Gözler şimdi Türkali-1'de

Dr. İshak Turan/ Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi
21.11.2020

Zonguldak açıklarındaki enerji sahasında toplam doğal gaz rezervinin yaklaşık 800 milyar metreküp olduğu tahmin ediliyor. Kanuni adlı arama ve sondaj gemisinin de Kasım 2020 sonunda Karadeniz'de göreve başlayacağı göz önüne alındığında, yeni arama ve sondaj çalışmalarının başlandığı Türkali-1 kuyusundan da yeni rezerv müjdeleri gelebilir.



Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Ekim 2020’de Zonguldak’ın 150 kilometre açığındaki Tuna-1 Lokasyonunda sondaj yapan Fatih sondaj gemisini ziyaret ederek daha önce 320 milyar metreküp olarak ilan ettiği olası doğal gaz rezervinin 405 milyar metreküpe ulaştığı müjdesini verdi.

Yeni rezerv müjdesi yakın

Bölgedeki sondaj çalışmaları halen devam etmektedir ve bu enerji sahasındaki toplam doğal gaz rezervlerinin yaklaşık 800 milyar metreküp olduğu da tahmin edilmektedir. Kanuni adlı arama ve sondaj gemisinin de Kasım 2020 sonunda Karadeniz’de göreve başlayacağı göz önüne alındığında, yeni arama ve sondaj çalışmalarının başlandığı Türkali-1 kuyusundan da yeni rezerv müjdeleri gelebilir.

Enerji tedariği

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kapsamında 1 Nisan 1924’te Cumhuriyetin ilk şehri olma ünvanına sahip Zonguldak, sahip olduğu kömür ve diğer yer altı kaynakları sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasında ve gelişmesinde öncü bir rol oynamıştır.

Zengin ve kaliteli taş kömürü yataklarına sahip Zonguldak’ın hemen yakınında kurulan Ereğli ve Karabük demir ve çelik fabrikaları sayesinde, Türkiye’deki sanayi kalkınması hız kazanmıştır. Her iki demir çelik fabrikasında yıllık 4.4 milyonluk yassı üretim kapasitesi mevcuttur ve bu da ülkedeki toplam üretimin yüzde 75’ine tekabül etmektedir. Türkiye Taş Kömürü Kurumu, kömüre ek olarak alüminyum (boksit), demir, manganez, barit, dolamit, kalker, kuvarsit, şiferton yataklarına sahiptir ve pek çoğunda üretim gerçekleştirmektedir[1]. Bu sayede Zonguldak, Türk ekonomisindeki enerji tedarikçisi rolünü halen başarıyla yerine getirmektedir.

Ancak zaman içerisinde kömürün çıkarılmasındaki maliyetlerin artması ile kömür kullanımına dayalı çevresel olumsuzlukların ve kirliliğin ortaya çıkması, kömür yataklarına yönelik ilginin ve yatırımların azalmasına neden oldu. Özellikle sanayiden konutlara, ulaşımdan elektrik üretimine kadar hemen hemen her sektörde temiz ve etkin bir kullanıma sahip olan doğal gaz, zamanla sadece Türkiye’de değil tüm dünyada giderek yaygın şekilde kullanılmaya başladı. Fakat bu durum enerji ithal eden Türkiye’nin enerji kaynaklı cari açığının her yıl daha da artmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı Türkiye, enerji kaynaklarında dışa bağımlı olduğu için enerji güvenliği kapsamında kömür yataklarını işletmeye devam etmektedir.

Ancak Zonguldak’ın enerji hikayesi burada bitmiyor. Zonguldak, kara elmastan sonra mavi elması ile de ülkeye ışık saçmaya hazırlanmaktadır. Türkiye’nin kayda değer şekilde bulduğu ilk doğal gaz rezervlerinin Zonguldak açıklarında olması, toprakları kadar denizlerinin de bereketli kaynaklara sahip olduğunu göstermiştir. Bu açıdan Zonguldak, yeniden Türkiye’nin güçlenmesinde ve gelecek hedeflerine ulaşmasında enerji üssü rolünü oynamaya devam edecektir. Bu açıdan bölgede keşfedilecek ek rezervler ve bu doğrultuda yapılacak yatırımlar, Zonguldak ve çevresinde yeni istihdam alanları da yaratacaktır. Özellikle yeni hizmete girecek Filyos Limanının doğal gaz çıkarma ve dağıtımda rol alması durumunda, Filyos nehri boyunca ilan edilen serbest ticaret bölgesinde yapılacak yatırımların da önünü açacaktır.

Enerji maliyeti ve temini

Sanayileşme devrimiyle birlikte enerji kaynakları ve enerji transit güzergahları her zaman emperyalist güçlerin bir rekabet alanına dönüşmüştür. Bu mücadele günümüzde de devam etmektedir. Enerji satmak isteyenler ile enerjiyi ucuza, güvenilir ve süründürebilir şekilde temin etmek isteyen devletler arasındaki bu rekabet, enerji bağımlısı ülkelerin dış politikadaki en önemli meselelerinden birisidir. Türkiye gibi sanayileşmiş her devletin karşısındaki en büyük sorun enerji maliyeti ve teminidir. Ucuz enerji, ürettiğiniz malların rekabet edilebilir koşullarda dış pazarlara sunulmasını ve böylece ihracatınızı artırmanızı sağlamaktadır. Ayrıca ucuz üretim iç tüketimi destekleyeceği için yatırım ve istihdam koşullarına da olumlu katkı vermektedir.

Paradigma değişimi

Enerji güvenliğindeki en önemli sorunlardan birisi de enerjiyi temin ettiğiniz ülke ya da güzergâhlar üzerindeki askeri müdahaleler, bölgesel savaşlar, istikrasızlıklar, teknik arızalar ile devletlere karşı kullanılabilecek olası ambargolardır[2]. 2015’te Rusya ile yaşanan uçak krizinde, Rusya’nın Türkiye’ye yönelik doğal gaz sevkiyatını durdurup durdurmayacağı çok gündeme geldi. Ya da ABD tarafından İran ya da başka ülkelere yönelik uygulanan petrol ve doğal gaz ambargoları da Türkiye gibi enerji bağımlısı ülkelerin enerji güvenliği sorununu derinleştirmektedir. Ayrıca enerji zengini ülkelere yapılacak olası bir askeri müdahale ya da ambargolar, bir anda hem enerji sevkiyatını sekteye uğratabilir hem de enerji fiyatlarının inanılmaz şekilde artmasına neden olabilir. Dolayısıyla, enerji ister ucuz ister pahalı olsun, size ait değilse her zaman bir güvenlik meselesidir ve yeri geldiğinde size karşı bir silah gibi kullanılabilir. Son yıllarda enerji güvenliğindeki en büyük tartışma alanlarından birisi de geleneksel “erişebilirlik ve satın alabilirlik” kavramlarına ek olarak çevresel faktörlerin de enerji güvenliği içinde ele alınmasıdır[3]. Kömüre dayalı artan çevresel kirlikten dolayı devletler doğal gaz ya da yenilenebilir enerji sektörlerine daha fazla yatırım yapmaktadır.

Küresel enerji güvenliğindeki yeni paradigma değişimini iyi okuyan Türkiye, son on yılda iki aşamalı yeni bir enerji politikası belirlemiştir. İlk olarak, enerji ithalatını daha da azaltacak yenilebilir enerji kaynaklarına ciddi yatırımlar yapmaya başlamıştır. Hidrolik, güneş, rüzgâr, biogaz ve jeotermal kaynaklarına ek olarak nükleer enerji alanında da atılım gerçekleştirmiştir. Özellikle son yıllara teknolojide kaydedilen ilerlemeler sayesinde yenilenebilir enerji kaynaklarının üretiminin daha ucuza gelmesi, bu alandaki yatırımların da önünü açmıştır. Yeni enerji politikasının ikinci aşaması ise, “Mavi vatan” olarak adlandırılan çevresindeki denizlerde hidrokarbon arama faaliyetleri olmuştur. Bu amaç doğrultusunda Türkiye, arama ve sondaj faaliyetlerinde bulunacak dev bir filo yaratma kararı aldı. Yavuz, Barbaros Hayrettin, Oruç Reis ve Kanuni gemileri, Türkiye’nin keşif ve çıkarma sürecinde dışa olan bağımlılığını ortadan kaldırma amacına yönelik kurulmuştur. Bu devasa filonun dünyadaki enerji sondaj filosunun 1/5’ine tekabül etmesi de kayda değerdir. Bu bağlamda yeni enerji hamlesi, Türkiye’nin sadece enerji transiti ülke olmasını ile yetinmek yerine aynı zamanda üretici hatta gelecekte enerji ihraç eden bir ülke olmasını sağlayacaktır.

40 yıl yetecek düzeyde

Tuna-1 kuyusunun da yer aldığı Sakarya enerji havzasından çıkarılacak doğal gazın karaya transferinin gerçekleştirilmesi maliyetinin ortalama 6-7 milyar dolar olacağı öngörülmektedir. Bu açıdan doğal gazın çıkarılması ve transferi maliyetinin sadece bir yıl içinde kendisini karşılaması mümkündür. Türkiye, her 10 milyar metreküp doğal gaz için yaklaşık 2.8 ile 3 milyar dolar arasında bir fatura ödediği göz önüne alındığında, yılda yaklaşık 20 milyar metreküp doğal gazın iç tüketime sunulması durumunda bunun yıllık 6 milyar dolar bir enerji kaleminde cari açığın kapatılması demektir. Bu da şu ana kadar keşfedilen rezervler göz önüne alındığında daha şimdiden Türkiye’nin 20 yıl boyunca bu maliyeti düşüreceği öngörülmektedir. Ancak pek çok uzmanın da öngördüğü şekilde buradaki toplam ispatlanmış rezervlerin 800 milyar metreküpü bulması durumunda, Türkiye 40 yıl boyunca Sakarya enerji havzasından yılda 20 milyar metreküp doğal gaz kullanacağı anlamına gelmektedir. Türkiye’nin doğal gaz tüketimi yıllık ortalama 50 milyar metreküptür. Önümüzdeki yıllarda enerji tüketiminin daha da artacağı göz önüne alındığında, Türkiye’nin yıllık tükettiği doğal gazın 1/3’ten daha fazlasını iç üretimle karşılaması öngörülmektedir. Buna ilaveten uzun dönemli enerji kontratları da yakın bir gelecekte bitecektir. Avrupa’nın iki katından daha fazla bir ücretle enerjiyi satın alan Türkiye, iç üretimi sayesinde yeni sözleşmelerde ithal enerji maliyetlerini de düşürebilecektir.

Enerji güvenliği

Özetle, Türkiye’nin yeni enerji politikası bağlamında doğal gaz arama ve çıkarma faaliyetlerini devam ettirmesi durumunda yeni rezerv keşifleriyle ulaşması mümkün olacaktır. Böylece Türkiye hem enerji güvenliği problemini büyük oranda aşacaktır hem de dış politikada daha etkin araçlar ve stratejiler kullanabilecektir. Azalan cari açık sayesinde enerji ve diğer sektörlerde yatırımların ve istihdamın önünün açılması da hem bölge hem ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır. Sanayi ve tarımsal ürünlerin üretimde azalacak enerji maliyetleri de ülkenin refah seviyesini artıracaktır. Bu nedenle Türkiye’nin uluslararası sistemde enerji güvenliğini bir beka sorunu olarak kabul edip bu doğrultuda gerçekleştirdiği yatırımların meyvesini kısa sürede alması mümkün.

turanishak@gmail.com

Kaynakça: