Filistin, İslam dünyasının aynasıdır

Doç. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu / Gaziantep Üniversitesi
18.06.2021

730 yıllık bir özgürlükten sonra 1917'de Fransız Gouraud ve İngiliz Allenby ikilisinin Selahaddin'in mezarını tekmeleyerek "Kalk! Biz geri geldik" demesiyle birlikte 104 yıldır Kudüs'ün ikinci işgal süreci yaşanmaktadır. Sykes-Picot ile parçalanıp onursuzlaştırılan İslam dünyasına elbette bir Selahaddin daha gelecektir. Dünyanın her yerinden toplama ve bölünmüş bir yapıya sahip İsrail toplumunun, tek ortak noktası Filistin düşmanlığıdır. Önümüzdeki süreçte İsrail, kendini çevreleyen 10 milyon Filistinliye ilaveten kendi içindeki nüfusun yarısına hızla yaklaşan Filistinliler sorunuyla da yüz yüze kalacaktır.



Filistin; su ve zeytin başta olmak üzere zengin tabii kaynaklar, dini mekânlar ve Akdeniz kemeri boyunca Mısır-Suriye ve Lut Gölü arasında bulunan jeo-stratejik konumundan dolayı, Ön Asya'nın kilidi konumunda bulunmaktadır. Tarih, bize bir kez daha Filistin'in siyasi durumu ile İslam dünyasının siyasi durumunun paralel olduğunu göstermektedir.

Verimli Hilal'in merkezi

Verimli Hilal'in tam merkezinde ikinci Haçlı-Siyonist Krallığı olarak kurulan İsrail, 1916 yılında Sykes-Picot ve bir yıl kadar sonra da İngiltere Dışişleri Bakanı Siyonist Belfour tarafından İsrail Devleti'nin kuruluşu "Haşmetli İngiliz Kraliyet Hükümeti, Filistin'de Yahudi halkı için milli bir devlet kurulmasını memnuniyetle karşılar... Bu gayeye ulaşmayı kolaylaştırmak için en değerli mesailerini harcayacaktır" şeklinde mutluluktan ağzı kulaklarına varırcasına resmen dillendirildi.

Tüm milletlerin kanını kumpas, para ve teknoloji ile emen ilk Siyonistler, "Topraksız halka halksız toprak" diyerek maalesef Ruanda ya da kutupları değil de yukarda saydığım en az üç nedenden dolayı Filistin'i istemişlerdir. Bundan on yıl önce kendilerinden, Yahudi kullarına başlarını sokacakları bir mahalle istenen II. Abdülhamid Han, bedava alacaklarını bildiği halde, şahsına ve devletine ne pahasına olursa olsun red cevabı vermiş ve bu nedenle İttihat ve Terakki tarafından, 23 Temmuz 1908 yılında gerçek manada son Türk-İslam Hükümdarlığı, İngilizlerin desteğiyle sona erdirilmiş ve İTT'lerin kontrolündeki Meclisten geçirdikleri ilk yasa, kendilerini iktidara getiren Siyonistlere toprak satışının serbest bırakılması olmuştur.

'El sürülemez'

Mustafa Kemal Paşa, Büyük Kudüs Müftüsü Emin El Hüseyni'nin imdatnamesine "Filistin'e el sürülemez, Peygamberin arzusu için kanımızı dökmeye hazırız..." cevabını vermiştir. II. Dünya Savaşı öncesi büyük fırsatında Hatay ve Boğazları aldıktan sonra, Suriye, Irak ve Filistin'e hazırlanan Mustafa Kemal'in yabancı hekimlere teslim edilmesi sonrası erken ve ani ölümü şüpheli olarak görülmektedir.

Aynı şekilde Filistin'e silah yardımı yaptığı iddia edilen ve tam da Suriye'ye mal sevkiyatı yapılmak üzereyken, Bakü Fatihi Kafkas İslam Kumandanı Nuri Killigil Paşa'nın silah fabrikası da İsrailli ziyaretçilerin gidişinden hemen sonra Beyrut Limanı gibi patlatılmış ve 70 kiloluk Paşa'nın ancak bebek tabutunda cenaze namazı kılınabilmiştir. Benzeri süreç uçak fabrikası batırılan Nuri Demirağ ve top fabrikası soba borusuna çevrilen Şakir Zümre için de geçerlidir. Bu nedenle ikinci Bakü fatihi Selçuk Bayraktar'ı ve ebabillerini (S/İHA) koruyan iktidara minnettarız.

Esed ve Golan

Nil'den Fırat'a kadar vadedilmiş toprakların rüyasını her gece gören, pijama çizgili bayraklı İsrail, ülkemizin özellikle GAP bölgesinde uzun vadeli arazileri hem kamudan hem de şahıslardan kiralayıp kirletmekte; Fırat, Dicle ve Harran'ın düğünlerini PKK-PYD ile kırmızıya boyamaktadır.

Aristo-İskender taktiğiyle birbirleriyle kavgalı hale getirilen İslam Dünyası, 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren Jön Türkler olarak adlandırılan ekseriyetle Batı ajanı siyasi düşünceler; A. Rıza ve İngiliz Ali üzerinden Türklerde İttihat ve Terakki Fırkası, Halil Ganem üzerinden Araplarda Diriliş manasına gelen ama fiilen ölüm demek olan Baas Partisi, Arnavutlarda İ. Temmo ve Kürtlerde İ. Sükûti, Kürt Ziya ve A. Cevdet zihniyetinden A. Öcalan'a kurdurulan HDPKK olarak uygulanmaktadır. Maalesef kadim siyasi kodlarından kopartılan bu halklar, İsrail'e Filistin gibi, Batı dünyasına hazırlanmaktır. Örneğin, Baas Partisi ve şimdiki lideri Beşar Esed'ın (gerçek soyadları canavar idi) babası Hafız Esed Rusya ile birlikte, Arap çöllerinit su ve ağaç deposu olan stratejik Golan tepelerini İsrail'e verdiği için bugüne kadar iktidarda tutulmaktadırlar.

Demir Kubbe

İsrail'in hava savunması Ok, Callut'un Sapanı ve Demir Kubbe sistemleri tarafından korunmakta ve parçalarının çoğu ABD'den getirilip montaj edilmektedir. Şimdiki asimetrik savaşta, on yıldan beri kullanılan Demir Kubbe füzelerinin başarı oranı oldukça düşmüşe benziyor. Bunun iki sebebi var ya İzzettin El Kassam'ın füzeleri güçlendi ya da İsrail çöküyor.

Son iki yılda ancak bin füze fırlatabilen HAMAS'ın askeri kanadı İzzettin El Kassam (Suriye asıllı olup, Filistin'de İngilizlere karşı silahlı direndiği gibi Libya'da da Osmanlı ordusuna yazılmış ve Filistin-Lübnan sınırında hücre askeri birlikler kurup bu uğurda İngilizler tarafından 500 kişilik birlik tarafından şehit edilmiştir) füzelerine yeni ve daha etkili İran yapımı füzeler (Fatih-313) de eklenmiş ve günde 100 den fazla füzeyi İsrail'e fırlatmıştır.

İsrail'de her yeri vurabilen HAMAS'ın, bunları nasıl getirdiği, nerde sakladığı efsane istihbarat örgütü(!) MOSSAD'ı nasıl atlattığı ve bunlara kimyasal başlık takıp takamayacağı da kimsenin düşünmek istemediği sorulardan akla ilk gelenlerdir. Aslında Callut'un sapanı olan HSS de başarısız oldu ve sırları pazarlara düştü. HAMAS mühendisleri tarafından sürekli geliştirilen füzelerin kodlarını toplamacı kopyacılar tabii ki çözemez.

İzzettin El Kassam'a karşı çaresiz kalan Demir Kubbe'ye ek olarak bir de Hizbullah kuzeyden hareket geçerse İsrail ne yapar? Geçtiğimiz ay Şam'dan İsrail'in nükleer Dimona tesislerini vuran 500 km'lik füzeye ne demeli? Ya bir de ebabil gibi SİHA'lar gelse ne olur?

Ne yapıyorsun Netanyahu?

Selahaddin'in en iyi 10 komutanından biri olan (Sekizi Hakkârili) Kudüs'teki İsa El Hakkâri Caddesi ve yine Selahaddin'in hekimi Hüsameddin'i Cerrahi'den adını alan Şeyh Cerrah mahallesi, tarihin hiçbir döneminde Yahudilerin olmamıştır. 1850'de kurulan bu kutsal mahalleyi, topraklı, silahlı ve azgın bir azınlığın sapıklık mekânı haline getirip, sakinlerini de ölüme sürmek istiyorlar. Lakin ağacın kurdu içindedir. İki yıldır hükümet kuramayan Netanyahu'nun esas derdi, tek başına hükümet kuramadığı gibi yolsuzluk davalarından dolayı da ahir ömründe dünyada iken hapse girme korkusudur. Ancak ne zaman öldüğü bile bilinmeyen Ariel Şaron, İzak Rabin, ve Ehud Olmert'ın akıbeti onu da beklemektedir.

Dünyanın her yerinden toplama ve bölünmüş bir yapıya sahip İsrail toplumunun, tek ortak noktası Filistin düşmanlığıdır. Önümüzdeki süreçte İsrail, kendini çevreleyen 10 milyon Filistinliye ilaveten kendi içindeki nüfusun yarısına hızla yaklaşan Filistinliler sorunuyla da yüz yüze kalacaktır. İsrail'de yaşayan Filistinlilerin desteklediği HAMAS yanlısı Ra'am Partisi'nin Meclis'e dört temsilci soktuklarını da hatırlatmak lazım.

'Kalk! Biz geri geldik'

İlk olarak Hz. Ömer tarafından 637 yılında Kudüs'ün fethedilmesiyle, İslam dünyasında yükseliş süreci başlamıştır. 1099 yılında yaşanan fetret döneminde Haçlılar tarafından işgal edilen Kudüs'ün geri alınışı Selahaddin-i Eyyubi'nin liderliğinde İslam dünyasının toparlanmasıyla ancak 88 yıl sonra mümkün olmuştur.

730 yıllık bir özgürlükten sonra 1917'de Fransız Gouraud ve İngiliz Allenby ikilisinin Selahaddin'in mezarını tekmeleyerek "Kalk! Biz geri geldik" demesiyle birlikte 104 yıldır Kudüs'ün ikinci işgal süreci yaşanmaktadır. Sykes-Picot ile parçalanıp onursuzlaştırılan İslam dünyasına elbette ikinci Selahaddin gelecektir.

Kalbi, 144 dönümlük mübarek bir alanda bulunan Kudüs'ün; sağ kolu Mısır'dan Fas'a kadar, sol kolu Şam'dan Malezya'ya, kafası ve sırtı Anadolu'dan Kırım'a kadar uzanmaktadır. En az bu üçlünün birleşmesiyle kurtulabilen İslam dünyasının fetret durumuyla Kudüs'ün durumu maalesef paralel görülüyor. Öyle bir lider çıkmalı ki; mezhep ve ırk farkı gözetmeksizin Hz. Ömer'in adaleti ve Selahaddin-i Eyyubi'nin basiretli siyasetiyle Kudüs yani İslam dünyası kurtulabilsin.

Bunun için de öncelikle Türkiye, Mısır, İran ve Pakistan tarafından yeni bir birlik kurmalıdır. Bu bize Hulagu ve Kadıhan'ın ibretlik tavsiyesidir. Altı imparatorunu Fırat'ın doğusuna gömen Roma'nın, "Biz gitmezsek onlar gelir" siyasetini, Armageddoncu Netanyahu'yu ve bu savaşta Siyonistlerin yenileceği müjdesini de biliyoruz.

hseyhanlioglu@gmail.com