Felsefede armağan sorunu

Murat Güzel / Açık Görüş Kitaplığı
27.03.2021

Nietzsche, Heidegger, Shapiro, Derrida, Marion, Bernasconi ve Kearney'in, 'Armağanın Fenomenolojisi' isimli kitapta yer alan yazıları, felsefi açıdan armağan sorununu ele almanın farklı yollarını ve dahası mümkün bir armağan fenomenolojisinin ana hatlarının neler olabileceğini ortaya koyuyor.



19. yüzyılın sonuna kadar felsefe tarihi boyunca felsefeye büyük ölçüde sistem felsefelerinin hâkim olduğunu düşünebiliriz. Temel ve klasik sayabileceğimiz birçok sorunun belirgin bir sistem felsefesiyle ele alındığını söyleyebiliriz bu sebeple. Bu klasik ve temel sayılagelen sorunların büyük bir bölümü varlık, bilgi, erdem, ruh, ölüm, özgürlük, adalet, hakikat, gerçeklik, güzel, iyi, kötü, irade vb. kavramların soruşturulmasından müteşekkildir. Felsefe tarihinin büyük felsefe sistemleri içinde hiçbir zaman bu kavramlar kadar merkezileşmiş bir araştırma konusuna dönüşmemiş bir fenomen olarak algılanabilir bu sebeple armağan.

Armağana, armağanın ne olduğuna, neyin armağan sayılıp sayılmayacağına, armağanın fenomenolojisine ilişkin tartışmaların 20. yüzyılda ortaya çıktığına şahit oluyoruz; armağanın 20. yüzyıl düşünmesinin içinde, bu düşünme alanının merkezi temalarından biri olarak ortaya çıkışının sebepleri elbette sadece armağan sorununa yönelik bir ilgi ve merak konusu olmakla sınırlanamaz. Armağan sorununa yönelik düşünmelerin çoğunda armağanın yanısıra başka şeyler düşünülür yahut başka şeyleri düşünülürken armağan sorunu da işin içine girer. Yani ya aslında asıl düşünülmek istenen konuyu düşünmek için öncelikle armağanı da düşünmek gereklidir yahut asıl düşünme konusunu oluşturan sorunu ele alışta armağan sorununu ele almak düşüneni belirgin bir vuzuha kavuşturabilir ve bu yüzden armağanı düşünen kişinin tercihi bu yönde gelişmiştir.

Esasen armağan sorununa ilişkin düşünmelerde daima bir başka motifin de düşünmeye eşlik ettiği görülür. Kimi (sözgelimi Derrida) imkânsızlık ve zaman üzerine düşünürken armağan sorununa ilişkin düşünmekten destek edinir; kimi (sözgelimi Marion) bir fenomenin kendi fenomenalitesi içinde verili olmasının ne anlama geldiğini düşünürken armağan sorununa da yönelmek zorunda kalır; kimi de (sözgelimi Marcel Mauss) çeşitli sosyo-kültürel ve etnografik yapıların oluşumunda temel bir etken unsur olarak mübadeleyi ve mübadelenin oluşturduğu ekonomiyi incelerken mübadeleyi ve onun sonucunda ulaşılmış ekonomiyi anlamlandırmada önemli bir rol oynayan armağan sorununun merkezi rolüne dikkat kesilmemizi önerir.

Toplumsal bir fenomen

Engin Yurt ile Erdal Yıldız'ın birlikte derledikleri Armağanın Fenomenolojisi kitabı Ralph Waldo Emerson'dan Marcel Mauss, Emile Benveniste, Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Gary Shapiro, Jacques Derrida, Jean-Luc Marion, Robert Bernasconi ve Richard Kearney isimlerine kadar 20. yüzyıl düşünmesinde önemli bir yer tutmuş romantik, sosyolog, antropolog ve felsefecilerin metinlerini bir araya getiriyor.

"Armağanlar" başlıklı yazısında meseleye son derece yalın bir dille ve romantik bir tavırla yaklaşan Emerson, armağanın armağan veren kişinin kendisinde bir parça olması gerektiğini gündeme getirir ve armağana yönelik herhangi bir "çıkar" yahut "fayda/yarar" gözetmenin yeri ve değerini sorgular.

Armağanı bireysel bir şey olmaktan daha çok "toplumsal" bir fenomen olarak yorumlayan Marcel Mauss'un metninde ise armağan üzerinden bireysel ve toplumsal yapılar ile iktidar ilişkileri etrafında daha sonraki eserlerinde geliştireceği çözümlemelerine kapı aralar. Ünlü dilbilimci düşünürü Benveniste ise Mauss'un armağana ilişkin düşüncelerinin işaret ettiği izleri Hint-Avrupa dil yapıları içinde nasıl yer tuttuğunu yazısında gösterir.

Nietzsche, Heidegger, Shapiro, Derrida, Marion, Bernasconi ve Kearney'in yazıları ise felsefi açıdan armağan sorununu ele almanın farklı yollarını ve dahası mümkün bir armağan fenomenolojisinin ana hatlarının neler olabileceğini ortaya koyar.

@uzakkoku

Armağanın Fenomenolojisi der. Engin Yurt, Erdal Yıldız Pinhan, 2021

Doğa ve insana mütedeyyin bir bakış

Endüstriyel ve post-endüstriyel gelişmelerle birlikte özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren insan ve çevre arasındaki ilişkiler daha çok gündeme gelmeye, tartışılmaya başlandı. Ancak bütün bu tartışmalarda çoğu kez unutulan bazı soruların da olduğunu söylemeli. Bu tartışmalar içinde insanın doğa ile ilişkisinde dinin ve din psikolojisinin rolü pek gündeme gelmedi, belki de ısrarla getirilmedi. Modern sınai ve teknolojik gelişmeler yüzünden çevre sorunlarının artmasına rağmen din psikolojilerinin ısrarla konu dışında tutulmaya çalışılması modern çevreciliğin belki de en önemli kusuru. Din psikolojisi alanında çalışmaları bulunan Prof. Dr. Ali Ayten'in hem insan-doğa ilişkisini hem de bu ilişkide dindarlığın rolünü incelediği kitap bu sebeple son derece değerli.

Doğa Bize Emanet, Ali Ayten, İz, 2021

Semiha Cemal çevirisiyle Fedon

Platon'un diyalogları Cumhuriyet devrinde Türkçe'ye pek çok kez ve birbirinden farklı birçok isim tarafından çevrilmiştir. Ancak Türkiye'nin ilk kadın felsefecisi olarak tanınan Semiha Cemal'in yaptığı Platon çevirileri pek görülmez. Son dönem tasavvuf büyüklerinden Kenan Rıfai'nin bir öğrencisi olan Semiha Cemal'in (Cemal, aynı zamanda Mustafa Şekip Tunç'un da asistanlığını yapmıştır) tercümesi Osmanlı Felsefe Çalışmaları dizisinin 70. kitabı Platon'a ait Fedon (ya da eski Grekçe'siyle Phaidon). Samiha Ayverdi'nin terbiyesinde rol aldığını bildiğimiz Semiha Cemal'in aynı zamanda iki roman yazarı ve bir de şiir kitabı olduğunu ekleyelim. Fedon'da Platon kendisinden önce gelen filozofların ruhla ilgili fikirlerini eleştirerek ruhun bekası ve bilginin hatırlamaya ait olduğu teorisini açıklıyor.

Fedon-Ruhun Bekası, Eflatun, çev. Semiha Cemal, Çizgi Kitabevi Yayınları, 2021