FETÖ-siyaset ilişkisi, ‘siyasi ayak' tartışmaları

Mustafa Akış / Hukukçu
08.02.2020

FETÖ'nün tarihsel olarak siyaset ile kurduğu ilişkiye baktığımızda özellikle şu husus dikkati çekmektedir: Tüm olağanüstü dönem aktörlerine ve siyasi aktörlere methiyeler dizerken; Ak Parti'nin bünyesinden koptuğu Refah Partisi'ne “Beceremedin çek git” diyen ve Çevik Bir'e okulları feda ederken dershaneleri Recep Tayyip Erdoğan'dan sakınan bir anlayış karşımıza çıkmaktadır.



Türkiye içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel birikimi itibariyle birçok imkana ve potansiyele sahip bir ülke. Etki alanı ve jeopolitik konumu itibariyle uluslararası meselelerin birçoğunda anahtar ülke olma hüviyetini taşımasına yol açıyor. Bu durum ülkemiz için her ne kadar müthiş imkân ve olanaklar barındırıyor olsa da aynı ölçüde kötü niyetli plan ve hesap sahiplerinin de hedefinde olmamıza neden oluyor. FETÖ meselesi kabaca tasvir etmeye çalıştığımız bu durumu somutlaştıran en önemli unsurlardan biri. Türkiye’nin anahtar ülke konumunu bertaraf etmek, onu iddiasız ve edilgen kılmak için kurgulanmış bir terör örgütü. Her ne kadar 15 Temmuz’da bu terör örgütünün belini kırmış olsak da mücadele hala sürüyor. Milletin 15 Temmuz’da ortaya koyduğu tavrı müspet bir biçimde sonuca ulaştıracak en önemli aksiyon şüphesiz FETÖ’yle mücadelede ortaya koyulacak devlet aklı ve güçlü bir siyasi mutabakat. Bu mutabakatı sulandıracak her türlü sorumsuz çıkış bizatihi FETÖ’nün kendisine yarıyor. Ne yazık ki bu tarz çıkış ve söylemler özellikle FETÖ-Siyaset ilişkisi tartışmalarında karşımıza çıkıyor.

Özellikle son günlerde “siyasi ayak” kavramı ve tartışmalarının FETÖ’ye karşı olduğunu söyleyen aktörler tarafından çoğunlukla karşıdakini/ötekini itham etmek üzere kullanıldığını ve herkesin birbirine bolca FETÖ boca ettiğini düşünürsek, bu hususun en çok bugüne kadar siyaseti kullanışlı bir aparat olarak gören FETÖ’ye yaradığını görmemek saflık olur. O yüzden biz kavramsal olarak “siyasi ayak” değil; FETÖ-siyaset ilişkisi üzerinden yapılacak bir değerlendirmeyi daha doğru buluyoruz. Toplumumuzun hala hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığı bu yapının “siyasi ayak” tartışmasını yapmak kör döğüşü yapmaktan öteye geçmez, geçemez kanaatindeyiz.

FETÖ-siyaset ilişkisini tartışmak için öncelikle önümüzdeki yeni nesil terör örgütünü tanımak gereklidir. Kişinin bilmediği bir şey ile mücadelesi çok zordur. FETÖ gibi karmaşık bir örgütün çökertilmesi için onun öncelikle tanınması, bilinmesi gerekli iken; siyaset ile ilişkisini tartışmak, bu tanıma ve anlamayı bir ön koşul olarak evleviyetle karşımıza koyuyor. Bu tartışmayı doğru bir şekilde yapabilmek için önce FETÖ’yü doğru anlamaya, FETÖ’nün yapısını ve onu ortaya çıkaran nedenleri dikkatli bir okuma ile ele almaya çalışalım.

FETÖ’yü doğru anlamak

a-Tarihsel okuma

Türkiye’de vesayet odaklarını iki döneme ayırabiliriz. Birincisi 1960 Darbesi ile beraber Soğuk Savaş ikliminin koşullarında kurgulanmış, kendini rejimin bizatihi sahibi olarak tanımlayıp, karşısında gördüğü her türlü milli değer ve unsuru tehdit olarak gören Kemalist vesayettir. Bu vesayet odağı dünyanın tek kutuplu hale gelmesi ve küreselleşmesi ile beraber anlamını kaybetmiş, kuklacıları için artık taşınamaz hale gelmişti. Bu arkaik örgüt, süreç içinde kendi yerini alacak, görece milletin değerleri ve liberal dünya ile daha barışık FETÖ tarafından yine aynı kuklacının da desteği ile tasfiye edilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’deki vesayetin ikinci dönemi FETÖ vesayetidir. FETÖ ilk dönem vesayetçilerinin aksine toplumun ara sokaklarına kadar faaliyet göstermiş, kendini belli bir mahalle, medya grubu, ekonomik sınıf veya sermaye odağına hapsetmemiş bir örgüttür. Önceki hükümet sistemimizin antidemokratik, bürokrasiyi egemen kılan dizaynı ve milletin değerlerini dışlayan Kemalist ideolojik devlet kurgusunu fırsata çevirmiş bir sızma hareketidir. FETÖ, Kemalist ideolojik devlet kurgusunun milletin ekseriyetini dışlayan tavrını örgütüne adam devşirmek için istismar ederken, her türlü denetimden muaf güvenlik-yargı bürokrasisindeki kast sistemini ise siyaset üzerinde egemen olmak için kullanmıştır. İşin bu yönüyle çok paradoksal bir biçimde FETÖ’nün en önemli motivasyon kaynağı ve tahkim edicisi Kemalist ideolojik vesayet olmuştur. FETÖ toplumun yaşadığı mağduriyetler karşısında yer yer İslami yer yer liberal söylemlerle kamuoyu oluşturmayı başarmış, bağlantıda olduğu Batı lobilerinin de başta medya olmak üzere birçok alanda desteğini görmüştür. 40 yıl boyunca dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu konjonktüre göre şekil alabilmeyi, asli amacını gizleyerek toplumun her kesimine tabiri caizse sağdan yaklaşabilmeyi başarmış bir örgüttür. Bu yüzden varlığını sürdürdüğü her dönemde aktör olabilmeyi başarmış, her siyasi hareketle hatta Kenan Evren ve Çevik Bir gibi iki kritik darbe sürecinin en başat aktörleri ile bile iyi ilişkiler kurabilmiş, kudretli genelkurmay başkanlarının huzuruna yetiştirdiği “altın nesli” çıkarabilmişti. Zaten FETÖ’nün ilk dönem vesayetçileri olarak kategorize ettiğimiz Kemalist vesayetin yerine gelmesinin nedeni, Kemalistlerin toplumdan çok kopuk olmasından kaynaklı olarak ortaya koydukları mühendisliğin uzun süreli bir düzeni artık tesis edememesiydi. Sosyal etkileşimin düşük olduğu Soğuk Savaş dönemi atmosferinde uzun vadeli düzeni tesis edebilen ancak dünyanın küreselleşmesi ve toplumun hızla sosyalleşmesi ile toplumdan çok kopuk vesayet odaklarının anlamını kaybetmesi, FETÖ gibi halkla ilişkileri daha kuvvetli yapıyı öne çıkarmıştı. Böylece Türkiye’ye biçilen rol kapsamında kurgulanacak devletin halk nezdinde daha uzun vadeli bir hüsnü kabul göreceği varsayılmıştı. Eğer milletimizin engin feraseti ve Erdoğan gibi milletle derin bağ kurabilmiş tarihi bir şahsiyetin cesaret ve kararlılığı olmasaydı bu varsayım realitede de karşılığını bulabilirdi.

b-Kavramsal okuma

FETÖ’yü anlamak için öncelikle kavramlarını anlamak gerekir. Ona kavramsal bir mercek tutmak, örgütün görevlilerine, işleyişine, ilişki biçimlerine de mercek tutmak demektir. Dolayısıyla FETÖ-Siyaset ilişkisini anlamlandırabilmenin ve bu tartışmayı bir kayıkçı kavgasından çıkarabilmenin ön koşulu FETÖ’nün kavramlarını öğrenmektir.

FETÖ birbiri içerisine geçmiş üç yapıdan oluşmaktadır. Sivil Yapılanma, Eğitim Yapılanması, Ünite Yapılanması.

Sivil Yapılanma içerisinde İstişare Heyeti (Başyüceler), Türkiye İmamı, Coğrafi Bölge İmamları, Mollalar (İl Manevi Abileri), İl İmamları, Eyalet İmamları, Büyük Bölge İmamları, Küçük Bölge İmamları gibi yüzlerce pozisyon ve görev bulunur.

Eğitim Yapılanması içerisinde İl Eğitim Danışmanı, İl Mezuncu Mesulü, İl Üniversite Mesulü, İl Lise Mesulü, İl İlköğretim Mesulü, Eyalet Talebe Mesulü, Büyük Bölge Talebe Mesulü, Bölge Talebe Mesulü, Serdoktor, Doktor, Asistan, Gezici, Şehir Dışı Talebe Mesulü, gibi yüzlerce pozisyon ve görev bulunur.

Ünite Yapılanması içerisinde ise TSK Ünitesi, Emniyet Ünitesi, Adliye Ünitesi, Avukatlar Ünitesi, Akademisyenler Ünitesi, Diyanet Ünitesi, Doktorlar Ünitesi, Öğretmenler Ünitesi, Memurlar ünitesi, İşçiler Ünitesi gibi onlarca ünite ve bu ünitelerin içerisinde mevcut yine yüzlerce pozisyon ve görev bulunmaktadır.

Sivil Yapılanma, örgütün finansal yönünün ağır bastığı kısımdır. Bu kısım büyük, orta ve küçük ölçek ayrımına göre iş adamlarına dini sohbet verilen ve bu sohbetlerde kendilerinden maddi yardım toplanan bölümü oluşturur. Öğrenci evleri de bir yönüyle bu bölümün içerisindedir. Sivil yapılanma örgütün yarı görünür, yarı görünmez özelliği taşıyan ve geniş bir biçimde olmasa da kamuoyunun önüne çıkardığı kısımdır.

Eğitim Yapılanması örgütün adeta fabrikasıdır. Küçük yaşta örgüte kazandırılan çocukların kariyer planlarını da yaparak, onları örgüte tam sadakat ile yetiştirip, çeşitli devlet kademelerine ya da örgüt içi görev ve pozisyonlara yerleştiren kısımdır. Örgütün bu kısmı gizlidir ve görevliler kod adı kullanırlar. (Örneğin 1980’li yılların başından bu yana dört askeri liseye ve üç harp okuluna örgüt adına öğrenci yerleştiren ve bu öğrenciler ile sekiz yıl boyunca, subay oluncaya kadar ilgilenen bölüm eğitim yapılanmasıdır.)

Ünite Yapılanması ise paralel devletin kendisidir. Devlet kademelerine yerleşen kişileri yöneten yapılardır. Buradaki görevliler eğer içinde bulundukları ünite örgütsel açıdan mahrem kapsamına giriyorsa kod adı kullanırlar. (Örneğin 1980’li yılların başından bu yana TSK’ne yerleştirilen subaylar ile birebir ilgilenen bölüm ünite yapılanmasıdır.)

İşte FETÖ yıllarca, çok fazla zihinleri karıştırmadan kabaca anlatmaya çalıştığımız, daha binlerce alt kırılımı olan bu kavramlar ve bu metodoloji ile yoluna devam etmiştir. Toplumla da, onun bir parçası olan siyaset kurumu ile de bu kavramlar bütününün oluşturduğu ilişkiler manzumesi ile temas kurmuştur.

Bugün FETÖ ile mücadelede geldiğimiz noktada biliyoruz ki; örgütün siyaset ve bürokrasi ile ilişki tesis eden parçası, ağırlıklı olarak Sivil Yapılanmasıdır. Örgüt bu ilişki biçimini de hiyerarşik bir bağlılıkla değil; insani ve diplomatik ilişki olarak kurgulamıştır.

Örgütün siyasete bakışı

Yukarıda bahsettiğimiz üzere önceki hükümet sisteminin bürokratik egemenliği öne çıkaran ve seçilmiş siyaset üzerinde tahakküm kurmaya imkan veren dizaynı zaten siyaseti ikincil konuma düşürüyordu. FETÖ de bütün insan kaynağını güvenlik ve yargı bürokrasisine yönelik olarak kullandı. FETÖ’nün yetişip serpildiği dönemin koşullarında da en verimli ve mantıklı olan buydu. İş dünyası ve siyaseti ise uzlaşılacak ya da tehditle kendi safına çekilecek bir mekanizma olarak görüyordu. Çünkü siyaset ve ticaret hayatın olağan akışı içinde hesap edilmemiş sürpriz ve keskin makas değişimlerine gebe mekanizmalardır. Kamu öyle değildir. Her şeyden önce yasal zırh söz konusudur. Kamuda atamanın bir usulü, silsilesi ve sınırları çizilmiş bir insan kaynağı havuzu vardır. Siyaset böyle değildir. İnsan kaynağı havuzu çok geniştir ve öngörülemez. Siyasette adam istihdamı kamudaki gibi mevzuata tabi sınırları net çizilmiş şekilde gerçekleşmez. O yüzden FETÖ için partiler ve siyasetçiler gelip geçicidir. Siyaset alanına yapacağı yatırımı gereksiz görür. FETÖ de özellikle örgüt liderinin konuşmalarını analiz ettiğimizde anlıyoruz ki; kuruluşundan bugüne değin kendisini siyaset üstü tanımlamakta ve siyaseti hakir görmektedir. Direkt olarak siyasi bir mekanizmaya angaje olmak FETÖ’nün alanını daraltıcı unsurlar barındırır. Bu aynı zamanda yumurtaların hepsinin aynı küfeye konması anlamına gelir. FETÖ her zaman davulu kendi çalıp, tokmağını siyasetçinin boynuna asmak isteyen bir yapı olmuş. Devleti kadrolarıyla ele geçirip yönetmek, sorumluluğun faturasının da günah keçisi olarak seçimle iş başına gelen siyasetçiye kesilmesini sağlamak onun için daha konforludur. Tabiri caizse bu alanda kadrolu eleman yetiştirmek için zamanını ve emeğini zayi etmez. Siyasetçiyi yeri geldiğinde terbiye edebilecek sopayı elinde tutan askeriyeyi, yargıyı ve emniyeti ele geçirerek, buralarda kadrolu eleman istihdam etmek onun için daha mantıklıdır. FETÖ gibi yapılar için bir genci bir partinin gençlik kollarında istihdam etmektense; askeriyeye yönlendirmek her zaman daha kullanışlı olmuştur. Dolayısıyla FETÖ’nün ortaya koyduğu bu bakış açısıyla örgütlenmesi içerisinde “Siyaset Ünitesi” ihtiyacı yoktur.

‘Son Karakol’

Daha sonraları Kenan Evren’i cennetle müjdeleyecek olan örgüt lideri F.Gülen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin hemen akabinde, Sızıntı dergisinin 30 Eylül 1980 günlü sayısında “Son Karakol” başlıklı yazısında daha önceden 31 Mayıs 1979 tarihli “Asker (Çağ ve Nesil)” başlıklı yazısında “Mehmetçiğe selam durulduğunu, teşekkürler sunulduğunu” belirttikten sonra yazının bitiş kısmında “Ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluu saydığımız bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.” diyecektir.

Devam eden süreçte siyasal iktidarı Anavatan Partisi devralır. FETÖ’nün siyasal yolculuğu güç ve iktidarın yeni sahipleri üzerinden inşa olmaya devam eder. İlk kez yurt dışına açılma stratejisini benimsediği bu dönemde açmak istediği okullar için desteğini gördüğü Başbakan Turgut Özal’a rahmetli olduktan sonra “Cennet mekân” diyecektir. FETÖ’nün bu iktidarla olan yolculuğu 1991 yılında son bulur.

Örgüt bundan böyle 1991 seçimlerinde iktidara gelen Süleyman Demirel’in Doğruyol Partisi ile yoluna devam edecektir. Türki Cumhuriyetlerde etkisini artırmak için yeni yol arkadaşı artık bu iktidardır. FETÖ bu serüvende zamanın Başbakan’ı Süleyman Demirel’e “Sözün sultanı” diyecektir.

1990’lı yılların ortalarına geldiğimizde gerek 1994 yerel seçimlerinde, gerekse 1995 genel seçimlerinde Refah Partisi’nin siyasal çoğunluğu elde etmesiyle birlikte yeni bir siyasal iktidar kurulmuş ve Necmettin Erbakan 1996 Haziran’da kurulan Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı olmuştur. FETÖ bu sefer askeri vesayet ile mücadele eden seçilmiş iktidara kendi yayın organlarından “Beceremediniz çekin gidin” diyerek çok sert tepki gösterecektir. F. Gülen, 28 Şubat sürecinin simgesi olmuş Genel Kurmay 2. Başkanı Çevik Bir’e yazmış olduğu mektupta ise; “Genel Kurmayımız’ın çok değerli İkinci Başkanı Sayın Komutanım,...şu birkaç satırla huzurlarınızı işgal edeceğim için yüksek af ve hoşgörünüze sığınıyorum,...Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama vazifesini deruhte etmiş şanlı ve kahraman ordumuzun seçkin ve şerefli bir mensubu ve Genel Kurmayımız’ın İkinci Başkanı olarak, ne zaman, nerede ve ne şekilde arzu buyurursanız bu okulları şereflendirebilir ve her türlü teftişi yapabilirsiniz. Böyle bir mektupla kıymetli vakitlerinizi işgal etme sûi edebinde bulunduğum için tekrar özür diler, yeni yılda sıhhat ve afiyet dileklerimle birlikte, en derin saygılarımın kabûlünü arzederim efendim.” şeklinde olağanüstü nazik bir dil kullanarak “Okullar sana feda olsun” diyecek ve bir kez daha darbeye alkış tutacaktır.

Refah-Yol Hükümeti yıkıldıktan sonra Bülent Ecevit’in Başbakanlığında kurulan hükümete “Hayırlı olsun” manşetiyle destek verecek ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e hitabende “Mahşerde şefaatçi olacağını” söyleyerek övgüler dizecektir.

FETÖ’nün tarihsel olarak siyaset ile kurduğu ilişkiye baktığımızda özellikle şu husus dikkati çekmektedir. Görüldüğü üzere tüm olağanüstü dönem aktörlerine ve siyasi aktörlere methiyeler dizerken; Ak Parti’nin bünyesinden koptuğu Refah Partisi’ne “Beceremedin çek git” diyen ve Çevik Bir’e okulları feda ederken dershaneleri Recep Tayyip Erdoğan’dan sakınan bir anlayış karşımıza çıkmaktadır.

FETÖ-Siyaset ilişkisini irdelemek isteyenler için bizce bu çıkarım sürece ışık tutan bir yönü olduğu kadar çok da anlamlıdır.

Sonuç

Yukarıdaki açıklamaları göz önüne aldığımızda FETÖ-siyaset ilişkisine nasıl bakmalıyız ya da nerede aramalıyız? Örgütle siyasi ilişkiler tartışmasının yapıldığı son dönemlerde enerjimizi ideolojik bakış açılarımız üzerinden boş yere harcamak yerine FETÖ’nün siyasetle ilişkisinin her dönemin güç odakları üzerinden tarif edilmesi gerektiğini, dolayısıyla bu yapının gelişerek devleti ele geçirmek istemesinde bütün siyasal iktidarların ve muhalefetlerin tabiri caizse kusurunun bulunduğunu; bu konuda tüm samimiyetiyle kendisine özeleştiri getirenlerin daha da kıymetli olduğunu ve en büyük kusurun da FETÖ’nün önünü açan vesayet sisteminde olduğunu söylersek doğru bir değerlendirme yapılmış olur.

“Düşmanımın düşmanı dostumdur” kafa yapısı bizleri FETÖ ile mücadele etmek yerine “FETÖ üzerinden hesap görmeye” sevk eder. FETÖ’nün tesir alanını sadece tedrisinden geçen insanlar olarak göremeyiz. FETÖ’ye muhalif olduğunu iddia edenler, şayet tarz ve üslup açısından daha ahlaki bir duruş sergileyemiyorlarsa FETÖ’yle aynı değirmene su taşıyorlar demektir. Bu yapının siyaset ile ilişkisini cemaat olarak bilindiği bir dönemde yapılan söylemler üzerinden okumak oldukça yüzeysel ve kolaycı bir yaklaşım olduğu gibi iyi niyetli de değildir. Bir kısım siyasetçiler FETÖ meselesini-mücadelesini emelleri uğrunda siyasi fırsatçılığa çevirip, selden kütük kapma derdine düşerlerse bilmelilerdir ki FETÖ’nün dostluğuna itibar edilmez.

Bu sebeplerle FETÖ’nün siyaset ile ilişkisini tartışırken meselenin bütününü gören, siyasi hırs ve hesapları bir kenara bırakan bakış açısıyla hareket etmek elzemdir. Siyasi mutabakat ve bu örgütle mücadele edecek farklı esnek hamleler olmazsa bırakın siyaset kurumu ile ilişkisini anlamayı ana gövdesi ile mücadele bile zorlaşır.

mustafa.akis@tccb.gov.tr