“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin ne kadar katmanlı, kompleks bir iş olduğu anlaşılırsa öğretim programlarının değeri ve çok yönlülüğü o ölçüde kavranabilecektir. Mesele bugün olduğu gibi orta ve uzun vadede de programlar üzerinde, entelektüel bir çerçevede düşünmeyi sürdürmektir. Bunun için de uygulamadaki deneyimlerin yanı sıra akademik iş birliğinin pratiğe geçirilmesini yansıtan inceleme ve araştırmaların çoğalması zorunludur. Kademeli biçimde uygulanan ve şimdinin kurucu unsuru olarak görülmesi gereken “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” bütünüyle hayata geçtiğinde geniş şimdiyi daha iyi düşünebileceğimizin farkındayım.
Prof. Dr. Yusuf Tekin / Milli Eğitim Bakanı
Dünya, ertelenmiş bir yüzyıl olarak da görülen 20. yüzyılın ardından kimi zaman kökenleri on yıllar öncesine dayanan kimi daha yeni başlayan bir dönüşüm süreci içerisinde. Bu dönüşüm, eğitimden ekolojiye, sağlıktan teknolojiye uzanan pek çok alanı etkiledi. İnsanlık, kitle ve sanayi toplumu formasyonunun yaygınlaştığı geçen yüzyılın ortalarında varmayı umduğu yerle içinde yaşadığımız yüzyılda kendisini bulduğu hâlihazır durum arasındaki zıtlığın farkında.
İlk çeyreğini geride bıraktığımız ve sarsıntılarla geçeceği belli olan bu yüzyılda, artık dünyada eğitim öğretim sistematiği bilgi vermeye değil, bilgiyi beceriye dönüştürmeye odaklanmış vaziyettedir. Bilimsel bilginin yapısındaki subjektif katmanlar, bireyin, tekil deneyimlerin, kavrayışların anlaşılmasının giderek daha fazla öne çıkması gibi paradigma dönüşümleri bunlarla irtibatlıdır. Ayrıca bunlar kartezyen bakışın, ilerlemeci tarih anlayışının, modernliğin, postmodernliğin en nihayetinde ise küreselleşmenin sorgulanması bir dizi dönüşümü daha iyi kavramamızı sağlamaktadır.
Eğitimle ilgili tartışmalarda uzun zamandır beceri odaklı olmak gerektiği sık sık dile getirilir. Hâliyle öğretim programlarının her biri doğası gereği tüm yeterlik alanlarına eşit yoğunlukta yer vermese de programlarda 21. yüzyıl becerileri olarak isimlendirilen kazanımlar öne çıkmış durumdadır. Eğitimciler, yapay zekâ ile derinlik kazanan dijital dönüşümle, nesillerin sosyal medya mecralarıyla ilişkileri, okuma ve kendini ifade etme becerileri bağlamında neler yapılması gerektiği üzerinde düşünüyorlar. Dolayısıyla analitik açıdan, sürdürülebilir kalkınma amaçları bakımından münferit değişimlerden ziyade kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını göz önünde bulundurmak durumundayız.
"TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ"NİN İZİNDE
Filozof Taha Abdurrahman "Her eğitim teorisi, felsefi bir inşaya muhtaçtır," der ve ekler: "Çünkü böyle bir inşa, teorinin üzerine kurulduğu temel ilkeleri içerir. Bu ilkeler, o teorinin varlığına meşruiyet, yapısına da makuliyet kazandırırlar." Kademeli olarak uyguladığımız "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" de argümanları ve entelektüel boyutlarıyla felsefi bir zemine dayanmaktadır. Zira ancak böylelikle bir yandan yaşanan kapsamlı dönüşümlerin izi sürülürken diğer yandan da kalıcı olana yaslanmak mümkün olabilmektedir. Aslında bir zaman diliminin ötesine geçerek "Yüzyıl nedir?" sorusu üzerinde düşünmek, gelecek tasavvuru açısından bir gerekliliktir. Modelin önündeki "Türkiye Yüzyılı" kavramının, 'tarih bitti' diyenlerin arzuladığı ve hedeflediği manzaranın ötesine işaret etmesi bakımından istikamet tayin edici olduğu vurgulanmalıdır. Bunun özellikle, uluslararası düzendeki değişimler ve kırılmalar dikkate alındığında önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Hem bir tasavvur hem de pratik olarak "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" üzerinde biraz daha durmak gerekir. Bir defa model kapsamlı ve ezberden uzak bir yaklaşımla hayatın her alanında felsefi anlayışı ve becerileri geliştirmeye yönelik olarak tasarlandı. Bu çerçevede hazırlanan öğretim programlarında ise daha üst düzey bilişsel süreçlere yer verildi ve kavramsal ve işlemsel bilgi türleri daha dengeli bir şekilde dağıtıldı. Ana hatlarıyla ifade edersek model; ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için iyiyi, doğruyu, faydalı ve güzel olanı yapmayı ideal edinmiş, eleştirel düşünebilen, sorgulayan, araştıran, medeniyete uyum sağlayan değil etkin olarak medeniyet kurucusu ve geliştiricisi bilge nesiller yetiştirmeyi hedefliyor. Dikkatler teksif edildiğinde modelin insanı zihinsel, duygusal, bedensel, sosyal ve manevi gelişim yönleriyle bir bütün olarak ele almasının da bu hedefiyle irtibatlı olduğu görülecektir.
Açıktır ki "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" toplumu ve ülkesini imar eden şahsiyetler yetiştirmeyi ahlaki bir sorumluluk çerçevesinde görmesi itibarıyla farklı bir perspektife sahiptir. Bu ise bir yandan insanın bağımsız, pratik akıl yürütücü ama aynı zamanda bağımsızlığını sürdürebilmek için birbirlerinden öğrenmek zorunda olan bir varlık şeklinde kavranmasıyla bağlantılıdır. Dolayısıyla etik çerçevede millî ve manevi değerlerimizi yücelten, koruyan, insani değerleri kucaklayan nesiller yetişmesini arzuluyoruz. Bunun için de medeniyetimizin üzerine inşa edildiği temel kavramlar hüviyetindeki aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim sahibi nesiller yetiştirmek için madde, mana, akıl, duygu, benlik, vicdan, insan, toplum, zaman ve mekân dengesini gözeten bir program oluşturmak için çaba harcadık.
Nitekim geçen yıl "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" doğrultusunda birçok düzenleme ve uygulama hayata geçirildi. Öğretmen ve öğrencileri destekleyen yapay zekâ çalışmalarına hız verildi. Bakanlığımız "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"ni 2024-2025 eğitim öğretim yılında kademeli şekilde uygulamaya başladı. Model, 2025-2026 eğitim öğretim yılında ana sınıfı ve uygulama sınıflarında, ilkokul 1 ile 2, ortaokul 5 ile 6, ortaöğretim hazırlık ve 9 ile 10'uncu sınıflarında uygulanıyor. Beceri temelli yeni program sayesinde sonuç odaklı değil, süreç odaklı ölçmeye geçiş yapıldı. Bu kapsamda her dönem sonunda karne yerine okul öncesi eğitimde "beceri edinim raporu", ilkokullarda ise "gelişim raporu" verilmesi uygulamasına geçildi. Tüm bunların temelinde daha evvel de ifade ettiğimiz üzere maarifle anlam kazanacak olan, Türkiye Yüzyılı'nda öğrencilerimizi doğru ölçen, öğretmenin meslek onurunu pekiştiren, velinin ve toplumun devlete duyduğu güveni besleyen tutarlı ve bütünlüklü bir ölçme sistemi kurmaktır.
Günümüzün anlamını felsefi cihetten kavramaya çalışan Hans Ulrich Gumbrecht "hiper kominikasyon" çağında yaşadığımızı söyler. Baka bir ifadeyle hâlihazırdaki tarihimiz insanlığın tarihte hiç sahip olmadığı kadar fazla iletişim imkânına sahip olduğunu ortaya koyan dönüşümlerle de anlam kazanmaktadır. Bir tarafta karşılıklı etkileşime izin veren, diğer yanda ise insanların sadece alıcı konumunda olduğu asimetrik medya araçları var. Bu basit hakikati doğrularcasına "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" üzerine hem insanların yüz yüze konuştuğu ortamlarda hem asimetrik medyada hem sosyal medya mecralarında hem de matbu yayınlarda çok sayıda görüş ileri sürüldü. Fakat en kapsamlı yaklaşımların Türkiye'de eğitim ve öğretim alanına ilişkin kuramsal ve uygulamalı nitelikteki özgün bilimsel çalışmaların okurlarla buluştuğu dergilerde ortaya konduğu belirtilmelidir. Mesela Millî Eğitim Bakanlığımız bünyesinde yayımlanan uluslararası hakemli bir akademik yayın hüviyetindeki Millî Eğitim dergisinin en belirgin yanı eğitim süreçlerini bütünlüklü olarak düşünme çabasını süreklileştirmesidir. Ne var ki derginin sağladığı bu imkânın her zaman aynı derecede takdir edildiği söylenemez.
BİR DERGİDEN DAHA FAZLASI
Eğitim politikalarının belirlenmesi ve öğretim programlarının geliştirilmesi süreçlerine katkı sunan Millî Eğitim dergisi 2025'in son aylarında yayımlanan özel sayısında "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"ne odaklandı. Hemen belirtmek gerekir ki dergideki tüm metinler eğitim yöneticilerine, program geliştiricilere, öğretmenlere ve araştırmacılara yol gösterici niteliktedir. Çok sayıda endekslerce taranan dergimiz, eğitim bilimleri sahasında bilgi üretimini ve bilimsel tartışmayı teşvik etmek, eğitim sisteminin farklı bileşenlerine ilişkin problem, uygulama ve teklifleri bilimsel yöntemlerle ele almakla kalmıyor. Aynı zamanda inceleme ve araştırma bulgularını geniş bir akademik ve mesleki camiayla paylaşıyor. Akademik iş birliğinin en güzel örneklerinden birini ortaya koyan Millî Eğitim dergisinin "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" üzerine hazırladığı özel sayının akademi ile uygulama arasındaki etkileşimi güçlendireceğine inanıyorum.
Romancı Marcel Proust "Başka gözlere sahip olmak, dünyayı bir başkasının, yüzlerce başka kişinin gözleriyle görmek, her birinin gördüğü, her birinin içerdiği yüzlerce dünyayı görmektir." diyordu. Hiç tereddütsüz diyebilirim ki Millî Eğitim dergisindeki 38 araştırma makalesi, bize "Türkiye Yüzyılı Maarif Yüzyılı Modeli" bağlamındaki süreçleri "başka gözlerle" gösterebilme potansiyeline sahiptir. Dergideki ampirik temelli tüm metinler eğitim paydaşları, akademisyenler, okul yöneticileri ve öğretmenler için önemli bir başvuru niteliğindedir. Sahadan, programlardan ve deneyimlerden hareket eden çalışmalar, okurları "Türkiye Yüzyılı Maarif Yüzyılı Modeli"ni başkalarının gözleriyle görmeye en kuvvetli biçimde davet ediyor.
Okul öncesi eğitimden ortaöğretime öğretim programlarına odaklanan araştırmalar aynı zamanda bizi iyi niyetli eleştirileriyle de besliyor. Elbette her bir makalenin kaderi onu okuyanların kapasitesine bağlıdır. Kanaatimce cevaplanması gereken yeni sorular doğuran bir makale, tartışmayı kapatan ve bitirip tükettiği bir meselenin mezar taşı görevi gören "nihai" bir yazıdan daha üretkendir.
Tutarlı veya ereği başından tayin edilmiş dergi; program geliştirme uzmanları, okul yöneticileri, öğretmen ve akademisyen görüşlerini farklı makalelerde bir arada okuma imkânı sunuyor. Böylesi metinler, deneyimlere gösterdikleri alaka sebebiyle özel bir dikkati hak ediyor. İçeriği oldukça zengin olan makalelerin geleceğin ve geçmişin ufuklarının deneyimiyle şimdiyle bağlantı kurma çabası takdire şayandır. Burada "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" merkezinde ele alınan veya değinilen konuların tümünü burada ayrıntılı olarak ele almak mümkün değil. Makalelerde işlenenlerin bir kısmı şöyle sırlanabilir: Dört temel dil becerisi (dinleme, konuşma, okuma, yazma), sürdürülebilirlik, farklılaştırılmış öğretimin kapsayıcı eğitim değerler ve alan becerileri arasındaki ilişki, yapay zekâ ile dijital dönüşüm, liderlik ve sürdürülebilirlik, çoklu zekâ, okuryazarlık becerileri, değer sınıflandırması, yaratıcı yazma, öğrenme çıktıları ve süreç bileşenleri, konuşma becerisi ve çocuk şarkıları.