Fransız mandasına dayanan rejim Lübnan'ı bitiriyor

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak / MSGSÜ Öğretim Üyesi
29.08.2020

Lübnan, tarihinin en acıklı günlerini yaşıyor. Halk ekmek ve iş derdinde iken Beyrut Limanı'ndaki patlama ile bir kez daha görüldü ki, ekonomik ve siyasal sistem çöktü. Hükümet, borçlarını ödeyemez haldeyken yeni borç bularak ekonomiyi canlandırma noktasındaki umutlar tükenmeye başladı. Kayda değer bir yeraltı madeni ve enerji kaynağı olmayan Lübnan halkı için Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları umut olabilir mi?



100 yıl önce Fransız işgal ve manda yönetiminin kurduğu mezhebe ve etnik gruba dayalı iktidar paylaşım düzeni, 1975-1989 arasında süren 15 yıllık iç savaş ve ardından revize edilen siyasal yapı ile sürdürülen 30 yıllık ekonomik düzen, Lübnan’da 2019 yılından itibaren halk tarafından sokaklarda ve meydanlarda protesto ediliyordu. Halk yıllardır süren yolsuzluğa prim veren ekonomik ve siyasal düzenden hesap sorarken siyasetçiler ait oldukları mezhep ve etnik grubun kendilerine sağladıkları servet ve makamları kaybetmeme telaşından başka bir duyarlık göstermiyordu. Lübnan Fransız manda rejimine dayanan siyasal yapının sorunlarından kurtulamadığından sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlarını çözemiyor.

Ötekilerin sığınağı

Lübnan, tarihte Cebel-i Lübnan diye adlandırılan bölgesi sebebiyle öne çıkmıştır. Çağdaş Lübnan devleti, kuzey ve doğu sınırlarıyla Suriye, güneyde ise İsrail’e komşudur. Ülkenin batısında Akdeniz’e açılan kıyı şeridi yaklaşık 215 km uzunluğundadır. Lübnan’ın denizden Şam’a kadar uzanan topraklarında yer alan Bekaa vadisi doğal bir korunak gibi siyasal ve dinsel azınlıkların sığınağı olmuştur. 7. asrın sonlarında, bugünkü Maruni kilisesinin kurucu rahipleri Doğu Roma Ortodoks Kilisesi ile çatışınca burada uzlete çekildiler. Fâtımîler devrinde 11. asırdan sonra İslam’ın farklı yorumlarına sahip Dürzî ve Şiî gruplar Fâtımîler devrinde bu bölgeye yerleşme imkanı buldu.

Fransa ve Katolik Kilisesi’nin Lübnan’daki Hıristiyanları desteklemesi esasen misyonerlik faaliyetleriyle başlamıştır. Ancak, Fransızlar Lübnan’daki Maruniler ile bağlarını Haçlı Seferlerine kadar indirmektedir.

Kırım Savaşı (1853-1856)’nın da nedenleri arasında yer alan bölgeye dışarıdan dinsel gerekçeli müdahaleler, Lübnan’da Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in Memluk hükümdarı Kansu Gavri’yi 24 Ağustos 1516 Mercidabık Savaşı’nda yenmesinden sonra tesis ettiği uzun barış dönemine darbe vurmuştur.

Kudüs ve Doğu Akdeniz üzerinde hesapları olan Fransa’nın Marunileri kışkırtması bölge barışını yıkmıştır. 1860’da Dürziler ve Maruniler arasında meydana gelen çatışmada, 11 bin kadar can kaybı yaşandı. Dağlık Lübnan’daki bu iç savaş, bir ticari kriz anında Osmanlı reformlarına ve Avrupalıların bu reformlarla bağlantılı olan çıkarlarına muhalefetin bir ifadesi idi. Fransız kuvvetleri, Marunileri korumak bahanesiyle Beyrut’a girdi. Avrupalı güçlerin diplomatik müdahalesiyle Dağlık Lübnan’da özel bir rejimin kuruldu. Asayişinin kendi jandarması tarafından sağlanacağı ve özel bir vergi sisteminin uygulanacağı Dağlık Lübnan Sancağı Beyrut, Sayda ve Trablusşam’ı kapsamıyordu. 1864’te küçük değişikliklere uğrayan bu statüsü Birinci Dünya Savaşı sonlarına kadar sürdü.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa, İngilizlerle yaptıkları gizli 1916 Sykes-Picot anlaşması uyarınca Suriye ve Lübnan’ı işgal etti. 1920’de Lübnan bölgesini Şam’dan tamamen ayıran Fransa her iki taraftan da tepkiler aldı. Buna rağmen Lübnan, Fransa’nın manda rejimiyle kurduğu sitem çerçevesinde kalarak 1943’te bağımsızlığını ilan etti. Lübnan’daki rejimde Cumhurbaşkanı Maruni, Başbakan Sunni, Meclis Başkanı Şii. 18 etnik ve mezhepsel grup kendilerine ayrılan kotalarla meclis ve hükümette temsil ediliyor. Ancak nüfus yapısı 100 yıl önce kurulan sistemi bozuyor. Bu yüzden 1932’den beri nüfus sayımı yapılmıyor. Nüfus sayımı yapılmadığından sistemi elinde tutan siyasal elitlerin toplumsal desteği tam olarak bilinmiyor. 21. Yüzyılda ortaçağ cemaat yapısını korumayı önceleyen siyasal sistem gençlere güven vermiyor.

Osmanlı Devleti zamanında İstanbul limanından sonra en işlek liman olduğundan en fazla gümrük vergisinin alındığı Beyrut Limanı, bağımsız Lübnan devrinde Arap-İsrail savaşları, Lübnan’daki iç savaşlar ve bölgedeki kaos nedeniyle istikrarlı büyümeden hep uzak kaldı. Tahminen 150 bin cana mal olan 1975-90 iç savaşı, Soğuk Savaş ile eş zamanlı olarak bittikten sonra Lübnan’da tazelenen barış umutları da boşa çıktı.

Suriye, büyük güçlerin desteğiyle 1976 yılında Lübnan’ı işgal etti. 1976’dan 2005’e kadar Lübnan’ın dış politikasını ve iç politikasını yönlendiren Suriye 2005 yılında Başbakan Refik Hariri’ye düzenlenen suikastin sorumlusu olarak suçlandı. Suriye uluslar arası toplumu ikna edici açıklamalar yapamayınca askerlerini çekmek zorunda kaldı. Suikast sonrasında Suriye gibi İran da prestij kaybına uğradı. Ancak İran’ın desteklediği Hizbullah özellikle İsrail’in 2006 yılındaki saldırısına karşılık vererek güçlenerek yoluna devam etti. 2018’deki seçimlerden sonra Hizbullah tekrar güç kazandı. Hizbullah’ın İsrail’e karşı prestij kazanması Lübnan içindeki taraftarlarının sayısını artırdığı gibi maddi imkanlarını da güçlendirdi.

Pandemi ve kilitlenen rejim

Lübnan ekonomisi öteden beri turizm ve bankacılık sektörüne bağlı idi. Bankalar son 30 yılda ayakta kalan ve kar eden tek sektörel kurum oldu. Farklı etnik ve mezhep temsilcisi durumundaki siyasal gruplar, devletin kaynak ve imkanlarını paylaşıp zenginleştiler. Refahın adil paylaşımı, istihdama katkı ve sürdürülebilir bir ekonomik düzen yerine, bağlı oldukları topluluklara sosyal yardımlar yaparak kendi meşruiyetlerini güçlendirme yoluna gittiler.

Lübnan bankacılık sisteminin başta gelen iki destekçisi ve kaynak sağlayıcısı Fransa ve Suudi Arabistan oldu.

2005 yılında Refik Hariri’nin kanlı bir suikast sonucu hayatını kaybetmesiyle derinleşen siyasal kriz, 2008’de küresel boyutta yaşanan ekonomik kriz ile 2011’de başlayan Suriye iç savaşı Lübnan’ın turizm ve bankacılık sistemine dayanan ekonomisini iyice bozdu. 2014’de petrol fiyatlarının düşmeye başlaması Suudi Arabistan’dan gelen kaynakların azalmasına sebep oldu. Ayrıca, Körfez ülkelerinde işçi olarak çalışan Lübnanlıların gönderdikleri döviz de düştü. Hizbullah’ı hedef alan ancak Lübnan’ın tümünü etkileyen ABD ambargosu da ekonomiyi felç eden olumsuz faktörlerdendir.

Bankalara destek vermeyi bırakan ABD, Fransa ve Körfez ülkeleri ekonomik sarsıntıyı sosyal depreme dönüştürdü. Lübnan’daki düzen, Covid-19 ortamında iyice işlemez hale geldiği için bir devrim coşkusuyla bir araya gelen halkın kurduğu platformlarda yargılanmaya başladı. Zamanla siyasi düzene karşı duyulan öfke siyasetçileri sokağa çıkamaz hale getirdi.

Lübnan Lirası Ekim 2019’da başlayan protestolardan bu yana büyük değer kaybına uğradı. Hükümet kuru sabitleyerek ithalata dayanan pazardaki enflasyonu kontrol altına alacağını hedefledi. Ancak, 1 ABD doları, bin 500 Lübnan lirasına karşılık olarak sabitlense de serbest piyasada bunun 5 katını aşan oranda işlem görmeye başladı. Buna bağlı olarak tüm gıda ve tüketim ürünlerinin fiyatları arttı.

Doğu Akdeniz’deki hakkı

Lübnan’ın yapısal sorunlarından biri de dış borçlarıdır. Küçük bir ülke ama büyük bir borç yükü altında halk ezilmektedir. Borcu borç ile ödemeye çalışan ülke yönetimi 92 milyar doları aşan borç ile ekonomiyi çevirmeye çalışıyor. Yolsuzluklara göz yumarak kullanılan dış kaynaklar ekonomik bakımdan ülkeyi iflasa sürükledi. 2020 yılında vadesi gelen 4,6 milyar dolarlık eurobond tahvil senetlerinin ödemelerini yapamayacağını duyurarak tarihinde ilk kez temerrüde düştü. Uzmanlara göre Lübnan ekonomisi acilen 20 milyar dolarlık bir krediye ihtiyaç duyuyor. 2018’de Paris’te düzenlenen “CEDRE” konferansında 11 milyar dolarlık bir destek sözü alındı. Ancak, taraflar arasında bir ekonomik reform paketi üzerinde anlaşma olmadığından bu kredi kaynağı kesinlik kazanmadı. Aynı şekilde IMF ile yapılan görüşmeler de sonuçsuz kaldı. İşte bu ekonomik krizin üstüne gelen Beyrut Limanı’ndaki patlama ülke ekonomisine büyük zararlar verdiği gibi, tahıl, gıda ve ilaçların depolandığı alanları da yok etti. İthalata dayalı ilaç, hijyenik ve gıda ürünleri ihtiyacı Covid-19 ortamında insanların hastalığa yakalanma riskini artırıyor. Bu yüzden insanlar hastanelerde ilaçsız kaldıkları için hayatlarını kaybediyor.

Lübnan hükümet sistemi ülke içinde istikrarı ve huzuru sağlayamadığı gibi, ülkenin 215 km uzunluğundaki kıyılarında münhasır ekonomik bölgesini kapsayan alanlarda doğalgaz kaynakları olması ihtimal dahilindedir. Ancak bu kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda kullanması ne kadar mümkündür?

Siyasal sistem çöktü

Lübnan, tarihinin en acıklı günlerini yaşıyor. Halk ekmek ve iş derdinde iken Beyrut Limanı’ndaki patlama ile bir kez daha görüldü ki, ekonomik ve siyasal sistem çöktü. Hükümet, borçlarını ödeyemez haldeyken yeni borç bularak ekonomiyi canlandırma noktasındaki umutlar tükenmeye başladı. Kayda değer bir yeraltı madeni ve enerji kaynağı olmayan Lübnan halkı için Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları umut olabilir mi? Doğu Akdeniz’de ilk kez doğalgaz rezervleri bulununca, 2009 yılında İsrail Lübnan’a ait alanlarda da arama yaptı. Lübnan ile kendi lehinde bir MEB anlaşması yapma amacındaki İsrail, Beyrut Limanı patlamasından sonra daha elverişli bir ortam elde etti. Lübnan’da Fransız manda rejimine dayanan mezhep ve etnik grupların özel çıkarlarına hizmet eden ancak halkı bölen ve birbirine düşman eden siyasal rejim masaya yatırılmadan topraklarında ve deniz alanlarındaki haklarını koruyamayacaktır ve halkının refah ve huzurunu sağlayamayacaktır.

skiziltoprak1@gmail.com