Görevimiz Tehlike Suriye: Türk-Amerikan ilişkilerine 120 saatlik test

Hakan Çopur / Araştırmacı - Yazar
19.10.2019

120 saatin sonunda kalıcı ateşkesin yürürlüğe gireceği koşullar ortaya çıkmış olursa bu oyunun net kazananı Türkiye, net kaybedeni de YPG/PKK olacaktır. YPG/PKK’nın bir “devletçik” kurma hayali artık suya düşmüştür. YPG’nin sonunun ne olacağı sorusunun cevabını sahada Barış Pınarı Harekatı, masada da Ankara verdi: “900 kilometre sınırım olan komşu ülkede kimin nasıl bir devlet kuracağına ABD okyanus ötesinden gelip karar veremez!”



Ekim 2019 Perşembe günü Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence arasındaki Suriye görüşmelerinde varılan anlaşma, Türk-Amerikan ilişkilerinin son yıllardaki en önemli dönemeci olmaya aday. Türkiye’nin başından beri dünya kamuoyuna ve özellikle ABD’ye söylediği iki konu bu anlaşmayla önemli ölçüde yerine getirilmiş olacak: Bölgenin YPG/PKK unsurlarından arındırılması ve bir güvenli bölge oluşturulması. Eğer 120 saatlik maratonun sonunda anlaşma koşulları sağlanmış olur ve kalıcı ateşkes devreye girerse o zaman Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sayfa açabiliriz. Her şeyden önce şunu net bir şekilde dile getirmek lazım: Bu, Türk devletinin kararlılığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve kahraman Türk askerinin fedakarlığı ile elde edilmiş askeri ve diplomatik bir başarıdır. Eğer bu anlaşma koşulları 120 saatlik sürenin sonunda sağlanmış olursa Türkiye sınırının dibinde bir YPG/PKK tehdidinden önemli ölçüde arınmış ve üzerinde kontrol imkanı olan bir güvenli bölgenin önünü açmış olacak. 

Kararlılık ve sürat

Bu durum kuşkusuz Barış Pınarı Harekatı ile sağlanmış bir kazanımdır. Eğer Türkiye, de facto olarak bu kararlılığı sahada askeri ile göstermemiş veya gösterememiş olsaydı bugün masada kazanacak bir payımız olmazdı. Bu bakımdan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “her ne pahasına olursa olsun biz bu operasyonu başlatıyoruz” mesajı Trump’ı askerlerini çekmeye itmiş ve harekatın önü daha hızlı bir şekilde açılmıştır. Harekatın başlangıcını “Trump’tan gelen yeşil ışık” olarak kodlamak kesinlikle yanlış bir çıkarımdır. Trump “Biz askerlerimizi Suriye’nin kuzeyinden çekmeyeceğiz” deseydi de bu harekat yapılacaktı, belki çok az zamanlaması oynayabilirdi. Fakat unutmayalım ki Türkiye uzun süredir bu operasyona hazırlanıyordu ve çok değil bir ay önce ABD “güvenlik mekanizması” girişimiyle bu harekatı “geciktirmişti.” 

Dolayısıyla bu sefer Ankara tek yön biletle Suriye’ye operasyonu başlatma kararını vermiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da Trump’a bu kararlılığı aktarmıştı. Bu bakımdan ortada yeşil ışık değil, Türkiye’nin son sürat gelen Barış Pınarı Harekatı vardı. Washington elitleri ile Trump arasındaki görünür ve görünmez kavgalar devam ederken gelen Suriye kararı, Kongredeki hemen herkesi Trump’ın karşısında aynı hizaya soktu. 

Trump “Ben DEAŞ’ı yenmek için Suriye’ye gittim, DEAŞ’ı yendim, Türklerle Kürtler arasındaki savaş benim savaşım değil” dese de Amerikan Kongresindeki Cumhuriyetçi ve Demokrat hemen herkes “DEAŞ’a karşı bizimle savaşan Kürtleri yüz üstü bıraktın” diyerek Trump’a yüklendi. Trump üzerindeki baskı öylesine fazlaydı ki belki de bu iç baskının bir sonucu olarak Türkiye’ye (büyük oranda simgesel sayılabilecek) yaptırımları açıkladı. 

Ancak ABD’nin boşalttığı alanda YPG/PKK’nın hızlıca Esed rejimiyle anlaşması ve bu boşluğu Rusya ve Esed rejiminin doldurması işin rengini çok çabuk değiştirdi. Ayrıca sahadaki koşulların değişmesi bir yana Kongredeki “Kürtler öldürülmesin” atmosferinin artan ağırlığı, Trump yönetimini diplomatik olarak adım atmaya mecbur bıraktı. Askeri anlamda elinde güçlü seçenekler kalmayan Trump yönetimi, belki de yapabileceği tek hamle olan “ateşkes” ipine sarıldı. Trump ile Kongre arasındaki gergin hava soğukluğunu korurken varılan ateşkes anlaşması Washington’daki artan tansiyonu kısmen düşürmüş gözüküyor. Ancak Kongredeki “Türkiye tüm askerlerini geri çeksin” lobisi konuşmaya ve Türkiye karşıtı bazı adımlar atmaya devam ediyor. Buna mukabil Trump yönetiminin ve ana akım Cumhuriyetçilerin gözü kulağı 120 saatlik maratonun sonunda. Eğer bu sürenin sonunda kalıcı ateşkes/anlaşma devreye girerse Ankara-Washington hattında diplomatik süreçler için önemli bir alan açılmış olacak. 

Anlaşma hayatta kalacak mı? 

Kuşkusuz şu anda en önemli konu, 120 saatin sonunda ne durumda olunacağı… Anlaşma maddelerindeki bazı konuların pratikte uygulanmasının zor olduğu aşikar. ABD’nin YPG/PKK’dan daha önce verdiği ağır silahları toplamasının ne kadar zor olduğunu sahayı bilen hemen herkes açıkça söylüyor. Artı YPG/PKK’nın çekilmeleri gereken bölgelerin tam yüz ölçümü noktasında da sahada bazı anlaşmazlıkların olabileceği belirtiliyor. Bu bakımdan 13 maddenin arkasında Türk ve Amerikalı yetkililerin önlerindeki defterlerde yazan detaylar son derece önemli. ABD’nin “sadık müttefiki” YPG/PKK’yı ikna etmesi ve anlaşmada öngörülen şekilde güvenli bölgenin güneyine inmesini sağlaması gerekiyor. Trump tarafından ihanete uğradıklarını düşünen ve operasyonun 5. gününde Esed ile anlaşan YPG/PKK’nın halen Washington’ın sözünü ne kadar dinlediğini de bu vesileyle herkes görmüş olacak. 

Şunu unutmamak gerekiyor: TSK ve SMO unsurları halen Suriye’nin kuzeydoğusunda görev yerlerindedir. Eğer anlaşma hayatta kalamazsa o zaman bu operasyon devam edecektir. Umalım ki bu senaryo yerine anlaşmanın hayatta kaldığı ve YPG/PKK unsurlarının kurulacak olan 32 km derinliğindeki güvenli bölgeden çıktıkları durum gerçekleşsin. Türkiye temelde istediğini elde etmiş olacaktır. Bu noktada güvenli bölge hava sahasında ABD ile Türkiye’nin ortak kontrolü de (eğer mümkün olursa) çok değerli bir kazanım olacaktır. Geriye Ankara-Moskova hattındaki birkaç soru işareti kalmaktadır. Esed rejimi ile nasıl bir ilişki kurulacağı, Münbiç ve Kobani’de nasıl bir formülün uygulanacağı ve elbette Anayasa Komisyonu’nun işlemeye başlamasıyla Suriye’de siyasi sürecin nasıl ilerleyeceği… 

Türkiye masayı dağıttı 

Sonuç olarak çok bilinmeyenli ve çıkmaza girmiş olan bir denklemi Türkiye Barış Pınarı Harekatı ile baştan aşağı değiştirmiş oldu. Tıkanmış olan döngüyü kırmak için masayı dağıtan Ankara, kartlar yeniden dağıtılırken artık çok daha güçlü bir pozisyonda. 120 saatin sonunda kalıcı ateşkesin yürürlüğe gireceği koşullar ortaya çıkmış olursa bu oyunun net kazananı Türkiye, net kaybedeni de YPG/PKK olacaktır. Esed rejimi her ne kadar bu terör odağıyla olan ilişkisini yenileyip sürdürecek olsa da YPG/PKK’nın artık kuzeyde bir “devletçik” kurma hayali suya düşmüş olacak. 

Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak hala yarının en zor sorusu olarak karşımızda durmaktadır. Zira 500 binden fazla insanın kanının döküldüğü bir savaşın ardından Esed rejimi ile Suriye’de oluşturulacak güvenli bölgeye dönecek Suriyeli mülteciler arasında işleyen bir siyasi ve hukuki denge kurmak kolay olmayacaktır. Ancak Ankara’da varılan anlaşma 120 saatin sonunda hayatta kalırsa en azından bugünün en önemli sorusuna cevap bulunmuş olacaktır: Ne olacak bu YPG/PKK sorunu? Sorunun cevabını sahada Barış Pınarı Harekatı, masada da Ankara’daki 17 Ekim anlaşmasıyla Türkiye vermiş olacak: “900 km sınırım olan komşu ülkede kimin nasıl bir devlet kuracağına ABD okyanus ötesinden gelip karar veremez!” 

hakancopur1@gmail.com