Geleneksel komedi ve Gençliğim Eyvah

Dr. Mesut Bostan / Marmara Üniversitesi
27.06.2020

Asıl büyük maharet gündelik hayattaki sıradanın komedisini bulabilmekte. Bülent Oran'ın Yeşilçam'ın melodramını tarif ettiği şu ifade iyi komedinin de formülü olabilir: Mantıksızlığın mantığı.



Çok izlenen televizyon komedilerinin ünlü bir senaristi bir röportajında “bir dizinin tutup tutmayacağını eskiden de bilmiyorduk, bugün de bilmiyoruz” diyordu. Ve ekliyordu “deneme-yanılma metoduyla doğruyu bulmaya çalışıyoruz”. Gerçekten de Türk sineması ve dizileri açısından melodramın formülü az çok belliyken komedininki o kadar değil. Türk komedisinin bir geleneğinden elbette söz edilebilir. Ama her dönemde komedi hissiyatının yeniden keşfedilmesi gerekiyor gibi görünüyor.

Bican Efendi’den Turist Ömer’e ve Kemal Sunal tiplemelerinden günümüzde Recep İvedik’e dek Türk komedisindeki tipler belirli bir süreklilik içerisinde düşünülebilir. Bu tipler çeşitlilik gösterse de temelde hepsinin rasyonaliteyle bir meselesi söz konusu. Bican Efendi’nin modern mesleklerin gereklerine uyum sağlayamayan miskin mizacı, Turist Ömer’in modern şehir hayatının ciddiyetini tiye alan serkeşliği, Kemal Sunal tiplemelerinin yakıcı toplumsal ve siyasi gelişmeler karşısında kendine bir sığınak sağlayan saflığı ve sürekli ayağına dolanan çıkarcılığı, Recep İvedik’in orta sınıf adabı muaşeretini yerle bir eden doğrudanlığı ve kaba saba görünümünün altında yatan naifliği… Türk sinemasında komik tipler böylelikle dönem dönem mahiyeti ve vurguları değişse de toplum üzerinde bir baskı yaratan modernliğe karşı tepkiselliklerin vücuda bürünmüş halleri olarak değerlendirilebilir.

Modernleşme öncesi dönemde ise mesele daha çok otoritenin baskısına karşı geliştirilen tepkisellikler merkezinde gelişir. Nasreddin Hoca fıkraları mesela Türk yaşantısına sızan “akıllılıkların” baskısına olduğu gibi baskıcı bir siyasi hakimiyete karşı da zekice bir direnişin mizahını yapar. Fıkralarda Timur üzerinden temsil edilen otoritenin laf anlamaz yapısı Hoca tarafından kıvrak bir dille eleştirilir. Öte yandan “Timur ve Fil” fıkrasında olduğu gibi Hoca’nın eleştirelliğinden halk da nasibini alır. Bu açıdan Nasreddin Hoca fıkraları Türk komedisi için geniş bir bakış açısı sunar. Ahlaki üstünlüğün sağladığı neşeyi içinde barındırır.

Neşeli bir kayıtsızlık

Diğer yandan Karagöz ile Hacivat’ın hikayesi ise acıklıdır. Göçebe ve yerleşik Türk halkının içinde bulunduğu toplumsal, siyasi ve kültürel karşıtlıkları gölge tiyatrosunun sağladığı imkanlarla ve ona sağlanan ifade özgürlüğü içerisinde anlatır. Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü? filminde hikaye edildiği gibi onların mizahı merkez çevre diyalektiğinin merkezcil ivmesine karşı (bir direnişini denemese de) neşeli bir kayıtsızlığı dile getirir. Bu neşe karakterlerin dünyadaki yaşantılarını ve acıklı sonlarını aşarak hayal perdesinde ölümsüzleşmelerini mümkün kılar. Dolayısıyla Türk komedisi dediğimiz zaman bir şekilde modernleşmeye karar vermiş olsun ya da olmasın otoritenin baskısına karşı popülist bir eleştiriden ya da halkın dolaylı tepkiselliğinden bahsediyoruz demektir. Bu noktada komedinin melodramdan başkaca bir özelliği de doğal olarak devreye giriyor. Melodram bir tür yapıya, formüle ya da klişeye bağlı olarak üretilebilirken; komedi baskısı hissedilen olgudan özgürlüğü mümkün kılmak için kıvrak olmak durumundadır. Halkın yaşantısını bir imkan olarak kullanabilmek için de halkın diline yüksek bir hakimiyet gerektirir. Türk sinemasının zanaatkar senaristlerinin komedi alanındaki maharetlerinin kaynağı da budur biraz. Onlar halk yaşantısında dair tecrübi bir bilgiye sahiplerdi. Türkçenin inceliklerine de büyük bir vukufiyetleri vardı.

Sevimsiz modernlik

Bugün televizyon komedileri ne halkın siyasetini ne de halkın zevkini tam olarak yakalayabiliyor. Bir eksensizlik söz konusu. Dolayısıyla halkın gündelik yaşantısına ve ahlaki tavrına temas etmek tesadüfün ya da bilinç dışı bir bilginin ürünü oluyor çokçası. Yanlış hatırlamıyorsam Kemal Karpat bir söyleşisinde Çocuklar Duymasın dizisinin Türkiye’de gelenek ile modernlik çatışmasını çok güzel yansıttığını söylüyordu. Karpat’ın biraz mübalağa ettiğini düşünsek bile yine de yorumunda haklılık payı var. Ancak böyle şeyler bir bilincin ürünü değil. Bunun en büyük delili dizinin senaristinin başta alıntıladığım sözleri. Mevzubahis dizide aile yaşantısını zapturapt almaya çalışan sevimsiz bir modernliğin karşısında kültürel direniş maçolukla, sınıfsal olarak aşağı olmakla, köylülükle vs. eşitleniyordu. Kültürel direnişi nihayetinde boyun eğmek zorunda kalacak bir tür huysuzlanma olarak gösteren dizinin kastına muhalif olarak insanlar huysuzlanan kocanın, eşi eve temizliğe gelen çaycı cücenin ve onun andaval ekürisine sempati besliyorlardı yine de.

Televizyon komedisinin bu şekilde zayıf temellere dayanan hissiyatı son dönemde komedinin televizyondan sinemaya göçüne sebep oldu. Bugün sinemada Aile Arasında ve Eltilerin Savaşı gibi aile komedileri iyi bir düzey tuttururken bunu televizyonda başarmak giderek zorlaştı. Çünkü haftada iki saatten bir sezon boyu insanların ilgisini kendisine çekebilecek bir komedi anlatısı her şeyden önce seyirciyle derin bir bağ kurabilmelidir. Bu da ancak komedi geleneğimizle olumlu bir bağ kurmakla mümkün görünüyor. Bu durum şimdilik mizah barutunu tek film için sağlayabilen sinema için de geçerli. Cem Yılmaz’ın “çakal” ve “kaybeden” şeklinde iki tipten ibaret komiklik skalası artık kaybedene karşı bile daha acımasız bir tavır takınırken monotonlaştı. Yılmaz Erdoğan’ın filmleri de giderek daha konfeksiyon bir komediyi üretir hale geldi. Neşeli Hayat gibi popülist bir filmin bir benzerini çekemedi. Günümüzde gündelik mizahın asıl mecrası haline gelen internet de sinemaya pek yaramış görünmüyor. İnternet ünlüsü komedyenlerin filmleri insanları güldürse de pek film duygusu uyandırmıyor. Oysa Yeşilçam’ın en sulu komedileri bile zanaatkar senarist ve yönetmenlerin ustalığının eseri olarak daha film gibi filmlerdi. Selçuk Aydemir ve Burak Aksak’ın filmleri bu anlamda Yeşilçam duygusunu ve komedi zanaatını sürdüren örnekler olarak zikredilebilir. İlginç bir şekilde onların da televizyona yaptıkları işler daha çok “komikli vidyo nesli”ne hitap ediyor ve aile seyircisini ıskalıyor.

Televizyonda Karagöz

Geçtiğimiz günlerde bir yaz dizisi olarak ekrana gelen Gençliğim Eyvah ilk bölümleri itibariyle aile seyircisini yakalayabilecek bir yapım izlenimi veriyor. Ayrıca seyircisine olduğundan daha düşük düzeyde bir zekaya sahipmiş gibi muamele etmeyen bir dizi olarak benzerlerinden ayrılıyor. Bunda Cengiz Bozkurt ve Levent Ülgen’in Karagöz anlatısını anımsatan ikili performansı etkili. Öte yandan dizi başrole komediyi geçirirken arka planda melodramatik anlatıyı da boşlamıyor. Televizyonda giderek sertleşen çatışmaları ve seyircinin ilgisini çekebilmek için giderek psikopatlaşan karakterleriyle katmerli melodramlardan daha naif bir melodram dizideki. Bu naiflik bir süredir özlenen bir şey bir bakıma. Televizyonda giderek gençlik dizilerine has hale gelen ve Kore dramalarından yapılmış uyarlamalara terk edilen naif melodram hissi Gençliğim Eyvah’ta mevcut. Bu açıdan Yeşilçam’ın aile komedilerini anımsatıyor.

Dizide iki genç karakterin İtalyan olarak hikayeye dahil olması günümüzde Türk komedisinin bir diğer zayıflığını ortaya koyuyor gibi geldi bana. Artık herkes daha tahammülsüz ve alıngan olduğu için komediye imkan tanıyacak farklılıkları ancak dışarıdan ithal karakterlerle ele geçirebiliyor senaristler. Ya da belki bu biraz da yeni neslin geleneklere yabancılığını aktarmanın bir yoludur. Bilemiyorum. Hikaye açısından verimli bir dinamik oluşturulmuş gibi görünüyor bu iki karakterle.

Bunlar dışında dizinin düşebileceği muhtemel hatalardan biri mantıkdışılıkları seyirciyi hikayeden koparacak ölçüde kullanması olabilir. Komedi mantıkdışılığa kolayca kapılabilen bir tür. Hatta komedi dinamiği birçok yerde mantıkdışılıktan doğar. Yine de komediyi başarıya ulaştıran biraz da gerçekçiliğidir. Sıradan içerisindeki mantıksızlık insanları daha derinden yakalar. Giderek aşırılaşan özellikleriyle sıra dışı karakterler bir noktadan sonra sadece antipati yaratıyor. Asıl büyük maharet gündelik hayattaki sıradanın komedisini bulabilmekte. Bülent Oran’ın Yeşilçam’ı melodramını tarif ettiği şu ifade iyi komedinin de formülü olabilir: Mantıksızlığın mantığı.

mesutbostan@gmail.com