Gümrük Birliği neden güncellenmelidir?

Dr. Yaşar Aydın / Evangelische Hochschule Hamburg
22.08.2020

Gümrük Birliği'nin modernizasyonunu gerekli kılan nedenlerin başında anlaşmanın tasarım hatasına sahip olması ve bünyesinde eksiklikler barındırması gelmektedir. Söz konusu tasarım hataları GB'nin işlevsel etkililiğini ve verimliliğini ciddi biçimde kısıtlamaktadır.



Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki Gümrük Birliği’nin (GB) modernizasyonu, yani kapsamının genişletilmesi, uygulamalarının derinleştirilmesi ve ticari ihtilafların çözümü için tahkim mekanizmalarının eklenmesi, iki tarafın da yararına olmasına rağmen, süreç 2014’den tıkanmış durumda.

Burada öncelikle altının çizilmesi gereken nokta ise AB’nin Türkiye için ekonomik, siyasal ve sosyal bakımdan son derece önemli olması. Süreç tıkanmış, müzakereler fiilen durdurulmuş olsa da Türkiye resmen AB üyeliğine aday ülke, AB Türkiye’nin en önemli ticaret partneri ve AB içinde 5 milyona yakın Türkiye kökenli yaşıyor. Bunların büyük bir kısmı bulundukları ülkelerin vatandaşı ve dolayısıyla o ülkelerin partilerinde, parlamentolarında yer almakta, ülke siyasetinde bir şekilde söz sahibi olabilmektedirler.

Türkiye vazgeçilmez ülke

Öte yandan Türkiye de AB için siyasal, jeopolitik ve sosyal bakımdan adeta vazgeçilmez bir ülke. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişme noktasında olmasından dolayı Türkiye hem AB güvenliği için önemli hem de Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya pazarlarına açılan bir kapı, bir sıçrama tahtası. Ayrıca mülteci meselesinde ve terörle mücadelede Türkiye’nin iş birliğine ihtiyacı var.

Dolayısıyla GB sadece ekonomik açıdan değil, siyasi bakımdan da son derece önemli, çünkü hali hazırda AB ile Türkiye’yi bağlayan en güçlü bağ ve kapsamlı iş birliği potansiyelini barındırıyor. Bütün bu çözümlemelerimiz önümüze o halde sürecin neden işlemediği sorusunu koyuyor.

Bu soruyu cevaplamadan önce Türkiye–AB ve Türkiye–Almanya iktisadi ilişkilerine göz atmakta fayda var.

2019 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 171,1 milyar dolar olarak gerçekleşti ve bu da toplam küresel ihracatın yaklaşık yüzde 0,9’unu oluşturdu. Bununla birlikte, diğer kıtaların ve bölgelerin önemi artmaya devam etse de AB Türkiye için ana ihracat hedefi olmaya devam etti. Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkelere baktığımızda ilk 10’da 6 AB ülkesi görüyoruz. Birinci sırada ise Almanya geliyor. Dolayısıyla AB Türkiye için vazgeçilmez bir pazar ve Türkiye ihracatının yarısına yakını AB ülkelerine gidiyor.

GB’nin bir sonucu da Türkiye sanayisinin çeşitli kollarının Avrupa ve Alman üretim ve tedarik zincirlerine entegre olmasıdır. Türkiye hali hazırda hem Avrupa’nın hem de dünyanın önemli üretim sahalarından. Örneğin Toyota, Honda, Ford, MAN ve Renault gibi uluslararası markalar başta olmak üzere tam on dört uluslararası otomobil şirketi Türkiye’de otomobil üreterek hem Türkiye iç pazarında satmakta hem de dışarıya ihraç etmektedir.

2018 yılında Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon otomobil üretildi ve bunların yaklaşık yüzde 80’i ihraç edildi. Türk otomotiv sanayii AB’de otobüs üretiminde birinci sırada, kamyonet üretiminde üçüncü ve binek otomobil üretiminde ise yedinci sırada yer alıyor. Türkiye, küresel otomobil üretiminde 15. sırada yer almayı başarmıştır. Bunun önemini kavramak bakımından şu karşılaştırmayı yapalım: Almanya 5,12 milyon otomobil ile dördüncü sırada, Fransa 2,27 milyon otomobil ile onuncu sırada ve İngiltere 1,58 milyon ile on üçüncü sırada yer aldı 2018 yılında.

Modernizasyon gerekli

GB’nin modernizasyonunu gerekli kılan nedenlerin başında anlaşmanın tasarım hatasına sahip olması ve bünyesinde eksiklikler barındırması gelmektedir. Söz konusu tasarım hataları GB’nin işlevsel etkililiğini ve verimliliğini ciddi biçimde kısıtlamaktadır.

Örneğin Türk hükümeti ekonomik düzenlemeler ve AB’nin yapacağı serbest ticaret anlaşmalarında söz hakkına sahip olmak istemektedir. Şu anki yapılanmada Türkiye, örneğin ortaklık müzakerelerinde ne katılım ne de söz hakkına sahiptir. Yani ekonomik konularda egemenlik hakkından feragat etmiş, karşılığında ise herhangi bir söz hakkı elde edememiştir.

AB’nin üçüncü ülkelerle yapmış olduğu ticaret antlaşmaları Türkiye’yi tek taraflı olarak bağlamaktadır. Türkiye bu ülkelerle olan ticaretinde vergileri kaldırmak durumunda olup karşılığında ise bu ülkelere yaptığı ihracatta gümrük vergisine tabii tutulmaktadır. Ticaret anlaşması yapılan ülke pazarına Türk mallarının gümrüksüz girememesi Türk firma ve şirketleri için ciddi bir rekabet sorununa yol açmaktadır.

Bunun yanında 1995 yılında yürürlüğe giren GB anlaşması işlenmemiş tarım ürünlerini de kapsamamaktadır. Türkiye tarım ürünlerinin de kapsam alanına alınmasının yanı sıra ihracat prosedürlerinin kolaylaştırılmasını talep etmektedir. Türk tırları için ise nakliyat ve transit geçiş şartlarının yeniden düzenlenmesi ve kolaylaştırılmasından yanadır. Diğer taraftan ise AB, GB anlaşmasının kapsamının hizmet sektörünü ve kamu ihalelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini savunmaktadır.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusu en geç 2014 yılı itibariyle hem Türkiye’nin hem de AB’nin gündeminde. 2014 yılında Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir araştırma raporunda Gümrük Birliği’nin modernizasyonu yönünde görüş bildirmiştir. AB Komisyonu da bu yönde görüş bildirmesine rağmen gerek Türkiye ile AB arasındaki gerekse Almanya, Fransa, Hollanda, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ve Avusturya gibi ülkelerle yaşanan siyasal ve diplomatik gerginlikler sürecin tıkanmasına yol açmıştı. Geride kalan yıllarda Türkiye–AB arasındaki ilişkiler içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Özellikle 2016 yılındaki darbe girişimi ve sonrasında alınan sert güvenlik önlemleri Türkiye–AB ilişkilerini daha gerilimli bir noktaya taşıdı. AB ülkelerinde, özellikle de Benelüx, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde Türkiye’de demokratik ve hukuk devleti teamüllerinin dışına çıkıldığı yargısının yer etmesi, Türkiye’yi eleştiri oklarının odağına yerleştirmekle kalmadı, Türkiye–AB ilişkilerini de olumsuz yönde etkiledi.

Almanya’nın başkanlığı

Almanya’nın AB dönem başkanlığı ise Türkiye’de bazı kesimlerde bir ilerleme beklentisi oluşturmuştu. Ancak çok geçmeden bunun aşırı bir iyimserlik olduğu görüldü. Ayrıca Akdeniz’deki gerilimler de GB’nin tamamen gündemden düşmesine neden oldu.

Alman kamuoyu GB’nin modernizasyonu konusunda bir hayli kutuplaşmış durumda. GB’nin modernize edilmesini reddedenlerce sıkça tekrarlanan bir argüman ise böyle bir kararın Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işine yarayacağıdır. Bu argümana göre GB’nin yenilenmesi Türk ekonomisini güçlendirecek bu da Türk hükümetinin istikrara kavuşmasına katkı sağlayarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi konumunu güçlendirecektir. Yani toplumun bir kesiminde tamamen siyasi ve psikolojik gerekçelerle GB’nin yenilenmesine karşı çıkılmaktadır.

Öte yandan GB’nin modernizasyonu lehinde tartışanlar ise daha çok güvenlik politikalarına ve jeopolitiğe atıfta bulunmaktadırlar. Bu bağlamda sıkça tekrarlanan argümanlardan biri ise GB’nin yenilenmemesi durumunda Türkiye’nin rotasını Rusya’ya çevireceği yönünde. Diğer yaklaşımlar ise Türkiye sivil toplumuna, muhalif aktörlere ve Avrupa yanlılarına atıfta bulunmakta, GB’nin yenilenmemesinin ve AB’nin Türkiye’den uzaklaşmasının bu sözü edilen toplumsal kesimleri kaderine terk etmek anlamına geleceği yönünde düşünceler içermektedirler. Dolayısıyla bu kesimde de siyasal ve liberal-idealist, hatta müdahaleci (Türkiye siyasi-psikolojik destek sunma arzusu) gerekçeler öne çıkmaktadır.

Ekonomik ve fonksiyonel kıstasların kamuoyundaki tartışma ve kutuplaşmalarda öne çıkmaması sürecin ilerletilebilmesini bir hayli zorlaştırmaktadır.

Türkiye ve AB ülkeleri için olumlu sonuçları olacağı bilinse de pek çok hükümet Türkiye ile müzakere başlatma konusunda isteksiz davranmaktadırlar. Almanya ise AB-Türkiye ilişkilerinde ve karar süreçlerinde etkili bir veto oyuncusu haline gelmiş bulunmaktadır. Berlin hali hazırda GB’nin modernizasyonu hedefinden vazgeçmemiş olsa da Türkiye ile müzakereleri engelliyor.

Türkiye’nin önemi

Almanya kısa vadede, olağanüstü gelişmeler gerçekleşmediği sürece, tutumundan vazgeçmeyecektir. Ancak Berlin Türkiye’nin önemini de teslim etmektedir. Dolayısıyla ikili ilişkilerdeki düğümün biraz da psikolojik olduğunu belirtmek gerekiyor. Almanya Türkiye’den yeniden reformist bir sürece girmesini bekliyor ve Türkiye’nin bu konuda bir iki adım atması Berlin’in elini güçlendirecektir. Aksi takdirde 2023 yılındaki seçimlere kadar beklenilecek ki bu Türkiye açısından iktisadi bakımdan ciddi maliyeti olan bir durum olacaktır.

Yasar.Aydin@gmx.de

Not: Bu makalede tartışılan Gümrük Birliği konusu Alman düşünce kurumu SWP – Stiftung Wissenschaft und Politik bünyesinde Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Enstitüsü (CATS) için yapılan ‘Modernisation of the EU–Turkey Customs Union’ başlıklı araştırmada daha etraflıca tartışılmıştır.