik bu kadar değişmişken eskiden ebeler nasıldı anlatmak daha bir kıymetlidir diye düşünüyorum.

Ebeler aslında temel sağlık bilgileri yanında doğum, hamilelik ve doğum sonrası için anneye yardım etmek, onu ve çocuğu takip etmekle sorumlu kişilerdi. Yarım doktor sayılırlardı. Bazılarının bir de diploması olsa doktor olmaya yetecek kadar pratik bilgileri vardı. Zaten kanaatim odur ki ebeler küçük yaşta girdikleri okullarından mezun olduktan sonra sahada çalışarak öğreniyorlardı. Yoksa lise çağındaki bir çocuğun doğum gibi hayati bir meselenin içinden alnının akıyla çıkması az iş değildir.

İlk doğum hatırası

Hemen annem rahmetlinin ilk doğum hatırasını anlatayım. Dediğim gibi lise çağında ebe okulundan mezun olmuş. Bir köye atanmış. Aynı anda dört beş köyün hastasına bakmakla yükümlü bir gencecik kız iken ilk doğum hastası için alıp götürmüşler. Hastaneye gitmek yok, evde doğum olacak. Annem hiç unutmadığı o günde en çok canını sıkanın kalabalık olduğunu anlatırdı. Gebe kadının başında tütsü yakanlar, yelpaze yapanlar, dua okuyanlar, ham elma yakanlar daha neler neler? Bu kalabalıkta hasta rahat nefes alacak da doğum yapabilecek. Annem hemen o genç yaşında ilk tecrübesini edinmiş; “Bizim milletimiz temaşayı sever. Kalabalık arttıkça bir işin düzgün gitme ihtimali azalır. Yaşlı kadınların hepsi azıcık da olsa doğumdan anlar. Ama yarım doktor candan eder hesabı onların bilgisine itibar edilmez.” Annem bir hışımla hepsini odadan çıkarmış. Çıkmak istemeyen olmuş, “sen kimsin ki bizi çıkarıyorsun?” diyen olmuş ama annem itirazlara kulak asmayıp çıkarmış hepsini. Ve bildiklerini uygulamaya başlamış. Hasta ile yalnız kalmak o gün bellediği bir prensip olmuş. Doğum da başarılı geçince anneme olan itimat artmış. “Önce itimat sonra itikat” denir ya. Vatandaş anneme itimat edince onun söylediklerine de inanmaya başlamışlar.

Attığını vururdu

Annemin bu hatıralarını sadece ben dinlemekle kalmadım. Kameraya da anlatmasını istedim. Yıllarca sayısız doğuma tanıklık etmiş annem kamerayı görünce heyecanlandı. O zaman anladım ki bir işi yapmak ile o işi anlatabilmek başka şeyler. Onun dilinden ben anlatayım. O zamanlar yani altmışlı yıllarda ebelere silah taşıma ruhsatı da veriliyormuş. Malum köylerde hizmet ettiği için güvenlik endişesiyle ebeler silahlıymış. Annemin attığını vurduğu ve çok iyi bir atıcı olduğunu dedem hep söylerdi. Ve dedem annemin iyi atıcı olmasından kendine de pay çıkarır. “Köylerde hizmet ettiği yıllarda ben çok talim yaptırdım.” diye övünürdü. Erkeklerin silah konusunda övünmeye ne adar meyilli olduklarını bilirsiniz. Ama annem de iyi bir atıcı olduğunu söylerdi. Ben görmedim. Neden ederseniz ben doğduğumda annem köylerde hizmet etme müddetini tamamlamıştı. Köylerde yıllarca yanında taşıdığı silahını da emekli olunca iade etti ve kurtuldu. Çünkü yaramaz biraderim her fırsatta “anne silahın nerede, ne olur söylesene” diyerek annemi sıkıştırıyordu ve bir ceylan kadar tedirgin yaşayan annem için bu çok tehlikeli bir işti.

Köy ebeleri aşıların takibinden de sorumluydu. Bebeğin aşı takviminin tam olması. Eksik aşıların yapılması hep onun vazifesiydi. Şimdi kimin mesuliyeti bilmiyorum. Ama o zamanlar bebeklerin aşı kartlarını ebeler tutuyordu. Köylere ve mahallelere gidiyorlardı aşı yapmak için.

İlk dokunuş

Ebelerin ulaşımı her zaman büyük mesele olmuştur. Köylerde ulaşımı at sırtında yapanların hikayelerini duyarsınız. Atlara meraklı olan bu fakir hem atları hem ebeleri aynı karede düşünce yeni hikayelere yelen açıyor. Atlar da en az ebeler kadar sabırlı geliyorlar bana. Ebelerin yaptıkları işte sabır pek mühim biliyorsunuz. Bazen doğum iki üç gün sürebiliyor ve ebe uykusuz geçen saatlerin ardından dünyaya gelen bebeğe ilk dokunan kişi oluyor. Anneme sorardım; “...bir canlıya ilk kez dokunmak nasıl bir his?” diye. Pek anlatmazdı. Biraz sırlı ve tılsımlı kalsın isterdi herhalde. Doğum meselesinin mahrem kısımları olduğunu bilerek o mahrem kısımları yine olduğu gibi bırakmaya gayret ederek yazmaya çalıştım. Şimdilerde doğum öncesi ve sonrası ile büyük bir pazar demek. Kıyafetinden çantasına kadar bitmez tükenmez bir alış veriş çılgınlığı doğuma eşlik ediyor. Bu arada ebelerin hatrını soran da pek kalmadı. Bu yazımızı her zaman aklımızda olan ama bu gün yadımıza düşen ebelere selem vererek bitirelim. Kalın sağlıcakla...

mustafatoros@gmail.com