Garaudy ve geleceği müjdeleyen 60 tablo

Röportaj: Hale Kaplan
2.07.2022

Garaudy üniversitede felsefe dersleri verirken bir gün rektörün huzuruna çıkar ve bundan böyle felsefe derslerine giremeyeceğini, onun yerine ikinci uzmanlık alanı olan estetik derslerine gireceğini söyler. Sebebi İslam felsefesi ile alakalıdır…



Roger Garaudy'nin şaheseri olarak bilinen "Batı Resminin Yedi Yüzyılı/Geleceği Müjdeleyen 60 Tablo" Cemal Aydın tarafından dilimize aktarıldı. Belçikalı bir profesörün "Garaudy'nin şaheseri, Batı Resminin Yedi Yüzyılı'dır. Bir benzeri yazılamamıştır!" dediği hem bu eser hem de Garaudy hakkında mütercim Cemal Aydın'a bazı sorular yönelttik. Öğrendiklerimiz çarpıcı ve şaşırtıcıydı...

-Öncelikle şaşkınlığımı ifade edeyim. "Batı Resminin Yedi Yüzyılı/Geleceği Müjdeleyen 60 Tablo" kitabında Garaudy'nin adını görünce gerçekten çok şaşırdım. Çünkü benim bildiğim kadarıyla Garaudy aslında büyük bir felsefeci. Nasıl olur da resim konusunda bir eser yazar?

Efendim, Garaudy'nin felsefeden resme geçişi, göz yaşartıcı, şaşırtıcı, hayranlık uyandırıcı bir şeydir. Hem de Garaudy'nin eşsiz karakterini gözler önüne seren bir yiğitliktir.

-Beni meraklandırdınız. Ne demek bu?

Garaudy üniversitede felsefe dersleri verirken bir gün rektörün huzuruna çıkar ve bundan böyle felsefe derslerine giremeyeceğini, onun yerine ikinci uzmanlık alanı olan estetik derslerine gireceğini söyler. Rektör bakar ki karşısındakinin yüzünde ciddi bir ifade var, sebebini sorar. Garaudy, "Yeni fark ettim ki ben felsefe dersi verecek kapasitede biri değilim!" cevabını verir. Rektör, "Şaka mı ediyorsunuz Garaudy? Diğer felsefe hocalarımız bu dalda devlet doktorası yapmış değil, sizse felsefede devlet doktorası yapmış çok değerli bir hocamızsınız ve üniversitemizde bu dersi en iyi verebilecek birisi varsa, o da sadece sizsiniz!" der. Garaudy, üniversite rektörüne son derece önemli ve hiçbir üniversitede o zamana kadar görülmemiş ve belki de hiç görülmeyecek şu tarihî cevabı verir: "Mösyö, elbette ben dediğiniz niteliklere sahibim. Fakat bir şey var: Ben bugüne kadar zannediyordum ki, insanoğlu Eski Yunan'da felsefeyle uğraşmış, sonra felsefeyi bırakmış tâ 16. yüzyılda Descartes (Dekart) gibiler ortaya çıkıncaya kadar asırlar ve asırlarca felsefe yapmamış! Hâlbuki gördüm ki bir Çin felsefesi varmış, bir Hint felsefesi varmış. Onları bir yana bırakalım, Avrupa'yı adam eden, bizi Ortaçağ karanlığından kurtaran bir İslâm felsefesi varmış! Mösyö, öteki felsefeler bir yana, fakat İslâm felsefesini bilmeyen kişi üniversitede felsefe dersi veremez! Aksini iddia etmek, felsefeye ihanet olur! Çünkü felsefe Batı merkezli olamaz! Diğer felsefeler yok farz edilemez. Hele hele İslâm felsefesi asla görmezden gelinemez! Böyle bir uygulama, Batı için en büyük ayıptır! Ve ben İslâm felsefesini bilmiyorum, o yüzden de bundan böyle kesinlikle felsefe derslerine girmeyeceğim!"

-Böyle mert bir adama sanırım kolay kolay rastlanmaz. Olacak şey değil! O sırada Müslüman mıydı yoksa?

Hayır, Garaudy bu "Batı Resminin Yedi Yüzyılı/Geleceği Müjdeleyen 60 Tablo" eserini, Müslüman olmadan sekiz sene önce 1974 yılında yazdı. Garaudy'nin "Ben artık felsefe okutmam!" demesi, kendilerini diğer bütün halklardan üstün gören Batılılara bir tür haddini bildirmek ve onları uyarmaktı.

-Dört dörtlük bir Don Kişot desenize!

Doğru, çok haklısınız, böyle bir şeyi ancak Don Kişot yapar! Fakat Garaudy zaten 20 yaşındayken Don Kişot olmaya karar vermiş ve ölünceye kadar da asla Don Kişotluktan vazgeçmemiştir. Garaudy'ye göre Don Kişot, hiç de bir roman kahramanı veya hayalî bir kişi değildir. Tam aksine tarihin en büyük liderlerinden ve kahramanlarından çok daha canlı, çok daha diri ve çok daha yol gösterici bir derviştir. O yüzden Garaudy, tıpkı Don Kişot gibi, her yerde, her zaman mazlumdan, mağdurdan yana olmuş, zalimlerle mücadele ederken de gözünü budaktan sakınmamıştır.

-Yine de aklıma takıldı. Felsefe profesörü iken ikinci branşı olan estetik dalını seçmesi ve o dalda dersler vermesi ne derece doğru? Şunu demek istiyorum, estetik profesörlüğü yapacak yeterli bilgiye sahip miydi?

Bakın, Garaudy kelimenin tam anlamı ve bütün kapsamıyla dört dörtlük bir dâhiydi! Ben onun "İslâm'ın Aynası Camiler" kitabını gözden geçirmesi için, değerli mimarımız ve bilim adamımız Dr. Aydın Yüksel Bey'e vermiştim. Okuduktan sonra, bana şöyle demişti: "Aslında böyle bir eseri bizim yazmamız gerekirdi, fakat yazamayız!" Çünkü öyle bir eseri yazmak için estetik konusunda zirvede olmak gerekiyor.

-Garaudy, "Batı Resminin Yedi Yüzyılı/Geleceği Müjdeleyen 60 Tablo" kitabında özetle ne anlatıyor?

Garaudy, 13. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar olan dönemde her yüzyıla damgasını vuran, kendisinde o yüzyılın bütün özelliklerini taşıyan 60 tablo seçiyor. Onları sadece estetik yönden ve resim sanatı açısından incelemiyor; onlardan hareketle, yedi asır içinde, Batı resminde, Batı düşüncesinde, Batı'nın sosyal yapısında nasıl bir gelişme ve değişme olduğunu da gözler önüne seriyor. Hemen hepsi dinî tablolardan oluşan ilk dönem tablolarının ardından, ressamların giderek dinden uzaklaşmasının, tablo konularının tamamen dünyevileşmesinin, ressamların bakış açılarının ve resim tekniğinin değişmesinin tam bir panoramasını çiziyor. Kitaptaki tablolar aracılığıyla Batı'daki bütün felsefî ve teknik gelişmeleri okura adım adım izletiyor. Her yüzyılın tablolara yansıyan düşünce yapısını, toplumsal değişimini, gelişen felsefî görüşünü, insanların kutsala ve dünyaya karşı zamanla farklılaşan bakış açısını çarpıcı bir şekilde sunuyor. Batı'nın sosyal yapısını, inançtan inançsızlığa evriliş serüvenini sergiliyor. Böyle bir eserin yazılması, sadece estetik bilgisini değil, aynı zamanda güçlü bir felsefî ve dinî bilgi donanımını da gerektirirdi. Bunların hepsi, hem de daha fazlası elbette Garaudy'de vardı.

-Yine de merak ediyor ve soruyorum: Garaudy bir tablonun sahtesini gerçeğinden ayırabilecek bilgiye sahip miydi?

Öncelikle şunu söyleyeyim, ünlü ressam Picasso, Garaudy'nin dostuydu. Öte yandan sizin sorunuzun cevabını Garaudy, "Hatıralar/Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum" kitabında verir. Çok ünlü bir ressamın tablosuna sahip olmakla övünen hayli zengin bir hanım kendisini evine davet eder. Tabloyu gösterir. Garaudy, tablonun sahte olduğunu daha bakar bakmaz anlar, fakat kadıncağızın kalbini kırmamak için ne yapacağını şaşırır, eli ayağına dolaşır. Her yerde dobra dobra konuşan Garaudy, o kadının karşısında ilk defa gerçeği dile getirmekte haddinden fazla zorlanır. Tekrar edeyim: Garaudy eşsiz bir dâhi idi. Sadece felsefeyi, estetiği değil, musikiyi, koreografiyi, matematiği, dinleri ve dinler tarihini en az bu dalların uzmanları kadar iyi bilirdi.

-Önsözde ilk defa bu kitapta çok fazla zorlandığınızı ve çok zaman harcadığınızı yazıyorsunuz. Sizi zorlayan ve size fazla zaman harcatan böyle bir eseri niçin tercüme ettiniz?

Garaudy'ye şükran borcumu ödemek için... Bu arada şunu belirteyim, ben Garaudy'nin eserlerini para kazanmak için tercüme etmedim. "İsrail, Mitler ve Terör" kitabını tercüme ettiğimde, çok büyük bir yayınevi bana, "Bize ver, en az 100 bin satarız, sen de ihya olursun, biz de!" demişti. Fakat ben idealist olduğum için, o sıralarda kira evlerinde sürünürken, idealist sandığım bir yayınevine verdim, fakat maalesef hüsrana uğradım. Her neyse, ben bu kitabı, evet, Garaudy'ye şükran borcumu ödemek için dilimize aktardım. Çünkü Garaudy, eserleriyle bizim insanımıza çok şeyler kazandırdı. Garaudy'nin kitaplarını okuyarak imana kavuşan, eskiden ateistken hidayete eren pek çok kişiye rastladım. Garaudy gençlerimizin düşünme ufuklarını sonuna kadar açtı. O yüzden bir idealist olarak kendisine sonsuz bir şükran ve minnet borcum var. Belçikalı Luc Collès (Lük Koles) adlı bir profesörün "Garaudy'nin şaheseri, Batı Resminin Yedi Yüzyılı'dır. Bir benzeri yazılamamıştır!" diye yazdığını görünce de, kendimi bu eseri tercüme etmeye mecbur hissettim.