Gençlik övgüsünden kuşak çatışmasına: Kuş Uçuşu

Dr. Mesut Bostan / Marmara Üniversitesi
25.06.2022

Dijital platformlarda yayımlanan ve nitelikli dizi olarak kendini sunan dizilerin orta sınıf karakteri şimdiye kadarki yapımlarda açıkken bu dizi bağlamında ilk kez tebarüz eden durum nitelikli dizilerin aynı zamanda orta yaş söyleminden kaynaklanıyor oluşudur. Ana akım dizilere yönelik eleştirellik bu açıdan siyasi ve kültürel karşıtlıkların yanı sıra yoğun bir ergen nefretine de yaslanıyor. Dizinin tespit ettiği gibi orta yaş kuşağını “karasallıkla” ilişkilendirip “yeni medya” imkanlarıyla tasfiye eden yeni kuşağın toplumda geçerli konum elde ettiğinde içine düşeceği kültür boşluğu aslında bizzat kendi “zorlu” hayat tecrübesinin çocukları tarafından da yaşanmaması için elinden geleni yapan orta yaş kuşağının ürettiği bir şey.



Türkiye'de gençlik övgüsü siyasi ve ideolojik ayrışmaların ötesinde genel bir tutum. Türk modernleşmesinin romantik doğası mucibince gençlik bir soylu vahşi olarak bütün ideolojilerin ideal öznesi durumunda. Yeni Osmanlılardan Jön Türklere, Asım'ın neslinden Diriliş nesline, 68 kuşağından Z kuşağına gençlik mitinin varyasyonlarını farklı meşreplerden modernleşmeci ideolojilerin tümünde bulmak mümkün. Modernleşmeci ideolojilerin gençliğe yönelik zihinsel yatırımının temelinde modernleşmenin ortaya çıkardığı sorunlara çözüm bulmadaki yetersizlik yatıyor. Her kuşak kendi gençlik ideallerinin toplumsal sorunlara çare olmadığını idrak ettiğinde çözümü gelecek kuşağın omuzlarına bırakıyor. Modernliğin ortaya çıkardığı sorunlara dair eleştirellik bir noktada öz eleştiriye yerini bırakıyor, özeleştiri de daha zorlu şartlarda yetiştikleri varsayılan böylelikle konformizmden münezzeh sayılan gençliğin ütopyacı bir övgüsüne varıyor. Diğer yandan her mit gibi gençlik miti de gündelik gerçekliğe çarptığında kendi zıddına dönüşüyor. Kendi iradesizliği yüzünden gençliğe her şeyi değiştirme kudreti bahşedenler bir yandan da gençleri etkiye açık ve bu yüzden yönlendirilmesi gereken kişiler olarak görüyor. Kendi gençliklerinde düzeni değiştirme idealiyle yola çıkanlar düzen içerisinde imtiyazlı konumlar elde ettiklerinde gençliği düzen bozucu bir unsur olarak görme eğiliminde oluyor.

Kuşak savaşları

Yakın zamanda Netflix'te yayımlanan Kuş Uçuşu, Z kuşağı bağlamında belirli bir gençlik söyleminin olumludan olumsuza dönüşümünün emarelerini ortaya koyuyor. Düne kadar gümbür gümbür geliyor diye övülen Z kuşağı dizide cahil, haris ve kifayetsiz olmakla suçlanıyor. Z kuşağı tabiri etrafında örülen gençlik övgüsü böylelikle yerini kuşak çatışması üzerinden kurgulanan bir gençlik söylemine bırakıyor. Dizinin yaratıcısı olan senaristin geçmiş yapımları dikkate alındığında dizinin düşünsel akrabalıkları da ortaya çıkıyor. Senaristin önceden yine Netflix için yaptığı uyarlama kokan bir gençlik dizisi ve televizyon için yaptığı uyarlama vasfı açık olan "kadınlar arası entrika" dizisi mevcut. Kuş Uçuşu bu açıdan iki dizinin bir tür çaprazlaması gibi görünüyor. İlk bakışta gençlik eleştirisini temel alan dizinin romantik bir gençlik dizisinin üzerine bina edilmesi çelişkili görünse de romantik gençlik dizisinin senaristin de gençliğinin geçtiği 90'ları temel alacak şekilde nostaljik bir anlatıya sahip olması durumu anlaşılır kılıyor. "Kadınlar arası entrika" ise dizide sosyal medya olarak adlandırılan yeni iletişim teknolojilerine hakimiyetiyle tanımlanan Z kuşağına dair sosyopat karakterleri merkeze alan popüler temsillerden esinle güncellenerek anlatıya dahil ediliyor.

Dizinin temelde bir Z kuşağı paranoyası olması eleştirmenler tarafından eleştirilse de aslında dizi tam olarak eleştirmenlerin şimdiye kadar talep ettikleri nitelikli dizi yaklaşımının bir ürünü. Dizi kendini yakın dönemde ana akım dizilere yönelik eleştirelliğin sıkça hedef aldığı gençlik dizilerinin antitezi olarak konumlandırıyor. Özellikle yaz ekranına hâkim olmaları sebebiyle yaz dizisi olarak da adlandırılan bu dizilerin klişe anlatılarına, ergen romantizmine ve sınıf atlama hayaline yaslanan iyimserliğine karşıt bir biçimde dizi Netflix dizilerinin şaşırtmacalı anlatılarına öykünüyor, orta yaş romantizmini idealize ediyor ve imtiyazlı bir orta sınıf konumundan gençliğin sınıf atlama iştiyakına karşı sinik bir bakış geliştiriyor. Dijital platformlarda yayımlanan ve nitelikli dizi olarak kendini sunan dizilerin orta sınıf karakteri şimdiye kadarki yapımlarda açıkken bu dizi bağlamında ilk kez tebarüz eden durum nitelikli dizilerin aynı zamanda orta yaş söyleminden kaynaklanıyor oluşudur. Ana akım dizilere yönelik eleştirellik bu açıdan siyasi ve kültürel karşıtlıkların yanı sıra yoğun bir ergen nefretine de yaslanıyor. Nitelikli gençlik dizisi söylemi ana akım gençlik dizilerini şekillendiren beğenilerinin reddiyesi üzerine kuruluyor. Ana akım gençlik dizilerinin romantik evlilik idealine karşıt bir biçimde evlilik kariyer ve aşk gibi "kıskanç" ideallerden korunması gereken rasyonel bir birlik olarak resmediliyor. Romantik başarıyı toplumsal başarı ile birlikte düşünen ve bunu ahlaki bir dizgeye oturtan gençlik dizilerinden farklı olarak Kuş Uçuşu cinselliği bile toplumsal başarı için araç kılan pragmatik bir ergen etiğini afişe etme iddiası taşıyor. Yaz dizilerinin kenar mahalle cemaatini kendine toplumsal dayanak kılan genç kız kahramanlarının tersine dizi genç kız karakterini toplumsal arka plandan yoksun bir sosyopat olarak çiziyor.

Gençlik nostaljisi

Dizi aslında birçok diğer nitelikli dizi gibi Türkiye'de kültürel üretim konusunda iş başında olan 40'lı yaşlarını idrak eden insanların zihniyetini yansıtıyor. Bu zihniyet dizinin senaristinin önceki nitelikli gençlik dizisi ve yine Netflix'te yayımlanan nostaljik gençlik filmi Geçen Yaz'da görüldüğü gibi gençlik dediğinde kendi gençliğini anlıyor ve orta yaş haletiruhiyesiyle sosyal medyanın esiri olduğunu düşündüğü yeni gençlikle karşıtlık içerisinde yüz yüze ilişkilere dayanan kendi gençliğini idealize ediyor. Öte yandan ana akım anlatıların bir tür eleştirisini temel alsa da orta yaş zihniyetinden neşet eden nitelikli gençlik anlatıları 90'ların "evrensel" popüler kültürünü nostaljik bir bakışla olumluyor ve günümüzde dünya genelinde farklı kültür havzaları uyarınca bölünmüş popüler kültüründen yabancılaşmayı ifade ediyor. Ayrıca nitelikli dizi yaklaşımına damgasını vuran orta yaş zihniyeti sadece üretim bağlamındaki toplumsal yatkınlıktan değil seyirci bağlamında Netflix'in küresel stratejisinden de kaynaklanıyor olabilir. Yakın zamanda çıkan haberler dijital platformların zarar etmesi sebebiyle reklamlı abonelik seçeneklerini de tekrar gündeme alabileceklerini ortaya koyuyor. Böyle olunca kariyerlerinin altın çağında yer alan orta yaşlı seyircinin reklam verenlerin öncelikli hedef kitlelerinden biri olarak anlatıların merkezine yerleşmesi bu gelişme ekseninde anlaşılabilir. Son olarak nitelikli dizi anlatılarını Türkiye'de son yirmi yılda yaşanan toplumsal dönüşümle ilişkili biçimde anlamak da mümkün görünüyor. Bu dizide gazetecilik özelinde ifade düzlemine taşınan ve tartışılan mesleğe inanç olgusu son dönemde mesleklerin aşınması ve orta sınıf konumlarının eski ayarında yeniden üretilememesi gibi gelişmeler ekseninde düşünülebilir. Dizide mesleki ethosa inanç ve inançsızlığı somutlayan farklı kuşaklardan gelen karakterler geçmişte üniversite eğitimine erişim konusunda daha rakipsiz olan orta yaş kuşağı ile son yirmi yılda üniversite eğitiminin demokratikleşmesi sonucu yüksek mesleki konumlara ulaşmak konusunda daha rekabetçi bir ortamla baş başa kalan genç kuşağın toplumsal tecrübelerini sembolize ediyor.

Sonuç olarak Yeşilçam'dan tevarüs edilen sınıf atlama miti üzerine bina edilmiş Türk dizilerinden kaçarken ironik bir şekilde yine onların zihniyetine yaklaşan bir anlatı söz konusu Kuş Uçuşu'nda. Türk dizilerinin arka planında çalışan melodramatik anlatının temel önermelerinden biri olan üst sınıf konumlarını işgal edenlerin yozlaşmış olduğu kabulünü ters yüz ederek gençliği yozlaşmış bir kalabalık olarak resmederken dizi melodramatik iyi kötü diyalektiğini tekrar kuruyor. Bir yandan Amerikan gazetecilik dramlarından, sosyopat karakterleri merkezine alan Z kuşağı paranoyalarından esinlense de dizi nerdeyse Yeşilçam'ın aile filmlerinin anne babalarına isyan eden "nankör" gençliğini anımsatan aşinalıkta muhafazakâr bir söylem üretiyor. Yeşilçam'dan nitelikli dizilere süreklilik arz eden bu söylemin ardında muhtemelen modernleşme tecrübesinin yarattığı toplumsal bir yara yatıyor. Kültürel değişim fikrinin bir kuşağın yaşantısı içerisinde kültürel muhafazakarlığa dönüşmesi Türk toplumuna has bir semptom gibi görünüyor. Bu da büyük ihtimalle Türkiye'de modernliğin içsel dinamikler uyarınca değil dışsal gerekliliklerin baskısıyla tecrübe edilmesinden ve bunun yarattığı kültürel kopukluktan kaynaklanıyor. Dizinin tespit ettiği gibi orta yaş kuşağını "karasallıkla" ilişkilendirip "yeni medya" imkanlarıyla tasfiye eden yeni kuşağın toplumda geçerli konum elde ettiğinde içine düşeceği kültür boşluğu aslında bizzat kendi "zorlu" hayat tecrübesinin çocukları tarafından da yaşanmaması için elinden geleni yapan orta yaş kuşağının ürettiği bir şey. Aynı orta yaş kuşağı zor bela inşa ettiğini düşündüğü kendi "medeni" yaşantısının "barbar" gençlik tarafından istila edildiğini gördüğünde "önemli olan sonuç değil süreç" demesi ayrı bir ironi bu yüzden. Her kuşak kendi işgalcisini kendi yetiştiriyor çünkü.

[email protected]